“TAŞA KAZINAN TARİH” OSMANLI MEZAR TAŞI KİTÂBELERİNİN ANLAMI

Okunma: 405
Araştırma-İnceleme 23 Mayıs 2017 18:49
Videoyu Aç “TAŞA KAZINAN TARİH” OSMANLI MEZAR TAŞI KİTÂBELERİNİN ANLAMI
A
a

Millî Mücâdele döneminde, Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurma girişiminin bulunduğu sırada, Erzurum’a gelen Amerikan heyetinden General Harbord’a, Erzurum Belediye Reîsi pencereden mezarlıkları işâret ederek: “….İşte Türk mezarlığı, işte Ermeni mezarlığı; bu Ermeniler ölülerini yemediler ya!..” demiştir.

Tabii ki, küçücük Ermeni mezarlığı yanında, Müslüman mezarlığı çok daha büyüktü. Böylece vatanın gerçek sahibini tespitte mezarlıklar önemli bir argüman olmuştur. Esasen tarihî eserler, bütünüyle bir memleketin tapusu ve karakteri hüviyetindedir.     

Osmanlı mezarlıkları ve mezar taşları dün olduğu gibi bugün de herkesin ilgisini çekmektedir. Çünkü bu mezarlıklar, endamlı servileri, rengârenk çiçekleri ve sanat şâheseri taşlarıyla insana huzur veren mekânlardır. Eski mezarlıklarımızda ölümün, insana ürperti veren soğuk yüzü görülmez. Osmanlı Medeniyeti buraları birer “mânevi istirahat bahçesine” çevirmiştir. Mezar taşı kitâbeleri yapıları itibariyle de sanat ve estetiğin konusu olmuşlardır. Çok ince taş işçiliği, çeşitlilik arz eden başlıkları, taşıdıkları edebî ifadeler ve yazı sanatının çok güzel örneklerini taşımaları onları önemli kılmıştır. Ayrıca kişi ile ilgili en doğru bilgiler mezar taşlarından elde edilmiştir. Meselâ, Sicill-i Osmâni müellifi Mehmed Süreyyâ kitabını telif ederken büyük ölçüde mezar taşlarından faydalanmıştır.     

Her zaman öğündüğümüz medeniyetimizde, mezarlık alanları şehir dışına, hayatın dışına taşınmamış, devamlı göz önünde olan yerlere yapılmıştır. Önemli kişilerin türbelerinin etrafı, cami hazîreleri, bazen mahallenin en mevkî yeri, mezarlık alanı olarak tahsis edilmiştir. Bir manada insanlar ölüleri ile birlikte yaşamış, bundan da huzur duymuşlardır. Bu sayede, devam edip giden hayatta fâniliklerini hiçbir zaman unutmamış, devamlı iyilik ve güzellik peşinde olmuşlardır. Her gün beraber oldukları yahut önünde geçerken hayır dua ile andıkları bu mezar sakinleri, onlara hayatın fâniliğini, geçiciliğini hatırlatarak, kalıcı güzelliklere yönelmelerini hatırlatmıştır.

Hayatın her safhasında gerçek güzelliği yakalama gayreti, mahallenin bu mezar köşesinin de estetikten nasiplenmesini sağlamıştır. Kadın mezar taşına ayrı bir güzellik, erkek mezar taşına ayrı bir özellik verilmiştir. Mezar taşına yazılan edebî ifadeler, düşürülen tarih mısraları, hayatı şuurla yaşamanın bir ifadesi olarak görülebilir.
 

Zeytinburnu Mezarlıkları

Zeytinburnu, tarihi doku olarak görülen Suriçi İstanbulunun hemen yanı başında, suriçi ile yakın münasebeti olan bir yerleşim yeri olmuştur. Merkez Efendi Külliyesi, Seyyid Nizam Tekkesi, Kazlı Çeşme, Yenikapı Mevlevihanesi ve Erikli Baba Tekkesi bunun en açık misâlidir.

Sur boyunca uzanan mezarlık alanları, buraya rûhâni bir hava kattığı gibi geçmişle olan bağını da güçlü kılmıştır. Geniş mezarlık alanları ve Hazîrelerde bulunan binlerce mezar taşı kitâbesi tarihî önemi hâizdir. Mezar taşlarının sanat özelliği, en boy ve derinlik taşımaları ile özgün oluşları, yazı sanatının güzelliklerini taşıması yanında birçok ifade zenginliğini de barındırmaktadır.
Eski Türk mezarlıkları açık havada teşekkül etmiş bir kıyafet, mimarî, tezyinat, hat müzesi hükmündedir. Dindar bir insan için mezarlık, ibret nazarlarının çevrildiği yer, bazı insanlar için de sevdiklerini sırladıkları bir makamdır. Ruhunun derinliklerine inip, yalnız kalmak isteyen çoğu insan da mezarlıklara yolunu düşürür.
 
Zeytinburnu’nda Merkez Efendi ve Seyyid Nizam Hânkâhı, Yenikapı Mevlevîhânesi, Erikli Baba Tekkesi etraflarında ve Topkapı’da geniş mezarlık alanları oluşturulmuştur. Sosyal, dîni ve kültürel açıdan önemli olan bu mekânlarda çok önemli kişiler defnedilmiştir. Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de önemli kişilerin bu mekânlara defni devam etmiştir. Mûsa Muslihiddin (Merkez Efendi), Seyyid Nizam, Ahmed Kemâl Dede, Aşçı Dede, Hattat Kayışzâde Hâfız Osman Efendi, Hattat Şevkî Efendi, Tanbûri Cemîl, Tepedelendi Ali Paşa gibi zevâtın defnedildiği bu makberelere yakın tarihte Halide Edip Adıvar, Tahsin Öz, Ressam İbrahim Çallı, Sadettin Kaynak, Rızâ Nûr, Abdülhak Şinâsi Hisar, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ekrem Hakkı Ayverdi, Sâmiha Ayverdi, Kenan Büyükaksoy (Rıfâi), Şemseddin Yeşil, Hattat Halim Özyazıcı, Ressam Sami Yetik, Mükrimin Halil Yinanç, İbnülemin Mahmud Kemal İnal ve daha birçok zât eski tabirle “defn-i hâk-i ‘ıtır-nâk” edilmiştir.

Mezarlık alanları idari bakımdan iki sınıfa ayrılmaktadır. Hazîre olarak adlandırılan mezarlık alanları, idari bakımdan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı bulunmaktadır. Buralara yeni gömü yapılması ilgili yasa gereği, Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanı’nın onayına bağlı bulunmaktadır. Bu bakımdan, bu sınıfa giren mezarlıklarda bulunan tarihi mezar taşları kısmen korunabilmiştir. Hazîre haricindeki mezarlar, idari bakımdan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olup, buralara yeni gömü yapılması nedeniyle, tarihi taşlar büyük tahribe maruz kalmıştır.

Eski eserlere karşı süren ilgisizlik yanında, tarihi mezarlıklara yeni defnin devam etmesi mezarlık ve mezar taşı kitâbelerinin büyük ölçüde tahribine sebep olmuştur. Ecdadının mezar taşını okuyamayan neslin tahribi, çok daha acımasız olmuştur. Tahrip edilen, temel taşı ve bahçe duvarı yapılan taşlar yanında, tamamen sahipsiz kalan tarihi taşlar, kimi mezar taşı ustalarına hammadde olmuştur. Bu yapılanlar sadece taşların yok olmasını intâc etmemiştir; koca bir tarih yok edilmiştir!..
 

Mezar Taşı Kitâbelerinin Yapısı

Mezar taşı kitâbelerinde üç önemli özellik, sanat göze çarpmaktadır. Taş işçiliği, yazı sanatı ve Mezar taşlarında bulunan dini ve edebi ifadeler... Yapı olarak Mezar taşları birbirlerine benzer özellikler göstermektedir. Ana farklılık erkek ve bayan Mezar taşlarında görülür. Erkek Mezar taşlarında ölünün statüsüne göre bir başlık bulunmasına karşın, kadın Mezar taşlarında çiçek motifleri başlık olarak yer alır.   

Osmanlı’da batılı anlamda bir heykel geleneği yoktur. Batıda en, boy ve derinliği olan insan ve hayvan figürleri çalışılmasına karşılık, Osmanlı’da özellikle mimari unsurlarda çok farklı bezemelere sahip taş işçiliği kullanılmıştır. Bunun yanında mezar taşı kitâbeleri, taş işçiliği olarak çok zengin örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Genelde, kadın ve erkek mezar taşı olarak iki gurupta toplanan bu taşlar, kendi içinde de farklılıklar göstermektedir. Erkek Mezar taşlarında, sosyal statü gereği başlıkları çok çeşitlidir. Erkek Mezar taşları başlık taşımalarına karşılık, kadın Mezar taşlarında daha çok kadın zerâfetini yansıtan çiçek motifleri bulunmaktadır.

Kadın olsun erkek olsun bir mezar taşı kitâbesinin yapısı (farklı tasnifler yapılabilirse de) şu bölümlere ayrılabilir.
1-Başlık ve Sembol
2-Serlevha
3-Kimlik
4- Dua
5- Tarih
 
Şüphesiz bu tasnif ana başlıkları itibariyle yapılmıştır. Bu bölümler çoğu zaman yer değiştirebildiği gibi, birbiri içine yedirilmiş olarak da yer alabilmektedir. Yine bazı taşlarda bu bölümlerin biri yahut ikisi yer almamaktadır. Bazı mezar taşlarında manzum ifadeler yer almakta, bazı mezar taşlarında ölüm tarihi bulunmadığı gibi bazı Mezar taşlarında, mevtanın ölüm günü saati ile verilmiştir.
 
Mezar Taşı Başlıkları
Erkek mezar taşı kitâbelerinde mevtanın sosyal hayattaki statüsünü yansıtan, başlıklar ve semboller mezar taşı kitâbelerine işlenmiştir. Her halde dünya üzerinde pek az toplum, mezar taşlarını usta işi bezemeler, lâleler, sümbüller ve sair nebatat ile süsleyip mezarlıklarını Osmanlılar kadar şenlendirebilmiştir. Şüphesiz erkek mezar taşlarının en dikkat çeken kısmı başlıklardır. Başlıklar üç ana kısma ayrılabilirler:

Kavuklar
Kallavi Kavuk
Mücevveze Kavuk
Burma Sarıklı Kavuk
Kafesi Sarıklı Kavuk
Kâtibi Kavuk
Örfi Kavuk
Yeniçeri Başlığı

Fes
Mahmûdi Fes
Azîzi Fes    
Hamidî Fes

Tarikat Başlığı
Mevlevi Tâcı 
Kadirî Tâcı 
Nakşî Tâcı 
Bektaşî Tâcı 
Sünbülî başlığı

Osmanlılar’da mezar taşlarının asıl amacının bir insan tasviri yaratmak olmadığı, aksine, o insanın pâyesini, daha alt katmanda kimliğini ortaya çıkarmak, kısacası taşın sahibini tanıtmak olduğu görülecektir. Kişinin genç yaşta ölmüş olduğunu belirten çiçek, hacı olduğunu belirten hurma ağacı, idam edildiğini anlatan boyun kısmındaki kement, mesleklerini yansıtan tulumba, çapa, ok-yay – ki namlı bir kemankeş olduğuna işaret eder - ve okur-yazarlığına delâlet eden kalem-divit gibi simgelerde de, kişinin kimliği ile ilgili daha özel bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Bu yüzden, serpuşun ve diğer simgelerin mezar taşlarındaki anlamı, son derece büyüktür. Osmanlılar’da sosyal statünün en önemli göstergesi olan kavuklar, bu nedenle mezar taşlarının da en belirleyici özelliği olmuşlardır.

Kavuğun en eski türü, sivri ve dilimli bir külaha geniş olarak sarılmış burma destarla kuşatılan iri kavuklardır. Sahibinin zenginliğinin göstergesi olarak iri sorguç kabartmaları ile süslenen bu tür kavuklar, XVI. yüzyılın başlarından itibaren görülmeye başlar ve XVII. yüzyılın sonlarına doğru ortadan kaybolur. Ancak bu süre zarfında sultanların sandukaları üzerinde, sadrazam, vezir ve paşa gibi üst düzey devlet görevlileri ile, henüz küçük yaşta vefat eden çocukların mezar taşları ve sandukalarında kullanılan bu kavuğun, geniş bir kullanıcı kitlesine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Zeytinburnu Mezarlıklarında bu kavuktan sade iki tane bulunmaktadır.

Bunların ortadan kalkmasından sonra görülmeye başlayan kallavi ise, aslında sadrazam, vezir ve üç tuğlu paşaların kullandığı, bir tür tören başlığı idi. Gündelik kullanımda çok az yeri bulunan bu kavuğun mezar taşlarındaki kullanımı, tamamen semboliktir.

Daha çok orta ve alt tabaka ulema sınıfı ve kadılar tarafından kullanılan, dilimli ve basık bir takkenin etrafına kılıçlamasına sarılan destar ile oluşturulan tür ise bu grubun üyelerini belirlemektedir. Ancak zamanla yaygınlık kazanan bu tür başlıklar, herhangi bir tarikata mensup olan siviller ve dervişler tarafından da kullanılmaya başlanmıştır. Bunların farklılığı ise, takkenin dış yüzünde, dikişlerle oluşturulan ve her tarikatta farklı sayıda olan dilimlerle belli olmuştur.

Destarının kafes biçiminde sarılmış olması nedeniyle “kafesî” olarak adlandırılan tür ise, daha çok dîvan ve sadâret kâtipleri, tevkiî, beylikçi, reisü’l-küttâb, defterdar, tersane ve darphane emini gibi hâcegân ünvanına sahip olan kişiler tarafından kullanılmaktaydı. “Kalafat” olarak adlandırılan ve üst kısmı mantar şeklinde sonlanan tür, bu modelin en belirgin örneklerinden biridir. Ancak bunun kullanımı, yüzeyi yivlerle zenginleştirilmiş düz tepeli silindirik kavuğa sahip olan türün yanında daha nadirdir. Yine bu türün içinde bulunmakla birlikte, dilimli küre şeklinde olması ile diğerlerinden ayrılan bir tür vardır ki, bu serpuşu kullanan kişilerin sosyal statüleri de farklıdır. Zira daha çok divan kâtipleri tarafından kullanılan diğer türlerin aksine, kapıkulu tabir olunan sipahiler tarafından kullanılmaktaydı. Nitekim XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren, daha alt kademelerde bulunan kâtipler de, bu başlığı kullanmaya başlamışlardır.

Ancak bunlar gibi katipler ve memurlar, “katibî” olarak adlandırılan kavuğu kullanmaktaydı. Osmanlı dönemi mezar taşlarında en sık rastlanan serpuş türü olan kâtibinin, bir kaç değişik türü bulunmaktadır. Bu serpuşun kullanım aralığı ise, XVII. yüzyılın başlarından, XIX. yüzyılın ortalarına kadar uzanmaktadır. Öte yandan bu türün kullanıcı grubuna bakıldığında ise, kâtiplerin yanı sıra, aralarında saray görevlileri, kapıkulları, değişik meslek gruplarına mensup kişiler ve hatta alt kademe din görevlilerinin de bulunduğu geniş bir kitle tarafından kullanıldığı dikkati çekmektedir.

Tarikatlara ait başlıklar da, ilk bakışta kendilerini belli ederler. Özellikle Mevleviler’in kullandığı, etekte genişleyen tepesi yuvarlak silindir şeklindeki sikkeler dikkat çekicidir. Mevlevi dervişleri bu başlığı kullanırken, dede statüsünde olanlar bu sikkenin alt kısmına destar dolamaktaydılar. Bektaşiler’in kullandığı on iki terkli ‘hüseyni’ ve dört terkli ‘edhemi’ tacları da, ilk bakışta ayırt edilebilen başlıklardır. Diğer tarikatlarda ise, takkenin üzerindeki dilim sayısı belirleyici olmaktadır. Bayrami Tarikatı altı terkli takke kullanırken, Celveti Tarikatı on iki terkli takke kullanmaktaydı. Öte yandan sivil ve resmi kişilerin bu tarikatlarla olan ilişkileri, daha çok mezar taşları üzerine işlenen simgeler vasıtasıyla belirtilmekteydi. Tarikate girmeyip sadece “muhib” olarak kalanların taşlarına bu başlılar konulmamış, sadece rölyef olarak işlenmiştir.   

Belirlenmesi kolay olan bir başka başlık ise, kadınların kullandığı “hotoz” adı verilen özel başlıklardır. Genellikle basık yarım küre şeklinde olan bu başlıklar, bazen dilimli ya da halkalı olabilmekte, bazı örneklerde ise yüzeyin dönemin üslubunda desenlerle bezendiği görülmektedir. Boyun kısımları çoğunlukla çiçek demetleri ile bezeli olmakla birlikte, maddi gücünü yansıtmak isteyenlerin, muhtemelen sağlıklarında sahip oldukları kolye, gerdanlık gibi ziynet eşyalarını nakşettirdikleri de görülmektedir. Onlar da kendi sosyal statülerini, herhalde böyle belirtmişlerdir.

Kullanıcı grubunu ilk bakışta yansıtan serpuşlar ise, hiç şüphesi “zerrin” olarak adlandırılan başlıklar ile yeniçerilerin giydiği “börk” adı verilen özel başlıklardır. Tabii ki bunlara, “tac” ve “sikke” adı verilen, tarikatlara ait özel başlıkları da eklememiz gerekir. Çuhadar, hazinedar, hasodabaşı gibi Enderun’da görev alan üst düzey memurlar tarafından kullanılan zerrin, genellikle tepesi yuvarlatılmış silindir şeklindedir. Ancak sıklıkla karşılaşılmıyor olsa da, yine tepesi yuvarlak olup aşağıya doğru daralan değişik bir türü daha vardır. Üzeri son derece süslü olan bu başlıklar, 1829’daki kıyafet devriminden sonra ortadan kalkmıştır. 1826’daki Vaka-i Hayriye neticesinde lağvedilen Yeniçeri Ocağı ile birlikte tarihe karışan börk ise, daha da şanssızdır. Ocağa duyulan nefret yüzünden, vak’a esnasında ocağa ve ocaklılara ait bir çok şey ile birlikte, İstanbul mezarlıklarında bulunan çok sayıda börk serpuşlu yeniçeri mezar taşı da tahrip edildiği için, günümüze çok az sayıda örnek ulaşabilmiştir. Kaynaklarda, Zeytinburnu Silivrikapı Mezarlığı’nda bulunan Yeniçeri Mezar taşları resimleri ile birlikte verilmiştir. Fakat, bugün bu taşlar yerlerinde bulunmamaktadır. Fakat dardağan tabir edilen başlığa sahip Yeniçeri mezar taşlarına yer yer rastlanmaktadır.
 

Doç.Dr.Süleyman BERK
Yalova Üniversitesi Öğretim Üyesi

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde