http://www.dailymotion.com/videox5mwgu

Kazım Karabekir ( 1882)- (26.01.1948)

karabekir

Kazım KARABEKİR, 1882 yılında İstanbul’da doğdu. Mehmet Emin Paşa’nın oğludur. İlköğrenimini İstanbul, Van, Harput ve Mekke’de tamamladıktan sonra, 1896′da İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi’ni, 1899′da Kuleli Askeri İdadisi’ni, 1902′de Harbiye Mektebi’ni ve 1905′te de Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni bitirerek yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı. İki yıllık kıta stajını Manastır’da yaptı. İttihat ve Terakki’nin Manastır örgütünün kurulmasına katıldı. 1907′de kolağası (önyüzbaşı) rütbesi alarak İstanbul Harbiye Mektebi, tabiye öğretmen vekilliğine atandı. İttihat ve Terakki İstanbul örgütünün kurulmasında görev aldı. 2.Meşrutiyet’ ten sonra Edirne’de 2.Ordu 3.Fırka (tümen) erkân-ı harfliğine (kurmaylığına) atandı.

31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu’nda görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasının bastırılması harekâtında çalıştı. 14 Nisan 1912′de binbaşılığa yükseldi. Balkan Savaşı’nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı. 1914′te kaymakam (yarbay) rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi. Bir süre sonra İstanbul Kartal’da 14. Fırka komutanlığına atandı ve Çanakkale’ye gönderildi. Kerevizdere’ de Fransızlar’ a karşı üç ay savaştıktan sonra miralaylığa (albay) yükseldi. Buradan, İstanbul’da I. Ordu erkân-ı harbiye başkanlığına, sonra Galiçya’ ya gidecek ordunun ve ardından Mareşal Von der Goltz’ un erkân-ı harbiye başkanlığına atanarak Irak’a gitti.

1916′da Kutü’l-Amare’yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak’ta İngilizler’ le çarpıştı. 1917′de Diyarbakır’daki 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elaziz (Elazığ) cephelerindeki 2. Ordu komutanlığına vekâlet etti. 1918′de Erzincan ve Erzurum’u Ermeniler’ den ve Ruslar’ dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini ve Karaköse’ yi kurtardı. Aynı yıl Mirliva (Tümgeneral) oldu. Mondros Mütarekesi sırasında sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa’nın erkân-ı harbiye-i umumiye reisliği (genelkurmay başkanlığı) önerisini kabul etmeyerek Anadolu’da görev almak istedi. Önce Tekirdağ’daki 14. Kolordu Komutanlığı’na, ardından da Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanlığı’na atanmasını sağlayarak Nisan 1919′da göreve başladı. Devamını oku »

4787 okunma

21
Oca

Cem Sultan’ı kim zehirledi?

   Yazan: istanbultarih   Kategori Anasayfa

  

 

Fatih Sultan Mehmet’in üç oğlunun en küçüğü olan Cem Sultan birçok açıdan merak edilen bir tarihi şahsiyet. Osmanlı tahtına çok yaklaşmış ama hiç ulaşamamış… Tahta giden yolda verdiği mücadele sonucu hem Türk hem de Avrupa tarihi açısından en azından bir süre belirleyici olmayı başarmış. Şehzade olarak başlayan hayatı esaret altında Napoli’de son bulan Cem Sultan’ın kısa ömrü çok çarpıcı. Bazılarına göre ise çok hüzünlü…
Hüzün Cem’in hayatına esaret altında olduğu Fransa ve İtalya’da yerleşiyor… Ağabeyiyle içine girdiği iktidar mücadelesinde başarısız olunca Avrupa’ya kaçıyor. O dönem her gün biraz daha büyüyen Osmanlı karşısında çaresizlikten başka bir şey hissetmeyen Avrupa için büyük bir umut oluyor Cem. Onu ağabeyi Osmanlı padişahı II. Bayezid’e karşı bir tehdit unsuru olarak yıllarca kullanıyorlar. Devamını oku »

6844 okunma

11
Oca

Hangi ülkede kaç tane Türk Şehidliği var?

   Yazan: istanbultarih   Kategori Araştırma, Haberler

Türkiye’ye en uzaktaki şehitlikler Japonya, Güney Kore ve Mymanmar’daki şehitlikler olurken, en fazla şehitlik ise sırasıyla Azerbaycan, KKTC ve Ukrayna’da yer alıyor.

Yurtdışında 34 ülkede 78 Türk şehitliği bulunuyor. Türkiye’ye en uzaktaki şehitlikler Japonya, Güney Kore ve Mymanmar’daki şehitlikler olurken, en fazla şehitlik ise sırasıyla Azerbaycan, KKTC ve Ukrayna’da yer alıyor.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Malta’dan Hindistan’a kadar çok geniş ve farklı coğrafyada Türk şehitliği bulunuyor.

Türk şehitliğinin bulunduğu ülkeler; Devamını oku »

13536 okunma

“Ya ben Şehri alırım ya da Şehir beni”
FATİH SULTAN MEHMED

1453 yılına dönmeye, İstanbul’un Fethi’ne tanıklık etmeye hazır mısınız? Tarih alanında pek çok önemli çalışmaya imza atan Prof. Dr. Feridun M. Emecen’den İstanbul’un fethi üzerine muhteşem bir araştırma… Hem Doğu hem de Batı dünyası için büyük önem arz eden bir şehir İstanbul… Bir yanda köklü bir imparatorluk Bizans, diğer yanda da Doğu’nun yükselen gücü Osmanlılar ve küçük yaşta babası tarafından tahta çıkarılan ve katı bir siyasi mücadelenin içine itilen Fatih Sultan Mehmed…

Bu beklenmeyen başarı, İstanbul’un fethi, bir bakıma Batı dünyasının siyasi ve askerî ilerlemesine Müslüman dünyasının bir cevabı niteliğindeydi. Bununla da bitmeyecekti; İslam dünyasının en güçlü temsilcisi olan Osmanlı Türklerine Orta Avrupa’ya kadar uzanacak yeni hedeflerinin kapıları da açılacaktı.

Peki adı tarihte yer etmiş bu başarılı padişah Fatih Sultan Mehmed kimdi?
Şahsi dünyası, kişisel görüşleri, 21 yaşında “Fatih” olmasını sağlayan etkenler nelerdi?
İstanbul’u almak için kurduğu hayaller neydi, kuşatmaya hazırlık aşamalarında neler yaşanmış ve fetih nasıl gerçekleşmişti?
Gemiler gerçekten de Haliç’ten bir gecede yürütülmüş müydü?
Kuşatma boyunca yaşananları Doğu ve Batı dünyası nasıl yorumlamıştı?
İstanbul’un fethinin kıyametle kurulan tarihsel bağlantısının ardında yatan sebepler nelerdi?
Kıyamet beklentisi niçin İstanbul’un fethiyle özdeşleştirilmişti?

Bu ve bu şanlı fetih üzerine merak edilen daha pek çok soru, ilk defa yayınlanan belgeler, özel savaş resimleri, haritalar ve akıcı bir üslupla Prof. Dr. Feridun M. Emecen tarafından araştırılıp yazıldı; Fetih ve Kıyamet / 1453…

6257 okunma

 
Evet evet! Kitap olarak dahi ayrıca tab‘ ederiz. Hem yalnız bunu değil Hanımlar Gazetesi’ne derc olunan makâlelerinizi de katıp bir “Müntehebât-ı Fatma Aliye” vücûda getiririz. İster iseniz bana yazdığınız birkaç en güzel mektubu da bu meyâna idhâl eyleriz. Daha ister iseniz sizin ve benim en müntehab mektublarımızdan “Muhâberât-ı Fatma Aliye ve Ahmed Midhat” meydana koyarız. Bunu da kadınlar kütübhânesine rağmen yaparız.
Ahmed Midhat EfendiElinizdeki bu eser, hâce-i evvel Ahmed Midhat Efendi’nin 115 yıl önce, kendi tabiriyle “asrın ferîdesi”, “Feylesof” talebesi Fatma Aliye Hanım’a bir mektubunda dile getirdiği temennilerinin büyük oranda kendi yazdığı mektuplardan müteşekkil kısmının ete kemiğe bürünmüş halidir. Gönül ister ki Fatma Aliye Hanım’ın Ahmed Midhat Efendi’ye yazdığı mektuplardan oluşan diğer kısım da bulunur ve bu samimi temenniyât Ahmed Midhat Efendi’ye yakışır bir şekilde külliyâta dönüşür.

Ahmed Midhat Efendi, Fatma Aliye Hanım’a yazdığı bu 245 adet mektupta sadece içinde bulunduğu hâlet-i ruhiyeden veya başından geçen olaylardan bahsetmemiş tam manasıyla “mektupla dersler” vermiştir. Gün gelmiş Fatma Aliye’nin yazdığı yazıları eleştirmiş, gün gelmiş onunla “roman nasıl yazılır”ı tartışmış ve gün gelmiş Fatma Aliye’ye, kendisiyle görüşmek isteyen yabancı gazetecilerle nasıl konuşması gerektiğini öğretmiştir.

Kendi dönemlerinde belki yalnızca hoca-talebe arasındaki iletişimi sağlayan bu mektuplar, zamanımızda Tanzimat’ın son dönemi ile Meşrutiyet döneminin edebî, siyasî ve kültürel ortamını anlamamıza yarayan önemli birer belge niteliğindedir.

7482 okunma

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 ...61 62 63 Geri