İbrahim AKKURT

Hilal İle Haç’ın Mücadelesi: 1071 Malazgirt

Tarihler 26 Ağustos 1071 Cuma gününü gösteriyordu. Bir tarafta Selçuklu Sultanı Alp Arslan diğer tarafta Bizans İmparatoru Romanos Diogenes ve dünya tarihini değiştiren bir savaş oluyordu. Tarih bu savaşa; Zafere Giden Yol: Malazgirt diyecekti… Malazgirt Savaşı bugün üzerinde yaşadığımız vatanın bizlere kadar intikalini sağlayan en büyük ve en önemli adımdır.

25 Ağustos 2017 02:06
A
a
Bizans İmparatorluğu’nun yıkılmasının çok yakın bir gelecek olduğunu bildiren bir nişânedir. Malazgirt Zaferi, Anadolu coğrafyasının Türkleşme ve İslâmlaşma sürecine kapılarını açan büyük bir başarının adıdır...
 
Malazgirt Savaşında Bizans’ın Asıl Hedefi İslam Dünyasıydı
Tarihte ve günümüzde yaşanan savaşların ana nedeni iktisadidir. Din çoğu kere bu durumu perdeleyen ve kitleleri harekete geçirmekte kullanılan bir araç durumunda olagelmiştir. Malazgirt Savaşı için de benzer şeyler söylenebilir. Dinin savaş üzerindeki etkisi, savaş öncesi, savaş ânı ve sonrasında görülmektedir.  İmparator Romanos Diogenes, sefere çıkmadan önce Ayasofya’da bir ayin düzenleyip zafer için Hz.İsâ’dan yardım talep etmiştir. Ayrıca İmparator, sadece Sultan Alp Arslan ve onun ülkesini hedef almamış, tüm İslâm beldelerini ve İslâm halifesinin oturduğu merkez Bağdad ve burayı içine alan Irak bölgesini de istilaya kalkışarak aslında tüm Müslümanları hedef almıştır. Selçuklulara ve Sultan Alp Arslan’a bakarsak; Abbasî Halifesi ile sürekli irtibat halinde olduğu ve ondan manevî destek aldığı görüldüğü gibi savaştan önce yaptığı konuşmaya dikkat edersek dinî söylem ve hava rahatlıkla anlaşılabilir. Yani Malazgirt Savaşı dinî boyutları da olan bir savaştır. Bundan dolayı Malazgirt, başka bir ifade ile tarih boyunca görülen Hilal ile Haç’ın mücadelelerinden biri olarak da karşımıza çıkmaktadır.  



Sultan Alp Arslan savaş mahalli olan Malazgirt’e Suriye’den öyle doludizgin bir vaziyette geldi ki, Selçuklu ordusu zaten yol boyunca epey bir zayiat vermişti. Sultan, yorgun ve disiplinsiz askerlerini de terhis ettirince yanında sadece savaş kabiliyeti çok üst boyutlarda bulunan genç, tecrübeli ve dinamik 15.000 süvari kalmıştı. İslâm kaynaklarının tamamına yakını Sultan Alp Arslan’ın ordusunun 15.000 kişi olduğunu söylerler. Sultan Alp Arslan’ın Vezir Nizâmü’l-Mülk’ü de Hemedan taraflarına asker tedarik etmek üzere gönderdiği dikkate alınırsa bu ordu, savaşa kadar 40-50.000 civarına ulaşmış olmalıdır. Bizans Ordusu ise, başata Rum askeri olmak üzere, balkanlardaki Peçenek, Uz (Oğuz), Kıpçak, Bulgar gibi Türk boylarından Slav, Rus, Hazar, Alman, Frank, Ermeni, Abhaz, Allan ve Gürcülerden oluşan çoğunlu para ile tutulmuş askerlerdi. Sayıca Selçuklu ordusunun üç ya da dört katı daha büyük bir ordu olduğu anlaşılıyor. Ancak savaşlar askerin çokluğuyla değil orduları sevk ve idare eden komutanların becerisi, liderlik özellikleri ve kullandıkları savaş taktikleri ile kazanılır. Nitekim Malazgirt te böyle olmuştur.   

Bizans Ordusu, Malazgirt’te imha edildiği için Türk akıncıları bundan sonra ciddi bir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerinde hızla ilerlediler. Selçuklu kuvvetleri, feth ettikleri şehir ve kasabalarda yerleşerek Anadolu’yu yurt edindiler, Türkleşmesini ve İslamlaşmasını sağladılar. Bu suretle bugünkü Türkiye’nin temellerini de atmış oldular. Malazgirt Türk milli bünyesinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Anadolu’ya yerleşen Türk boyları eski bozkır yaşayış ve düşüncelerinden farklı bir şekilde toprağa bağlı yeni bir toplum haline dönüşmüşlerdir. Malazgirt daha sonraki yıllarda Bizans’ı kurtarmak ve Türklerin Avrupa’ya doğru ilerlemesine engel olmak için düzenlenen Haçlı Seferleri’nin meydana gelmesinde de başlıca etken olmuştur.

Beyaz Kefeniyle Cihad Eden Bir Komutan: Sultan Alp Arslan
Türk Hükümdarları genellikle beyaz bir ata binerlerdi. Atın kuyruğunun bağlanması da eski bir Türk geleneğidir. Sultan Alparslan’ın savaşa beyaz elbiseyle beyaz atının üstünde çıkması, atının kuyruğunu bağlaması ve askerlerine yaptığı konuşma savaşın seyrine etki etmiştir. Beyaz elbise yani kefen ile Sultan Alp Arslan, askerine en etkin mesajını vermiştir: “Ölümden ve Bizans’tan korkmuyorum, bu uğurda ölümüne savaşa hazırım” demek istemiştir. Bu mesaj savaşın ve zaferin kazanılmasında etkili olmuştur. 26 Ağustos 1071 günü, Cuma namazından sonra, beyaz bir elbise giyinmiş olan Sultan Alp Arslan, ordusuna hitaben şu veciz konuşmayı yaptı:

“Biz ne kadar az olursak olalım, onlar (Bizanslılar) ne kadar çok olursa olsunlar, bütün Müslümanların minberde bizim için dua ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gâyeme ulaşırım; ya da şehid olarak Cennet’e giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler gitsinler. Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur. Zîrâ bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini Yüce Allah’a adayanlardan şehit olanlar Cennet’e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları Âhirette ateş; dünyada da alçaklık beklemektedir. Ya Rabbi! Sen’i kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve Sen’in uğrunda cihad ediyorum. Ey Allah’ım! Niyetim hâlistir, bana yardım et, sözlerimde hilâf varsa beni kahret!”

Malazgirt; birlik ve beraberliktir, İslam kardeşliğidir. Savaşın kuralları olduğunun ve buna uyulmasının ne kadar önemli olduğunun gösterildiği bir numunedir. Malazgirt; düşmanına bile acıyıp merhamet göstermektir. Malazgirt bir milletin bir devletin doğuş destanıdır. Malazgirt; köhne Bizans’ın ve onun adaletsiz yapısının çöküşüdür. Selçukluyu Selçuklu yapan en önemli unsurlar; savaş sanatında ustası olmaları, güçlü adaleti, eğitime önem veren bilgiyi ve bilgini yücelten ona saygı gösteren bir yapıda olmasıdır.    

Sonuç olarak 1071’de olduğu gibi Yeni ve çok güçlü bir Türkiye’nin Dünya Arenası’nda yerini alması zorunludur. Güçlü ordusuyla, güçlü ekonomisiyle ve yek vücut olmayı başarabilmiş halkıyla dostlarına ve İslâm Dünyası’na güven veren, düşmanlarına ve Müslüman ülkelere tasallut eden emperyalist güçleri ürküten korkutan bir Türkiye. Bunun olabilmesi için eğitim, sağlık ve adalet ile ilgili alanlar üzerinde titizlik gösterilmeli ve bunlara bağlı kurumların mükemmel düzeyde çalışması icap eder. Adalet bir devletin ömrünü uzatan en önemli unsurdur. Eğitim, gelişmesini, büyümesini sağlayan en önemli faktördür. Sağlık ise, diğer ikilinin gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulan enerjiyi korur.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde