Hilalin Gölgesinde Bir Medeniyet Okuması: Seyyahların ve Elçilerin Ramazan Günlüğü

Seyyahın Gözünden 11 Mart 2026 08:50
Videoyu Aç Hilalin Gölgesinde Bir Medeniyet Okuması: Seyyahların ve Elçilerin Ramazan Günlüğü
A
a

Ramazan ayı, İslam dünyası için sadece bir takvim yaprağı ya da ferdi bir ibadet dönemi değildir.

Tarihin tozlu sayfalarına, seyyahların mürekkep kokan defterlerine ve diplomatların hüzünlü mektuplarına baktığımızda görürüz ki; Ramazan, bu coğrafyanın bin yıllık "kimlik kartı" ve sönmeyen bir "medeniyet feneridir."


Şehrin Kalbinin Durduğu O An: Evliya’nın İstanbul’u

17.yüzyılın o bitmek bilmeyen enerjisiyle İstanbul’u arşınlayan Evliya Çelebi, Ramazan’ı gündelik hayatın monotonluğunu kıran devasa bir "sosyal festival" olarak resmeder. Onun anlatımında 1640’ların İstanbul’u, iftar topuna kadar derin bir uykuya dalmış gibidir. Ancak güneş batarken surlara akın eden halkın beklediği o "sessizlik anı", aslında bir dirilişin habercisidir.

Evliya, o muazzam betimlemesinde der ki: "Top patladığı an İstanbul’da nefesler tutulur, şehrin kalbi bir an durur; sonra binlerce evden yükselen çatal-kaşık sesiyle şehir yeniden dirilirdi." O akşam bir konak kapısında tanımadığı bir beyefendiyle "has ekmek" ve "gül şerbeti" eşliğinde açılan oruç, sadece karın doyurmak değil, zenginle fakirin aynı sofrada eşitlendiği bir "insanlık sofrası" kurmaktır.




Bir Yabancının En Güvende Olduğu Ay: İbn Battuta ve Anadolu

Evliya’dan üç asır önce, 14. yüzyılın hukukçu seyyahı İbn Battuta, Anadolu’nun kalbinde, Eğirdir’de bir "dayanışma mucizesine" şahitlik eder. Battuta için Ramazan, "yabancının en güvende olduğu" aydır. Ahi zaviyelerinin kapısında bir yabancıyı ağırlamak için adeta kavga eden, birbirini kıskanan o cömert insanları gördüğünde şaşkınlığını gizleyemez. Onun Rıhle’sine düştüğü notlar, bir inancın nasıl tıkır tıkır işleyen bir vakıf kültürüne ve toplumsal güvenliğe dönüştüğünün en sarih belgesidir.


Gurbetin Soğuk İftarları: Viyana’da Bir Kimlik Zırhı

Tarih 19. yüzyıla evrildiğinde, Ramazan bu kez bir "özlem" ve "direniş" biçimi olarak karşımıza çıkar. Viyana elçiliğinin penceresinden karlı sokaklara bakan Sadullah Paşa, ne bir ezan ne de bir top sesi duyabilmektedir. Elçilik mutfağından gelen hafif bir pilav kokusu, onu İstanbul’un hummalı gecelerine götürürken yanındaki katibe fısıldadığı şu sözler, aslında bir medeniyet savunmasıdır:

"Burada oruç tutmak, kendi vatanını kalbinde taşımaktır. Eğer biz bu disiplini burada devam ettirmezsek, yarın vatanın kendisini nasıl hatırlayacağız?"

Onlar için iftar sofrası, Avrupa aristokrasisi karşısında kuşanılmış manevi bir zırh, unutulmaması gereken bir aidiyet nişanesidir.



Karanlığın İçinden Doğan Nur: Batılı Gözüyle "Doğu’nun Karnavalı"

Ramazan’ın yarattığı bu estetik büyü, rasyonel Batılı zihinleri bile teslim almıştır. 1874’te Galata Kulesi’nden İstanbul’u izleyen Edmondo de Amicis, minareler arasında bir sihir gibi beliren mahyaları gördüğünde sarsılır. Gökyüzüne ışıkla yazılan duaları izlerken günlüğüne şu ibretlik notu düşer: "Avrupa’nın tüm festivalleri, bu ışıkların yaydığı huzurun yanında sönük birer kandil gibi kalır."


Sonuç Yerine…

Evliya’nın coşkusundan Sadullah Paşa’nın vakur hüznüne; İbn Battuta’nın hayretinden Amicis’in hayranlığına kadar tüm yollar aynı kapıya çıkar: Ramazan, bu toprakların sadece inancı değil, estetiği, adaleti ve ortak hafızasıdır. Bugün bizler de sofralarımıza sadece ekmeği değil; bu kadim seyyahların, elçilerin ve bilgelerin taşıdığı o büyük mirası buyur ediyoruz.

 

Yaşar Akkurt

Sanat Tarihçisi

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

İstanbul'dan Dünya'ya Tarih'in İzinde