Tarih Topluluğu olarak tertip ettiğimiz ” Ayasofya Müzesi Müdürü Doç. Dr. Haluk Dursun Rehberliğinde Ayasofya Gezisi”ni  1 Mart Pazartesi Günü  35 kişinin katılım ile  gerçekleştirdik.

 

 

 

 

 

 

6102 okunma

27 Şubat 2010, 21:57 tarihinde Programlar kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


4 comments so far

elif buşra
 1 

yapılan gezı çok guzeldı saatın nasıl geçtigini anlamadık ben ve arkadaslarımın bu gezı de çok sey ögrendıgıımze ınanıyorum. haluk dursun hocamın anlatımıyla ayasofya ya artık bir baska bakıyorum…herkese tesekkurler özellkle Haluk Dursun hocama

02 Mart 10 Saat 00:39
süleyman
 2 

Böyle güzel ve faydalı bir gezinin yapılmasında emeği geçen başta İbrahim Akkurt olmak üzere herkese teşekkür ederim.Bu kısa ve öz teşekkürden sonra gezi ile ilgili izlenim ve hatıralarıma geçeyim.Öncelikle dışarıdan bakanlar için Türkiye’nin en çok (iki milyon civarında yıllık) ziyaret edilen bir müzesini bir bir başkası yani kalabalıklar olmadan başka ziyaretçiye kapalı iken ziyaret etmek güzeldi. İkindi namazına az bir zaman kala içeriye girdik Haluk dursun Hocamız bizi Ayasofya müzesinin kapsamındaki yapılardan olan sıbyan mektebinde karşıladıktan sonra sısbyan mektebinde bize küçük bir ilmi mukaddime yaptı.Sabi sıbyan tıfıl etfal vs ve genel ve özel önemli değerlendirmelerde bulundu.İstanbul’ki ikinci patrikhane olan 1602 ye kadar kullanılmış olan fethiye camini gezmemizi temenni ettikten sonra müzeyi gezdirmeye başladı. Bizans lahitlerinin içlerinin temizlenerek abdest teknesi yapıldığını söyledi.Merak ettim acaba bu lahitlerin sahipleri efendimiz s.a.v. den önce yapmışlarsa bu lahitleri sonraları bunları yüzyıllarca kullanan osmanlı mensupları vesilesiyle lahitte yatan mevtanın ruhuna ne kadar sevap gitmiştir.Sonra Ayasofyanın üç şeyinin meşhur olduğundan bunların kedisi delisi ve velisi olduğunu söyledi.Ayasofya’daki Hızır a.s makamı dolayısıyla çevrede çok sayıda tekkenin faaliyet gösterdiğini söyledi.Benimde aklıma hemen yakındaki Fatma sultan camiinde uzun süre faaaliyet gösteren Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretlerinin takkesi aklıma geldi.Hemen girişteki padişah türbeleri hakkında bilgi verdi. Hal edilen iki padişahın girişteki vaftizhanede gömülü olduğunu söyledi.Bir türbenin kapısındaki iznik çinilerinin farkına dikkatimizi çekti.biri solgun biri parlaktı. çünkü bir taraftakinin çalındığını yerine sahtesinin konulduğunu söyledi.Yapının beyaz kısımlarının Osmanlı tarafından yapıldığını, bir minarenin ilk anda ahşap daha sonra kırmızı tuğladan Yapaının orjinal haline uydurularak yapıldığını söyledi.Yapı müzeye çevrilirken minarelerin yıkılmak istendiğini ancak temele tutunduğu için yıkılmadığı söyledi.İçeriye girmeden oradaki çiçekleri sordu.Çuha çiçeği olduğunu söyledi.Baharın gelişine işaretmiş.Kapılarda haç olduğunu haçın belli olmaamsı için bazı kısımlarının söküldüğünü söyledi.Yapıda kıble duvarı haricindeki resimlerin genel olarak problem yapılmadığını namaza durulan istikamette değilse cemaatin büyük bir huşu halinde namazına, ben kıbleye dönünce arkamda şeytanlar istediği kadar tepinsin papazların çığlıkları kulağımda çınlasın dünyanın en büyük kilisesinin içinde dahi olsam tekbir getirince meleklerin orada hazır vaziyette duracağı izlenimini edindim.. Sonra büyük hat yazıları Takdiri ilahi ufak boylu bir hattat tarafından yapılmış.Kapılardan çıkamayacak kadar büyükler.Onun için içeride yazılmış.İçeride bir kütüphene var.kapısında ya fettah yazan. kapılar hayata açılan yerler kütüpheneler hayattır.kütüpheneler kitaplar hayat ise okumayanlar ölü müdür acep izlenimini uyandıran biir durum.Osmanlı zamanında burası camii kebir diye isimlenmiş.didvanı humayun üyeleri sabah namzını burada kıldıktan sonra Topkağı sarayına geçermiş.Mozaiklerden yapılma Osmanlı tuğrasını inceledikten sonra çıkışa doğru ilerledik.Paganizm dönemine ait ikibinikiyüzyıllık demir kapıyı inceledikten sonra çıkışta sıcak sahleplerimizi içtikten sonra resimlerimizi tarihe küçük bir hatıra olması temennisiyle fotoğraflarımızı çektirdik.Hoca şaka espiri karışık resimlerden bana ulaştırmayanın üzerine Ayasofyanın laneti üzerine olsun dedi.O an aklıma geldi Ayasofyanın gerçekten bir laneti varsa, dili olan bir varlık gibi kıyemet günü konuşursa kimlere lanet edecek acaba diye derin derin düşündüm.Muhammed Fatih hazretlerinin ayasofya hakkındaki vasiyetini hatırladım. Okumayanların Muhammed Fatih’i ve Ayasofya’yı daha iyi anlamaları için okumalarını temenni ederim.Üzerinde namaz kılınan bir makam üzerinde namaz kılınmayan diğer yerlere karşı, benim üzerimde böyle güzel bir durum var diye vs övünürmüş.Ayasofya’yı karşıma alıp sordum.Koca İstanbul’un bir zamanlar en fazla cemaatine sahip camisi tekbir yankılanan duvarlarından şimdi foto makinalarının flaşları patlarken hıçkırıklara boğuluyormusun acaba?

02 Mart 10 Saat 10:52
Bozok
 3 

ne o süleyman hayatnın hikayesinimi yazdın… :) gezi çok kötüydü her ne kadar gitmesemde…çünkü bu süleyman beni geziden illallah dedirtti:)))

03 Mart 10 Saat 19:26
 4 

daha önce ayasofyaya gittiğm halde ilk kez gördügmü farkediyrm …..emegi geçen herkese çok çok teşekkürler ………( devamını sabırsızlıkla bekliyorum yetkililere duyrulur…)

04 Mart 10 Saat 20:23

Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz