Ne güzeldir tüm insanlara kardeşim diyebilmek, insanları din, dil, ırk ayrımı yapmadan hiçbir menfaat gözetmeksizin Allah rızası için sevebilmek, ve bu uğurda insanlığa hizmet edebilmek…

Dünya’nın dört bir yanından gelip Türkiye’de bizlere misafir olan kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılamak ve onlarla olan bağlarımızı kuvvetlendirmek amacıyla hizmet veren Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği’ni ve faaliyetlerini Bâb-ı Âlem Yönetim Kurulu Başkanı Mehmed Ali Bolat ile konuştuk…

Röportaj: İBRAHİM AKKURT

1- Bâb-ı Âlem nedir, nasıl ve hangi amaçlarla kuruldu?

            Bâb-ı Âlem,  yurtdışından Türkiye’ye okumak için gelen öğrencilere eğitim ve rehberlik hizmeti vermek amacıyla kurulmuş uluslararası bir öğrenci derneğidir. Özelde Bâb-ı Âlem, genel olarak misafir öğrenci çalışması diye adlandırabileceğimiz bu çalışmaya 2004-2005 yıllarında başlandı. Bu çalışma İHH İnsani Yardım Vakfı içinden bir grup gönüllü tarafından başlatıldı. Eğitim görmek için ülkemizden bulunan Çeçenistan, Filistin, Bosna-Hersek gibi savaş ve doğal afet yaşanmış bazı ülkelerden öğrenciler burs ve sosyal yardım talebiyle İHH’ya başvurdular. İşte bu noktada ülkemizde misafir öğrencilerle ilgili çalışma alanında bir boşluk olduğu orta çıktı. Bu alandaki ihtiyaçları karşılamak için 2004 yılı Temmuz ayında SADER (Sosyal Araştırmalar ve Kültürler Arası Dayanışma Derneği) kuruldu.

Misafir öğrenci çalışmasını 2004 – 2008 yılları arasında SADER olarak yürüttük. SADER ismin başka kurumlar tarafından da kullanılması sebebiyle 2008 yılı Mart ayında isim değişikliğine giderek Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği’ni kurduk. Bu tarihte çalışma ve kurumsallaşma belli bir noktaya geldiği için misafir öğrenci çalışmasında bayan erkek ayrımına gittik. Bâb-ı Âlem erkek öğrencilerle ilgilenmeye başladı. Bayan misafir öğrencilerle ilgilenmesi için de Sefire-i Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği kuruldu. Bu iki kurum paralel olarak misafir öğrenci çalışmasını yürütmektedir. Devamını oku »

11935 okunma

26 AĞUSTOS 1071 CUMA – MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ

SAVAŞ ÖNCESİ HAZIRLIKLAR

 Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, 1070-1071 yılı kışında, Türkleri imparatorluk topraklarından tamamen atmak üzere bir ordu topladı. Bu ordu, Britanya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon gibi bölgelerden temin edilmiş; Bulgar, Slav, Alman, Frenk, Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak asıllı askerlerden oluşuyordu. İkiyüzbin kişilik bu ordu ile Diogenes, Selçukluların üzerine yürüdü.

Bizans imparatoru Türklerin sık sık Anadolu şehirlerine akınlar düzenlemesini önlemek istiyordu. Selçukluları tam anlamı ile yenilgiye uğratmak, Orta Asya içlerine kadar sürüp atmak amacını taşıyordu.

Alparslan’ın bu savaştaki amacı ise Devamını oku »

26026 okunma

23
Ağu

Osmanlı Sarayında Gündelik Hayat

   Yazan: istanbultarih   Kategori Anasayfa

Klasik dönemde bir padişahın gündelik hayatı yanında bütünüyle Topkapı Sarayı’nda yaşanan hayatı anlatan en önemli eserlerin başında Hâfız Hızır İlyas Ağa’nın yazdığı Letâif-i Vekâyi’-i Enderûniyye gelmektedir. Her ne kadar II. Mahmud dönemini anlatmakla beraber, eseri sadece bu dönemle sınırlı düşünmemek gerekir. Bir başka deyişle II. Mahmud öncesinde başa geçmiş padişahlar döneminde yaşanan saray hayatı ile bu dönem arasında belirgin bir farkın olmadığı hesaba katıldığında, eserin, geleneklere sıkı sıkıya bağlı klasik dönem Osmanlı saray hayatını büyük ölçüde yansıtma ve anlatma kabiliyetine sahip olduğunu görürüz. Devamını oku »

2460 okunma

http://video.google.com/videoplay?docid=-4671901721648813716 http://video.google.com/videoplay?docid=-6488993124785473985

4845 okunma

2
Ağu

Osmanlı’da Ramazan Gelenekleri

   Yazan: istanbultarih   Kategori Osmanlı Tarihi

 

Orucun Açılma Vakti: İftar

Osmanlı’da oruç açmak büyük törendi. Ne yemek yapılacağı, neyin ne zaman sofraya geleceği ve hangi yiyeceğin ne zaman sofrada yeneceği belliydi. İftar sofrasında oruç, iftariyeliklerle açılırdı. Damak lezzetine hitap edecek tüm iftariyelikler ayrı ayrı yerlerden alınırdı. Çeşit çeşit peynirler, siyah ve yeşil zeytinler, farklı kaplarda gelen rengarenk mis kokulu reçeller, pastırma, hurma ve ekmek yerine bir Ramazan klasiği olan pide, iftariyeliklerin olmazsa olmazlarındandı. İftariyeliklerin ardından çorba servise sunulur ve çorbalar bitirildikten sonra 40 kaptan fazla et, sebze, balık yemeği padişahın sofrasını donatırdı. Ramazanın baş tatlısı olan güllaç ve bunun gibi pek çok tatlı ana yemeklerden sonra afiyetle yenirdi. Tüm bu yiyeceklerin pişirilmesi, sofraya getirilmesi, sofradan kaldırılması adabına göre gerçekleştirilir, sofraya hizmet eden de sofradan yemek yiyen de iftara hürmet gösterirdi.

Sabah Ezanı Okunmadan: Sahur Devamını oku »

17212 okunma

Sayfalar: İleri 1 2 3 4 5 6 7 8 ...61 62 63 Geri