Osman Nihat BİŞGİN

1986'da İstanbul'da doğdu. 2009 yılında İstanbul Üniversitesi ingilizce öğretmenliğinden mezun oldu. Aynı Üniversitede Yakınçağ tarihi yüksek lisansını Seyyid Ali Efendi'nin Fransa sefareti isimli tez çalışması ile tamamladı. Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Siyaset ve Sosyal bilimler programında doktora ögrencisidir. Uzun süredir Milli saraylarda rehberlik faaliyetinde bulunmaktadır. Iyi düzeyde İngilizce, Fransızca ve orta düzeyde Arapça bilmektedir.

31 Mart’ın Ardından: Bir Padişah, Bir Başkatip, Bir Koridor

Hâlid Ziya Uşaklıgil’in Saray ve Ötesi isimli eserinden Dolmabahçe Sarayındaki Harem bağlantı koridorunda yaşanmış bir tarihi günü açıklıyor.

30 Ocak 2017 14:08
A
a

Dolmabahçe Sarayı’ndaki hatıralarını en güzel ve en edebî biçimde aktaranlardan biri hiç şüphesiz ,Servet-i Fünûn akımına mensup Hâlid Ziyâ Bey’dir (Uşaklıgil).
 
Mabeyn-i Hümâyûn Serkâtibi ünvanıyla sarayda bulunan Hâlid Ziyâ Bey’in şahitlik ettiği olaylar, kaleme aldığı Saray ve Ötesi kitabıyla günümüze ulaşır ve II. Meşrutiyet dönemi saray teşkilâtı ve icrâsı noktasında kaynak teşkil eder.
 
Dolmabahçe Sarayı rehberleri olarak, her gün yüzlerce ziyaretçi ile insanların ve mekânların hatıralarını paylaşırken bazen o zamanda yolculuk eder gibi oluruz.


 
Saray bize, onun ihtişamı karşısında büyülenen ve inceliklerinden (henüz) bîhaber olan ziyaretçiden farklı bir halde temessül eder. Dolayısıyla içinde yaşanan, kimi zaman halkını ağlatan, kimi zaman tüm sarayı sessizliğe boğan ve kimi zaman da sürûra gark eden anılar dilimizden dökülüverir. Ancak anıların sahipleri elbette çok farklı ifade etmişlerdir bu anıları…
 
Paylaştığımız bu bölümde, 31 Mart Vakası  sonrasında  kurulan  Divan-ı Harp kararlarının, Sultan V. Mehmed Reşad tarafından onaylandıktan sonra, Sultanı saran ve sarayı kaplayan kasvetli havayı ve her gün defalarca geçtiğimiz Selamlık- Harem bağlantı koridorunun karar gününün gecesinde nasıl göründüğünü Halid Ziya Bey’den aktarıyoruz:


 
"Bu harem yolu Mabeyn'in son kısmından başlayarak ve Mu’ayede   Salonu'nu   dolaşa dolaşa giderek Harem-i Hümâyûn'un bu salonla bitişik kısmına müntehî olan bir yoldur ki oldukça uzundur. Mu’ayede Salonu'ndan bakılınca bu yolu kısmen, basık kafeslerle örtülmüş olarak fark etmek mümkündür. Harem-i  Hümâyûn halkı Mu’ayede merasimini bu kafeslerin önüne serilmiş minderler üzerinde oturarak temaşa  ederlerdi. Ben bu yolu bir çok kere geçerek Mabeyn'den Harem'e  çağrılmıştım. Mabeyn tarafında demir kapı vardı ve Mabeyn'de nöbet tutan musahib bu kapıyı anahtar ile açar, yola girilince tekrar içeriden kilitler, bir hayli yürünüp  yolun  Harem cihetinde nihayetine varılınca, burada da bir ikinci demir kapı karşısında   bulunulurdu.    Musahip buna yumruğu ile yahut elindeki anahtarla vurur, içeriden Harem nöbetini tutan musahip kapıyı açar ve bu suretle Harem'e girilince tekrar kapı kilitlenirdi.

Gündüz  halini  pek  iyi   bildiğim  bu yolu birinci defa olarak gece geçiyordum. Hünkâr bana hiçbir kelime söylemeden yürüdü. Musahibin elinde büyük bir gümüş fener vardı ve  yolun üzerinde müsavi fasılalarla gene büyük bir kıt'ada, ve pek güzel gümüş fener sıralanıyordu. Nihayet Harem'e yaklaşınca Hünkâr bana yavaş sesle - önden yürüyen musahibe mi işittirmemek istiyordu, yoksa bu tenha ve loş yolda kendi sesinden  mi  tevahhuş  ediyordu - herhâlde adeta   ürkerek: ‘‘Ne   olacak?...’’  dedi. Cevap veremedim, zaten buna lüzumda kalmadı. Kalbî merakını tefsir eden ve istemeden dudaklarından çıktığında şüphe olmayan bu sualden galiba utanmış olacak ki hemen arkasından: 'Belki bu gece size bir hizmet düşer diye Mabeyn'de kalmanızı istedim.' dedi ve artık Harem kadar gelinmişti, Harem  nöbetçisi de  kapıyı açmıştı, biraz durarak ilave etti:
 
'İnşallah    rahat    uyursunuz…' Selâmladım. Bu suretle veda etmiş oldu  ve  Harem'e  girdi, arkasından kapı kilitlendi. Ben de Mabeyn  nöbetçisi  musahiple  gene  o  yolu  Mabeyn'e doğru geçmeye başladık. Musahip  her  fenere  geldikçe ilişip mumu söndürüyordu. Nihayet Mabeyn kapısı da  kilitlendi,  beni  yazı  odama  kadar  getirdikten sonra  çekildi."
 
Hâlid Ziyâ Bey o gecenin hatıralarını bitirirken hiç rahat bir uyku çekemediğini de itiraf eder. Her ne kadar kendisine o gece bir vazife düşmese de, Sultan’a yakınlık ateş-i sûzan değil midir?
 
Kaynak
Halid Ziya Uşaklıgil, Saray ve Ötesi, İstanbul 1965, İnkılâp ve Aka kitapevleri Koll. Şti., s. 86-87.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde