<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Tarih &#187; Röportajlar</title>
	<atom:link href="http://www.istanbultarih.com/category/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.istanbultarih.com</link>
	<description>Şahsi Tarih Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 09:47:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Sultan II. Abdülhamid Han&#8217;ı Anıyoruz</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/sultan-ii-abdulhamid-hani-aniyoruz/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/sultan-ii-abdulhamid-hani-aniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 06:36:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=4041</guid>
		<description><![CDATA[Tarihine Sahip Çıkanlar Platformu, &#8216;Üç Kıtanın Son Hükümdarı II. Abdülhamid Han Anılıyor&#8217; adlı programda Sultan II. Abdülhamid Han&#8217;ı anıyor&#8230;

“2012, Sultan İkinci Abdülhamid Yılı” olmalıdır…
“Ülkemiz ve dünya üzerinde gelişen siyasi ve sosyal olaylarla, yapılan akademik ve popüler tarih çalışmalarıyla değeri her geçen gün biraz daha anlaşılan Sultan İkinci Abdülhamid Han gerektiği gibi anlaşılmayı bekliyor. Bunun için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarihine Sahip Çıkanlar Platformu, &#8216;Üç Kıtanın Son Hükümdarı II. Abdülhamid Han Anılıyor&#8217; adlı programda Sultan II. Abdülhamid Han&#8217;ı anıyor&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/1.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-4042" title="1" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/1-1024x490.jpg" alt="" width="614" height="294" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong>“2012, Sultan İkinci Abdülhamid Yılı” olmalıdır…</strong></p>
<p><strong>“Ülkemiz ve dünya üzerinde gelişen siyasi ve sosyal olaylarla, yapılan akademik ve popüler tarih çalışmalarıyla değeri her geçen gün biraz daha anlaşılan Sultan İkinci Abdülhamid Han gerektiği gibi anlaşılmayı bekliyor. Bunun için bizler Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu olarak 2012 yılının “Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı Tanıma ve Anlama Yılı” olmasını istiyoruz. “</strong> diyor Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu Başkanı İbrahim Akkurt.</p>
<p>Gerçekleştirdikleri anma programları ve tarih alanında ortaya koydukları çalışmalarla isimlerinden söz ettiren Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğunu ve Topluluk Başkanı İbrahim Akkurt’u, yine bir anma programı hazırlıkları esnasında bulduk ve <strong>Kaynak Medya</strong> olarak kendisiyle keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.<em><span id="more-4041"></span></em></p>
<div><em></em><em><strong> </strong></em></div>
<div> </div>
<div><em></em><em><strong>Öncelikle kimdir bu Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu?</strong></em></div>
<div>
<p>-    Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu; Merhum Mehmed Akif’in dediği gibi “Sahipsiz olan memleketin batması haktır, Eğer sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır” düsturu ile hareket eden; Tarih sahasında ilmi çalışmalar yapıp, Tarihi şahsiyetleri anma programları düzenleyerek milletimizin Tarih konusunda bilinçlenmesi için gayret gösteren bir oluşumdur.</p>
</div>
<div> </div>
<div><em></em><em><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/logo4.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-4052" title="logo4" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/logo4-1024x1014.jpg" alt="" width="368" height="365" /></a></em><strong></strong></div>
<div> </div>
<div><strong>Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu ne zaman kuruldu ve şu ana kadar ne gibi çalışmalar gerçekleştirdi?</strong></div>
<div>
<p>-    Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu 10 Şubat 2009 tarihinde Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı anma programı ile birlikte kurulmuş oldu. Bu tarihten itibaren çeşitli faaliyetlerimiz oldu. Bunlar; 10 Şubat 2009, 10 Şubat 2010 ve 13 Şubat 2011 tarihlerinde – artık bir gelenek haline getirdiğimiz- Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı anma programları, 26 Eylül 2010 ve 25 Eylül 2011 tarihlerinde -Cesaretin ve Tevazunun Sultanı olarak nitelediğimiz- Yavuz Sultan Selim Han’ı Anma programları ve 12 Kasım 2010 tarihinde –Kutlu Müderris- İdris-i Bitlisi’yi anma Programlarımız olmuştur. Anma programlarımız haricinde; Ülkemizin farklı üniversitelerinden doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin, bölümlerinin mezunu olmuş arkadaşlarımızın, kısmen de lisans öğrencilerinin yazılarının yer aldığı; tarihin farklı dönemlerine ışık tutan bir dergi olan “TARİHÇE” dergimiz ve anma programları esnasında ücretsiz olarak dağıttığımız tarihi şahsiyetlerimizi tanıtan kitapçıklarımızla tarihimize hizmet vermeye çalışıyoruz. Bunun yanında tarih alanında çıkan haberlerin, gelişmelerin, ve zaman zamanda gerçekleştirdiğimiz röportajların yer aldığı internet sitemiz olan: www.istanbultarih.com vasıtasıyla sanal alemden de faaliyetlerimizi sürdürmekteyiz. Nasip olursa 11 Şubat 2012 Cumartesi günü yine bir Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı anma programı ile halkımızın huzuruna çıkmayı bekliyoruz.</p>
</div>
<div> </div>
<div><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_9433.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-4049" title="DSC_9433" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_9433-1024x678.jpg" alt="" width="614" height="407" /></a></div>
<div> </div>
<div><strong>Tarihimizde birçok önemli tarihi şahsiyet varken neden Sultan Abdülhamid Han ismi sizin programlarınızda ön plana çıkmaktadır? Bunu bize anlatır mısınız?</strong></div>
<div> </div>
<div>-    Esasında Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu olarak tarihin tüm dönemlerini inceleyen, her döneme ışık tutabilecek çalışmalar içerisindeyiz. 15. yüzyılda yaşamış Floransalı düşünür Makyavelli “Hükümdar” isimli eserinde der ki: &#8211; İki türlü insan vardır. Birincisi; Kitapları izleyen insanlar, ikincisi; kitapların izlediği insanlar. Sultan İkinci Abdülhamid Han bu tarifi yapılan insan profilinin ikinci kategorisinde yer almaktadır. Sultan Abdülhamid, Dünya konjektürünün değiştiği, güçlü devletlerin Osmanlı’nın yıkılmasında ittifak ettiği ve Osmanlı’yı “Hasta Adam” olarak nitelendirdikleri bir dönemde 31 Ağustos 1876 tarihinde Osmanlı Devleti’nin 34. padişahı olarak tahta çıkmıştır. Mahir siyaseti sayesinde yıkılmakta olan devleti şaha kaldırmış, eserleri ve icraatları ile adeta devletin yıkılmasını 33 yıl geciktirmiştir. O tarihlerde Sultan Abdülhamid Han’ın yaşadığı tecrübeleri bizler bugün devletimiz, milletimiz ve İslam ümmeti olarak yaşamaktayız. Evet belki aradan 100 yıldan fazla bir zaman geçti, fakat o günlerde oynanan oyunlar bugün bizler üzerinde oynanıyor yahut oynanmaya çalışılıyor. Hülasa devletimiz, milletimiz ve ümmetimiz üzerinde oynanan oyunları anlayabilmenin en güzel yolu Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı anlamak, anlatmak ve onun vesilesiyle tarihimize, kültürümüze, medeniyetimize sahip çıkmaktır. Belki de bunlardan dolayıdır ki programlarımızda Cennetmekan Sultan İkinci Abdülhamid Han” ismi ön plana çıkmaktadır.</div>
<div>
<p>-    Neticede Sultan Abdülhamid Han da hepimiz gibi bir beşerdir. Yani sevabı da vardır, günahı da vardır. Bizler tarihle ilgilenirken bu noktaya özellikle dikkat etmeliyiz. Fakat yapılmayan işlenmeyen olayları da tarihi şahsiyetlere ve devletlere isnat etmemeliyiz. Maalesef Sultan İkinci Abdülhamid Han, geçmişte tarih kitaplarında iğrenç iftiralara, ideolojik kavgalara maruz kalmış bir tarihi şahsiyetimizdir. Bunun sebeplerinden bir tanesi de; İslam düşmanlarının, Türk düşmanlarının ve bizlerin bu coğrafyada izzetli bir duruş sergilememizin düşmanı olanların Sultan Abdülhamid aleyhtarlığında birleşmeleridir. Sultan Abdülhamid Han’a birtakım iftiralar atarak onun üzerinden milli ve manevi değerlerimiz çürütülmeye, küçük düşürülmeye çalışılmaktadır. Ancak son yıllarda gerek akademik gerekse de popüler tarih alanında yapılan çalışmalarla Sultan İkinci Abdülhamid Han ve dönemi aydınlatılmaya, anlatılmaya, anlaşılmaya başlanmıştır. Sultan 2. Abdülhamid’in iradesiyle parasız yatılı olarak orta tahsilini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan, sonra profesör olan, Milli Eğitim Bakanlığı döneminde ulu hakanla ilgili olarak birçok asılsız habere kaynak olan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in itirafı tozlu raflardan günümüze ışık saçmaktadır. “Bir inkılâp yapılmış, saltanat kaldırılmış, cumhuriyet ilan edilmişti. Politika gereği saltanat ve sultanları kötülemek lazımdı. Biz de öyle yaptık.”. Tarih er ya da geç iftira ve yalanlardan arınacak, milli kahramanlarımızın itibarlarını iade edecektir.</p>
<p>-    Üzerinde bulunduğumuz coğrafyanın ve insanlığın sorunlarının çözümü noktasında bu çalışmaları çok kıymete değer bulmaktayız. Bizler Sultan Abdülhamid Han’ı tüm yönleriyle ele alan bu çalışmaların devam etmesini arzulamaktayız. Özel bir televizyon kanalının yaptığı “Abdülhamid’in Dersaadeti” ve TRT’nin yaptığı “Üç Kıtanın Son Hükümdarı: Sultan İkinci Abdülhamid” Belgeselleri, Erciyes Üniversitesi ERUSAM Biriminin hazırladığı 5 Ciltlik “Devr-i Hamid Sultan İkinci Abdülhamid” Ansiklopedisi son yıllarda yapılan mühim çalışmalar arasında zikredilebilir.</p>
</div>
<div> </div>
<div><img src="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/423955_121081721348038_100003386313001_96622_486379775_n.jpg" alt="" width="680" height="960" /></div>
<div> </div>
<div> </div>
<div><strong>Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın ismi İstanbul’a yapılması planlanan 3. köprü için geçmekte, bu konudaki görüşleriniz nelerdir?</strong></div>
<div> </div>
<div>2011 yılında ve 2012 yılında eserleri, icraatı ve örnek devlet adamı kişiliği ile     gündemimizde sıkça yer alan Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın ismi, ifade ettiğiniz gibi İstanbul’a     yapılması planlanan 3. köprü için geçmektedir. Devr-i saltanatında ilk boğaz     köprüsü projesini hazırlatan ve ismi “Cisr-i Himidiye” olan bu köprünün yaşatılması ve Sultan Abdülhamid Han’ın isminin yeni yapılacak köprüye     verilerek üçüncü köprünün isminin “Hamidiye Köprüsü” olmasını bizleri tarihimizle barıştıracak bir adım olarak görüyoruz. 21 Eylül 2012 tarihinde doğumunun 170. yılını idrak edeceğimiz Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı bu vesileyle bir kez daha rahmet ile anıyor ve diyoruz ki her yıl bir büyüğümüzün ismi içinde bulunduğumuz yıla verilmekte 2012 yılı da “Sultan Abdülhamid Han” yılı olsun istiyoruz.</div>
<div> </div>
<div>
<p><strong>Bu yıl 11 Şubat Cumartesi günü yapacağınız “Sultan Abdülhamid Han’ı Anma Programı” nasıl olacak? Bu konuda bilgi verir misiniz?</strong></p>
<p>-    Daha öncede belirttiğim gibi “Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı Anma” programlarını artık bir gelenek haline getirdik. 11 Şubat Cumartesi günü 4.nü gerçekleştireceğimiz anma programı bu yıl 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, Çemberlitaş’ta Birlik Vakfı toplantı Salonunda 12:00 – 13:30 saatleri arasında olacaktır. Bu bölümde; Kısa bir sinevizyon gösterimi, Abdülhamid Han’ın hayatından kesitlerin yer alacağı bir sunum ve Sultan Abdülhamid Dönemi ile alakalı konuşmaların yer alacağı bir panel olacaktır. 13:30’da programın ilk kısmı sona erdikten sonra programa katılan kalabalık ile birlikte Çemberlitaş’ta İkinci Mahmud türbesinde medfun bulunan Sultan Abdülhamid Han’ın kabrine doğru hareket edeceğiz. Programımızın ikinci kısmında; Türbe’de kabri başında Sultan İkinci Abdülhamid Han için küçük 6 hafızımız Yasin-i Şerif okuyacaklar ve akabinde Sultan Abdülhamid Han’ın ruhu için okunan hatimlerin duasının yapılması ile programımız nihayete erecektir. Ayrıca programa katılan herkese Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Hayatının anlatıldığı kitapçıktan ve Tarihçe dergimizden hediye edeceğiz.</p>
</div>
<div> </div>
<div><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/Davetiye_son.jpg"><img class="aligncenter" title="Davetiye_son" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/02/Davetiye_son-1024x951.jpg" alt="" width="614" height="571" /></a></div>
<div> </div>
<div><strong>Peki bu program haricinde 2012 yılı içerisinde ne gibi programlar yapmayı hedefliyorsunuz?</strong>-    Malumunuzdur ki bu tip organizasyonları yapabilmek için vakti müsait olan bir kadro, organizasyonlarda yapılan harcamaları karşılamak için bir bütçe ve tarihine sahip çıkan bir halk kitlesinin desteği gerekmektedir. Zaman ve şartlar neyi gösterir bilemem. Fakat bizim düşüncemiz; 3 Haziran’da tahttan askeri darbe ile indirilip daha sonra şehid edilen Sultan Abdülaziz Han’ı Anma Programı, Eylül ayında Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim Han’ı anma programları ve 21 Eylül 2012 tarihinde doğumunun 170. yıldönümünü idrak edeceğimiz “Sultan İkinci Abdülhamid 170 yaşında” isimli programları gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.</div>
<div>
<p><strong>Son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?</strong></p>
<p>- Kısıtlı imkanlar ile gerçekleştirdiğimiz bu programlara Tarihine Sahip Çıkan tüm halkımızı davet ediyoruz. Eğer bizler tarihimizi doğru kaynaklardan öğrenmez ve mazisi tertemiz olan tarihimize sahip çıkmaz isek; Tarihimizi ve tarihi şahsiyetlerimizi karalayan diziler ve yayınlar da yapılır, işlememiş olduğumuz soykırım gibi bizim tarihimize ve medeniyetimize çok uzak olan bir kavramı da boynumuza yaftalarlar. Tarih; milletlerin hafızasıdır, Tarih; milletlerin tecrübeler mecmuasıdır ve yine Tarih; Geçmişi geleceğe bağlayan köprüdür. Bunun için gelin hep birlikte bu şanlı tarihimize aziz ecdadımıza sahip çıkalım. Şairin dediği gibi “Bâki olan kubbede hoş bir sadâ bırakabilmektedir”. Gelin el ele vererek bu hoş sadâyı gelecek nesillere bırakalım. Anma programlarımızla, tarihi anlatan yayınlarımızla özellikle yeni yetişen neslimizi tarih şuuruna sahip bireyler olarak yetiştirelim.</p>
</div>
<div> </div>
<div> </div>
<div><strong>KAYNAK: http://www.kaynakmedya.com/haber/2157/ii-abdulhamid-han-aniliyor.html</strong></div>

<p class="sayac_bilgi">2942 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/sultan-ii-abdulhamid-hani-aniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yavuz&#8217;un Memlüklüler Üzerine Yürümesi Bir Hedef Değil, Mecburiyetti&#8221;</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/yavuzun-memlukluler-uzerine-yurumesi-bir-hedef-degil-mecburiyetti/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/yavuzun-memlukluler-uzerine-yurumesi-bir-hedef-degil-mecburiyetti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 06:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap-Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3396</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İbrahim AKKURT, Cüneyt TEPE ,            Fotoğraflar: Erman TURGUT

Piyasaya çıktığı günden itibaren üzerinden ilginin azalmadığı, tüm otoriteler tarafından büyük beğeni toplayan &#8220;Yavuz Sultan Selim&#8221; kitabını, Yeniçağ ve Osmanlı Tarihi sahasında dünyaca otorite kabul edilen kitabın yazarı Prof. Dr. Feridun Emecen ile konuştuk.
 
1. Yavuz Sultan Selim” kitabınız, geniş kitlelerden çok büyük bir ilgi gördü. Böyle bir ilgiyi bekliyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong>Röportaj: İbrahim AKKURT, Cüneyt TEPE ,            </strong><strong>Fotoğraflar: Erman TURGUT</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/feridun-emecen.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3397" title="prof.dr.feridun emecen ve yavuz kitabı" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/feridun-emecen.jpg" alt="" width="460" height="289" /></a></p>
<p>Piyasaya çıktığı günden itibaren üzerinden ilginin azalmadığı, tüm otoriteler tarafından büyük beğeni toplayan <strong>&#8220;Yavuz Sultan Selim&#8221;</strong> kitabını, Yeniçağ ve Osmanlı Tarihi sahasında dünyaca otorite kabul edilen kitabın yazarı <strong>Prof. Dr. Feridun Emecen</strong> ile konuştuk.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1. Yavuz Sultan Selim” kitabınız, geniş kitlelerden çok büyük bir ilgi gördü. Böyle bir ilgiyi bekliyor muydunuz? Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?</strong><span id="more-3396"></span></p>
<p>Böyle büyük bir ilginin olması bu son gündemle alakalı diye düşünüyorum. Çünkü son zamanlarda birden bire bazı sosyal meselelerden dolayı Yavuz dönemine karşı ilgi artışı var. Fakat bu ilgi daha önce de vardı. Yavuz’la ilgili pek çok kitap çıktığını biliyoruz bu son zamanlarda; hem bu mesele yüzünden hem de bu roman yüzünden, bu roman meselesiyle belli bir ilgi oluştu. Ben kitabıma daha önceden başlamıştım – 5, 6 yıllık bir çalışmam söz konusu &#8211; , ama bir tesadüf oldu kitabın yayımı tam da bu döneme denk düştü.</p>
<p><strong>2. Peki hocam Yavuz Dönemine olan o ilginin nedeni bu son zamanda çıkan bir roman mı?</strong></p>
<p>Galiba daha çok bu Alevilik meselesinin gündemde olması vesile oldu, Zaten tartışmalı bir dönemdi, tartışmaların yoğun olduğu bir sırada romanın çıkması romanın o konuyla doğrudan doğruya alakalı olması konuyu daha da gündeme taşıdı.  Tabi benim yazdığım kitap doğrudan bu konuyla alakalı değil ben bir biyografi yazdım.  Özellikle bu konuyla alakalı bir bağlamda kitap yazmadım, çünkü yanlış anlaşılıyor sanki benim özellikle bu konuyla ilgili yazdığım düşünülüyor ama ben bir biyografi yazdım bir padişahın biyografisi. Yavuz, çok ilgi çeken bir padişahtır. Padişah biyografisi nedir nasıl yazılması gerekir nasıl anlaşılması gerekir belli bir ölçü içerisinde kaynaklara dayanarak ele almaya çalıştım.  Biraz Yavuz’u bu bilgi kirliliği içinden çıkarmaya, gerçek şahsiyetini yine kaynaklara dayanarak ortaya koymaya çalıştım.</p>
<p> <img title="Röportaj" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/DSC05014.jpg" alt="" width="560" height="420" /></p>
<p><strong>3. Hocam kitabınızla ilgili olumlu eleştirilerden birisi de “kaynakları ve arşiv vesikalarını yerli yerinde kullanmanız” bu hususta ne söylemek istersiniz? Sizce tarihle alakalı bir eser kaleme alınırken hangi hususlara dikkat edilmelidir?</strong></p>
<p>Şimdi hemen hemen tarihle alakalı akademik inceleme yapan tarihçiler, tabiî ki kaynaklara çok değer verirler kaynakları dikkatli kullanırlar. Buldukları her kaynağı da hemen referans almazlar, tenkidi yaklaşırlar. Çünkü ilk elden kaynaklar yani arşiv kaynakları vardır bunlar öncülük kazanır. Daha sonra ikinci el kaynaklar vardır bunları kullanırlar, daha sonra bunlarla karşılaştırırlar ve ona göre tespitlerini ortaya koyarlar, çoğu defa böyle konusunda uzman olmayan arkadaşlar, kendilerine göre kendi kanaatlerine göre bir şeyler yazıyorlar. Kaynakları tahlil etmekte dikkatli olmak lazım bu akademik bir terbiyeyi gerektirir. Akademik bir uzmanlığı gerektiren bir konudur kaynak çalışması. Çünkü kaynakların kendilerine göre bir takım problemleri var o problemleri anlamak lazım yani karşılaştırmalı metin tenkitleri vs. falan tarihçinin işi, bir uzmanlık meselesi.</p>
<p><strong>4. Bazı tarihi kaynaklarda II.Bayezid’in oğlu I.Selim’e “Kılıcın keskin, ömrün kısa olsun” dediği ve II. Bayezid’in oğlu I. Selim tarafından Yahudi bir hekime zehirletildiği bilgileri yer almaktadır. Bu bilgileri nasıl değerlendirmeliyiz?</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim’in babası ile olan mücadelesi malum. II. Beyazıt tahttan kendi isteğiyle çekilmedi, bir nevi çekilmeye zorlandı bunu biliyoruz. Mecbur kaldı ve tahtı oğluna devretti. Yavuz için bu bir travmadır çünkü böyle bir yükün altında ezildi ama devletin nizamının gerektirdiği, şartların gerektirdiği bir durumdu aynı zamanda. önemli problemler var, bu problemlere cevap verecek ciddi bir güç gerekiyor; güçlü bir şahsiyetin tahta oturması gerekiyor mecburiyet söz konusu yani, olayı her iki cepheden de ele almak lazım. Bu olay onun üzerinde çok büyük psikolojik etki bıraktı ama aynı zamanda da mecburiyet söz konusu. II. Bayezid de tahtı isteyerek bırakmadı. Şimdi ölüm meselesine gelince II. Bayezid’in zehirlendiğine dair bilgiler bilhassa Venedik kaynaklarında geçiyor. Tabi bu kaynaklardan bir kanaate varmak zor. Çünkü bir kaynak onu söylüyor diğer bir kaynak daha farklı bir şey söylüyor. Resmen bir vefat raporu da olamayacağına göre bunu tespit etmek zor, bunlar rivayet şeklinde bilgilerdir. Ama şu var tabi, I. Selim kendisine rakip olacak bir Sultanın varlığını da istemez. Çünkü hemen tahta çıktıktan sonra teker teker kardeşlerinin üstüne yürüyor onları ortadan kaldırıyor, saltanat ortak kabul etmez anlayışı hakimdir, dolayısı ile kendisine rakip olacak birisini bırakması beklenemez. Ama eceli ile de ölmüş olması daha muhtemeldir, zaten hastalığı da aşağı yukarı 1500 yılında beri sürüyor, zaman zaman öldüğü söylentileri dahi yayılmıştır. Çok yaşlı ve hasta olduğu için eceli ile de ölmesi kuvvetle muhtemeldir.</p>
<p><strong>5. Yavuz Sultan Selim’in Batı’yı bırakıpta Doğu’ya yönelmesinin sebebleri ve Memlüklülerle ilişkisini kısaca açıklar mısınız?</strong></p>
<p>O dönemde doğudaki meseleler aciliyet arz ediyor, fakat batıda öyle bir durum söz konusu değil o an için. Evet Papa’nın bir Haçlı seferi için  teşebbüsü var ama ondan önce Anadolu için bir tehlike olan Şah İsmail tehdidini ortadan kaldırmak istiyor. Fakat bunu ilk seferde yapamıyor ikinci defada ki seferi de Şah İsmail’e yöneliktir. Ancak olaylar işin mecrasını değiştirecek ve Osmanlılar Memlüklüler’le savaşa girecektir ve zaten Mercidabık savaşı kazanıldıktan sonra artık ilerlememek diye bir şey söz konusu olamazdı, durumu bu şekilde düşünmek lazım. Onun ta baştan beri bir Memlük seferi tasarladığına pek ihtimal vermiyorum, olayların gidişatı öyle zaten, Memlükler Osmanlı sınırlarında yani Çukurova’dalar, üstelik arada Dulkadiroğulları meselesi var. Aslında savaştan sonra Suriye bölgesinin hakimiyetiyle yetinebilirdi, fakat şartlar daha sonra stratejik gerekçelerle bir boşluk yaşayan Memlüklerin payitahtı olan Kahire’ye  yönelmeyi gerekli kıldı. Bir de sürekli Arap ulemasından mektuplar geliyor sefer sırasında. Portekiz’in kutsal toprakları tehdit ettiği haberleri geliyor. Oradaki halk Osmanlıları artık bir kurtarıcı olarak görüyor. Yavuz mecbur oluyor ama bunlar ikinci aşamada olan şeyler Mercidabık savaşı sonrası olan gelişmeler olarak görülüyor.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/51.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3669" title="5" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/51-1024x768.jpg" alt="" width="614" height="461" /></a></p>
<p><strong>6. Hocam zaten gazetelerde çıkan röportajlarınızda da bu konu üzerinde duruluyor Tarihçi İdris Bitlisi Selimşahname isimli eserinde Yavuzun 40 000 alevi katlettiğini söylüyor ve bu söz günümüze kadar geliyor bu olayın aslı nedir yazıldığı gibi midir ve idris bitlisi neye dayanarak bu bilgiyi veriyor?</strong></p>
<p>Bu mesele çok öne çıkarıldı aslında ben kitabımı bu maksatla yazmış değildim. Ama biyografisini verirken dolayısıyla bu töhmeti de ele almaksızın geçemezdim.  Bu konuyu da o dönemin kaynakları çerçevesinde değerlendirdim. Anlaşıldığına göre dönemin kaynaklarının İdris-i Bitlisi dışında bu konuyu doğrudan doğruya anlatan döneminin çağdaş başka bir kaynağı yok, onun da ortaya çıkış sebebi bu karşılıklı husumetten kaynaklanan bir durumdur Çünkü İdris Bitlisi’nin eseri daha sonra oğlu tarafından toparlandı, dolayısıyla Kanuni döneminde hassasiyetlerin çok arttığı bir dönemde babasının eserini yeniden kaleme aldı. O dönemde Osmanlıların Safevilere bakış tarzı çok sertleşmiş bir durumda idi ve onlar da Sünni akaidi ön plana çıkarmaya çalışıyorlardı, dolayısıyla karşı tarafa gözdağı verebilmek amacı ile bir hareket söz konusu idi. Çok sert fetvalar var o dönemde, Şiiliğe karşı çok sert düşünceler var. İşte onun yansıması bu eserdeki bilgiler,  gözdağı vermek amaçlı bir yaklaşım olarak mütalaa edilmeli. Rakam aynı zamanda çokluk ifade eden bir hacim olarak kullanıldı,   yoksa bu gerçek bir rakam değil, çünkü eğer öyle bir şey olmuş olsaydı o dönemden kalmış olan tahrir defterleri, şeriyye sicilleri var, bunlara mutlaka intikal ederdi. Bunu bir gözdağı korku verme amaçlı olduğunu unutmayalım. Başka önemli delilleri ise kitapta etraflıca anlattım.</p>
<p><strong>7. Hocam Hilafeti I. Selim almıştır ancak halife denilince padişahlardan II. Abdülhamid ismi ön plana çıkmaktadır neden halifelik Yavuz’da özdeşleşmiştir?</strong></p>
<p>Şimdi Yavuz halifeliği almadı böyle bir devir teslim yok, halife ünvanını da kullanmadı. Onun siyasi şartları daha sonra çıktı. Yavuz kendisini oranın hizmetçisi olarak görüyordu. Hatta Hadimü’l-Harameyn sıfatını kullanmıştır. Buna benzer ifadeler Memlüklüler de de vardı, o zamanlar Memlüklüler’de nasılsa Yavuz da aynı şeyi sürdürmeye çalıştı Halifeyi İstanbul’a getirdi hilafet merkezi İstanbul oldu, halife ile arasında bazı problemler çıktı  onu da biliyoruz daha sonra Kanuni halifeyi geri gönderdi.  Halife 1543’de vefat etti ve geride bir veraset bırakmadı.  Burada siyasi olarak Kanuninin hilafeti kullanması var. Ama bu II. Abdulhamid dönemindeki gibi olmadı, orda tam anlamıyla hilafet teorisi benimseniyor. Onun da siyasi şartları var. İşgale sömürüye uğrayan Müslüman milletler, Osmanlı Hilafetini benimsiyorlar ve bunu bir kurtarıcı olarak görüyorlardı.</p>
<p><strong>8. Son olarak İstanbul Şehir Üniversitesinde bir konferans verdiniz ismi” Yeni Bir biyografi İnşası: Yavuz Sultan Selim” Peki bundan sonra da Yeniçağ sahasında sizden yeni biyografi inşaları bekleyelim mi yakın gelecekte?</strong></p>
<p>Şu an öyle bir çalışmam yok, fakat Kanuni Dönemi ile alakalı bir araştırmam var ama bilemiyorum. Kanuni dönemi geniş bir dönem, Yavuz dönemi gibi kısa bir zaman dilimini kapsamıyor, çok geniş bilgiler var. Topladığım malzemeler olgunlaşırsa, belki ileride çok geniş olmasa da bir Kanuni Sultan Süleyman biyografisi yazmak aklımın bir köşesinde duruyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Feridun M. Emecen Kimdir?</strong></p>
<p>Yeniçağ Tarihi, özellikle Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Yükseliş Dönemleri üzerinde çalışmalarıyla tanınan İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Yeniçağ Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feridun Emecen Giresun’un Bulancak ilçesinde doğdu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Kürsüsünden mezun oldu. 1981’de aynı kürsüde asistan olarak akademik hayatına başladı. 1985 yılında 16. Asırda Manisa ve Yöresi ile ilgili olarak doktora tezini verdi. 1989 yılında Doçent ve nihayet 1995 yılında 37 yaşında iken Profesör oldu. 1986 yılından itibaren TDV İslam Ansiklopedisi Telif Heyeti içinde yer aldı. 1995 – 2001 yılları arasında Türk Tarih Kurumu üyeliği yaptı. Yurt içinde ve yurt dışında ilim sahası ile ilgili birçok toplantıya katılmış, tebliğler sunmuş ve çeşitli ilmi dergilerde makaleler yazmıştır. Halen İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Yeniçağ Anabilim Dalı Başkanlığını yürütmektedir.</p>
<p>16. Asırda Manisa Kazası (Ankara,1989), Unutulmuş Bir Cemaat Manisa Yahudileri (İstanbul,1997), İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dönemi (İstanbul, 2001), İstanbul’un Fethi Olayı ve Meseleleri, (İstanbul 2003.) İstanbul’un Uzun Dört Yılı 1785–1789, Taylesanizade Hafız Abdullah Efendi Tarihi, (İstanbul 2003.) Doğu Karadeniz’de iki kıyı kasabasının Tarihi: Bulancak- Piraziz, (İstanbul, 2005) Tarihin içinde Manisa, (Manisa, 2006), Osmanlı Klasik Çağında Savaş, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset, Yavuz Sultan Selim yayınlanmış kitaplarıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/DSC05014.jpg"></a></p>

<p class="sayac_bilgi">15834 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/yavuzun-memlukluler-uzerine-yurumesi-bir-hedef-degil-mecburiyetti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya&#8217;ya &#8220;Biz Bir Milletiz&#8221; diyen kurum: Bâb-ı Âlem</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/dunyaya-biz-bir-milletiz-diyen-kurum-bab-i-alem/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/dunyaya-biz-bir-milletiz-diyen-kurum-bab-i-alem/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Sep 2011 11:39:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3865</guid>
		<description><![CDATA[Ne güzeldir tüm insanlara kardeşim diyebilmek, insanları din, dil, ırk ayrımı yapmadan hiçbir menfaat gözetmeksizin Allah rızası için sevebilmek, ve bu uğurda insanlığa hizmet edebilmek&#8230; 
Dünya&#8217;nın dört bir yanından gelip Türkiye&#8217;de bizlere misafir olan kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılamak ve onlarla olan bağlarımızı kuvvetlendirmek amacıyla hizmet veren Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği&#8217;ni ve faaliyetlerini Bâb-ı Âlem Yönetim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Ne güzeldir tüm insanlara kardeşim diyebilmek, insanları din, dil, ırk ayrımı yapmadan hiçbir menfaat gözetmeksizin Allah rızası için sevebilmek, ve bu uğurda insanlığa hizmet edebilmek&#8230; </strong></p>
<p>Dünya&#8217;nın dört bir yanından gelip Türkiye&#8217;de bizlere misafir olan kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılamak ve onlarla olan bağlarımızı kuvvetlendirmek amacıyla hizmet veren Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği&#8217;ni ve faaliyetlerini <strong>Bâb-ı Âlem Yönetim Kurulu Başkanı Mehmed Ali Bolat </strong>ile konuştuk&#8230;</p>
<p><strong>Röportaj: İBRAHİM AKKURT</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/09/bab-ı-alem.jpg"></a></strong><strong><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/09/1.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3869" title="mehmed alı bolat/ıbrahım akkurt" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/09/1-1024x684.jpg" alt="" width="614" height="410" /></a></strong></p>
<p><strong>1- Bâb-ı Âlem nedir, nasıl ve hangi amaçlarla kuruldu?</strong></p>
<p>            Bâb-ı Âlem,  yurtdışından Türkiye’ye okumak için gelen öğrencilere eğitim ve rehberlik hizmeti vermek amacıyla kurulmuş uluslararası bir öğrenci derneğidir. Özelde Bâb-ı Âlem, genel olarak misafir öğrenci çalışması diye adlandırabileceğimiz bu çalışmaya 2004-2005 yıllarında başlandı. Bu çalışma İHH İnsani Yardım Vakfı içinden bir grup gönüllü tarafından başlatıldı. Eğitim görmek için ülkemizden bulunan Çeçenistan, Filistin, Bosna-Hersek gibi savaş ve doğal afet yaşanmış bazı ülkelerden öğrenciler burs ve sosyal yardım talebiyle İHH’ya başvurdular. İşte bu noktada ülkemizde misafir öğrencilerle ilgili çalışma alanında bir boşluk olduğu orta çıktı. Bu alandaki ihtiyaçları karşılamak için 2004 yılı Temmuz ayında SADER (Sosyal Araştırmalar ve Kültürler Arası Dayanışma Derneği) kuruldu.</p>
<p>Misafir öğrenci çalışmasını 2004 – 2008 yılları arasında SADER olarak yürüttük. SADER ismin başka kurumlar tarafından da kullanılması sebebiyle 2008 yılı Mart ayında isim değişikliğine giderek Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği’ni kurduk. Bu tarihte çalışma ve kurumsallaşma belli bir noktaya geldiği için misafir öğrenci çalışmasında bayan erkek ayrımına gittik. Bâb-ı Âlem erkek öğrencilerle ilgilenmeye başladı. Bayan misafir öğrencilerle ilgilenmesi için de Sefire-i Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği kuruldu. Bu iki kurum paralel olarak misafir öğrenci çalışmasını yürütmektedir.<span id="more-3865"></span></p>
<p>              Misafir öğrenciler Bâb-ı Âlem çatısı altında evrensel kardeşlik bilincine sahip, temel dinî bilgiler açısından donanımlı, modern dünyayı ve dünya sistemini tanıyan, organizasyon kabiliyeti yüksek, ülkesinin durumunun ve ihtiyaçlarının farkında olan, İslam kültür ve tarihinin ana hatlarına vâkıf, farklılıklara karşı müsamahalı birer “gönüllü medeniyet elçisi” olarak ülkelerine dönmektedirler.<strong></strong></p>
<p>Medeniyet değerlerimizi önceleyerek, ilgilendiğimiz her bölgenin toplumsal, sosyal ve kültürel değerlerini göz önünde bulundurmak suretiyle en iyi çalışmayı ortaya koymaya gayret ediyoruz. ‘<strong><em>Biz Bir Milletiz</em></strong>’ sloganıyla yola çıkan Bâb-ı Âlem, misafir öğrenciler için düzenlediği eğitim programları ve sosyal etkinlikler sayesinde farklı farklı coğrafyalardan gelmiş binlerce öğrenciye aynı milletin fertleri oldukları şuurunu vermeyi hedeflemektedir. Özellikle dünyanın geri kalmış bölgelerinden gelmiş olan öğrencilerimizin ülkelerini seven ve kalkınmasına yardım eden insanlar olarak yetişmeleri ve kelimenin tam anlamıyla kardeş olmaları en önemli amacımızdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2-Uluslararası öğrenci derneğinde hangi ülkelerden öğrenciler var?</strong></p>
<p>            Şu anda derneğimiz 5 bölgeden, 82 ayrı ülkeden 1753 misafir öğrenci ile irtibat halindedir. 2011 itibariyle Türkiye’de 140 ülkeden 23 bin civarında misafir öğrenci olduğunu tahmin ediyoruz. Bu öğrencilerden sekiz bin kadarı İstanbul’da eğitim görmektedir.  Bu öğrenciler Afrika, Asya, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya ülkelerinden gelmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3-Ülkemize yurt dışından gelen öğrencilerin karşılaştığı sorunlar nelerdir?</strong></p>
<p>            Misafir öğrenciler Türkiye’de öncelikle barınma sorunuyla karşılaşıyorlar. Her öğrenci istediği koşullarda öğrenci yurdu bulamıyor veya her istediği şekilde kiralık ev bulamıyor. Barınma konusunda bir takım sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Bazı öğrenciler burs noktasında sıkıntı yaşıyorlar. Devlet desteği ile gelmeyen öğrenci, eğer fakir bir aileden geliyorsa burs konusunda sıkıntı yaşayabiliyor. Ulaşım konusunda sorun yaşayabiliyor. Özellikle uzak ülkelerden gelen öğrenciler için ulaşım çok pahalı oluyor. Yine şehir içi ulaşımda birçok öğrenci maddi sıkıntı yaşamaktadır. Öğrenciler için en önemli sorunlardan biri de sağlık problemleridir. Türk vatandaşı olmadıkları için ülkemizin sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlanmamaktadırlar. Bu sene itibariyle üniversitelerde de yabancı öğrencilerin sağlık hizmetleri kesilmiştir. Dolayısıyla misafir öğrenciler bu konu da büyük sıkıntılar çekmektedirler. Misafir öğrencilerin yaşadığı sorunlardan biri de ikamet problemidir. İl emniyet müdürlüklerinden aldıkları ikamet tezkereleri ile ülkemizde oturma izni almaktadırlar. Bu tezkereleri alırken bir takım sıkıntılarla karşılaşmaktadırlar. Sonra okullara başvuru ve kayıt esnasında bir takım negatif ayrımcılığa tabi tutulmaktadırlar. Kültür-sanat, uzmanlık eğitimi, staj programı gibi konularda da bazı sorunlarla karşılaşmaktadırlar.</p>
<p>   <img class="aligncenter" title="bab-ı alem" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/09/bab-ı-alem.jpg" alt="" width="257" height="432" />        </p>
<p><strong>4-Hangi konularda yardımcı oluyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>            </strong>Az önce saymış olduğumuz problem ve sıkıntıların giderilmesi için misafir öğrencilere her türlü yardım ve destek sağlanmaktadır. Öğrencilere rehberlik ve danışmanlık noktasında yardımcı olunmaktadır. Beş bölge için bölge başkanları bölge danışmanları ayrı ayrı hizmet etmektedir. Sosyal ve kültürel çalışmalar yapılmakta, sportif turnuvalar düzenlenmekte, eğitim çalışmaları yapılmaktadır. Misafir öğrencinin karşılaştığı her sorunun giderilmesi için çalışmalar yapılmakta.  Öğrencinin ihtiyaç duyduğu her konuda çalışma yapılmaktadır.</p>
<p><strong>5-Öğrencilere dil desteği veriliyor mu?</strong></p>
<p>            Yabancı öğrencilere Türkçe öğretimi noktasında düzenli eğitim seminerleri yapılmaktadır. Bunun için derneğimiz bünyesinde bir tane profesyonel Türkçe öğretmenimiz bulunmaktadır. Bunun yanı sıra gönüllü Türkçe öğretmenlerimiz misafir öğrencilere yönelik eğitim çalışmaları yapmaktadırlar.</p>
<p><strong>6-(Yurt dışında) kültür ve yaşama farklılığıyla karşılaşmak nasıl bir katkı sağlıyor size?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>            Dünyanın dört bir yanından gelmiş insanlara yardımcı olmak, onlarla birlikte çalışmalar yapmak müthiş bir duydur. Bunun yanı sıra dünyanın dört bir yanından insanlarla tanışıp dostluk ve iletişim kurma imkanımız oluyor. Yeryüzünün farklı kültürlerinden haberdar oluyoruz. Kısacası dünyayı tanıyoruz.</p>
<p><strong>7-Buradan mezun olan öğrencilerle iletişiminiz devam ediyor mu?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>            Evet, derneğimizden mezun olan öğrencilerimizle irtibatımız devam ediyor. Ülkelerine dönen arkadaşlarımızla sürekli olarak haberleşiyoruz. Ülkemizden o bölgelere gidecek olanlarla mezun öğrencilerimiz irtibatlandırarak onlara yardımcı olunmasını sağlıyoruz. Kısacası değişik vesilelerle mezun öğrencilerimizle olan irtibatımızı koparmadan sürdürüyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>8-Öğrencilerin Türkiye’den giderken ne götürdüğünü umuyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>            Ülkemizden mezun olan öğrenciler memleketlerine dönerken yanlarında bilgi, tecrübe, dayanışma ve kardeşlik bilinci, her şeyden önemlisi de Türkiye sevgisini götürmektedirler. Kısacası bu arkadaşlarımız ülkelerine gönüllü medeniyet elçisi olarak dönmektedirler. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>9-İleriye yönelik planlarınız nelerdir? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>            İleriye yönelik, derken… İleriye yönelik, çok ileriye yönelik çok güzel palanlarımız var. Yaşanılabilir bir dünya için, güzel ve iyi insanlarla dolu bir dünya inşa etmeyi planlıyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>10-Sefine Dergisi&#8217;nde neler yapmayı planlıyorsunuz? Örneğin hiç özel sayınız oldu mu?</strong></p>
<p><strong>            </strong>Sefine Dergisi misafir öğrencilerle birlikte çıkardığımız bir dergi. Bu dergiyle yapmak istediğimiz şey dünyanın dört bir yanından gelip ülkemizde eğitim gören misafir öğrencilerle eğitim yapmaktır aslında. Bir dergi nasıl çıkarılır, bir dergide nasıl yazılır, bir konu nasıl araştırılır, nasıl yazılır bütün bunları misafir öğrencilerle birlikte yaparak farklı bir eğitim de yapıyoruz aslında. Sonuçta ortaya harika ürünler çıkıyor. Her sayımızda bir dosya konusu belirleyip onun üzerine çalışıyoruz. Örneğin son sayımızda dosya konusu olarak ‘Dünya Mabetleri’ni işledik. Dünyanın dört bir yanında inanılan, yaşanılan dinlerin mabetlerini tanıtmak için öğrenciler araştırmalar yapıp yazılar kaleme aldılar.</p>
<p>            Sefine Dergisi olarak şimdiye kadar özel sayımız olmadı. Yakın zamanda da böyle bir çalışma düşünmüyoruz. Az önce de ifade ettiğim gibi bu derginin farklı bir yönü var. Misafir öğrenciyle bu işi yürütmek oldukça zor. Çünkü yabancı dilde konuşmak bir yana yazmak çok daha zor. Bu zorluğa rağmen öğrencilerimiz bunu yapmaktan keyif alıyorlar. Yazılarının bu şekilde bir esere dönüştüğünü germeleri onları mutlu ediyor. Ama özel sayı için şimdilik erken diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>BÂB-I ÂLEM HAKKINDA DETAYLI BİLGİ İÇİN: <a href="http://www.babialem.org/">http://www.babialem.org/</a></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">11935 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/dunyaya-biz-bir-milletiz-diyen-kurum-bab-i-alem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngiliz -Ermeni İttifakı Kitabının Yazarı Dr. Halil Ersin Avcı: &#8220;Sevr Antlaşması Ermeni Meselesini bitiren Antlaşmadır&#8221;</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/ingiliz-ermeni-ittifaki-kitabinin-yazari-dr-halil-ersin-avci-sevr-antlasmasi-ermeni-meselesini-bitiren-antlasmadir/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/ingiliz-ermeni-ittifaki-kitabinin-yazari-dr-halil-ersin-avci-sevr-antlasmasi-ermeni-meselesini-bitiren-antlasmadir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2011 22:49:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3415</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İbrahim AKKURT, Cüneyt TEPE

İddia ediyoruz bu röportaj büyük yankı uyandıracak ve ezberleri bozacak&#8230;
7 yıllık bir emeğin sonucu, İngiliz arşivleri ve dünya arşivlerini tarayarak Ermeni Meselesini bizlere farklı bir persfektiften sunan Dr. Halil Ersin Avcı ile &#8220;İNGİLİZ-ERMENİ İTTİFAKI&#8221; isimli kitabı üzerine çok önemli bir röportaj gerçekleştirdik. Bu röportajı okuyunca Ermeni Meselesini daha iyi kavrayacaksınız&#8230;
 
RÖPORTAJIN TAMAMI [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Röportaj: İbrahim AKKURT, Cüneyt TEPE</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/12/Dr.-Halil-Ersin-Avcı.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3416" title="Dr. Halil Ersin Avcı" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/12/Dr.-Halil-Ersin-Avcı.jpg" alt="" width="448" height="336" /></a></strong></p>
<p><strong>İddia ediyoruz bu röportaj büyük yankı uyandıracak ve ezberleri bozacak&#8230;</strong></p>
<p><strong>7 yıllık bir emeğin sonucu, İngiliz arşivleri ve dünya arşivlerini tarayarak Ermeni Meselesini bizlere farklı bir persfektiften sunan Dr. Halil Ersin Avcı ile &#8220;İNGİLİZ-ERMENİ İTTİFAKI&#8221; isimli kitabı üzerine çok önemli bir röportaj gerçekleştirdik. Bu röportajı okuyunca Ermeni Meselesini daha iyi kavrayacaksınız&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>RÖPORTAJIN TAMAMI SİZLERLE&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1- Neden İngiliz-Ermeni İttifakı? Bu fikre nereden vardınız? Çalışmanın hikâyesini biraz anlatabilir misiniz?</strong></p>
<p><strong> <span id="more-3415"></span></strong></p>
<p>Şimdi öncelikle İngilizlerle Ermenilerin başta bir ittifakı olduğunu fark etmemiştik. Böyle bir ittifakın olup olmadığı yapılan çalışma neticesinde ortaya çıktı. İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden kıymetli hocam ve doktora tez danışmanım Prof. Dr. Ali Arslan’ın yönlendirmesi oldu. Bana şu soruyu sordu? Acaba İngilizlerle Ermeniler acaba ilk ne zaman temas etmişlerdi? Bu konu ile alakalı İngiliz arşivinde araştırma yaparken, aslında bu temasın 18. veya 19. yy.da değil, daha önceki tarihlerde olduğunu fark ettim ve çalışma böyle başladı. Daha sonra bir çağrışım bunun genişlemesine sebep oldu. Herkesin ilgi ile seyrettiği KARAYİP KORSANLARI isimli macera filminin ikinci bölümünde ilginç bir sahne yaptığım çalışmanın yönünü de değiştirdi. Bu sahnede İngiliz Doğu Hindistan şirketine ait olan bir gemide iki tane Ermeni asıllı tüccar bozuk Türkçe-Ermenice ile aralarında konuşuyorlardı. Bu sahne, filmde bir enstantane olarak geçiyordu. Bu sahne sadece filmdeki canavarın bir gemiyi nasıl yok ettiğini göstermek için konulmuştu. Zaten birazdan da gemiyi yutuyordu, parçalıyordu. Bu sahne o kadar çok dikkatimi çekti ki, acaba Doğu Hindistan ile Ermenilerin ne alakası var dedim? Ve kendi kendime sordum bunların tam Türkçe konuşmadıklarını ve Ermenice ye yakın bir dil konuştuklarını fark ettim ve asıl mesele ondan sonra ortaya çıktı. Doğu Hindistan İngiliz şirketini incelemeye başlayınca asıl İngiliz İmparatorluğunun temelinde Ermeni tüccarlarının olduğunu gördük. İngilizler 16. yy.dan itibaren bilhassa Ortadoğu’da, İran’da daha sonra 17. yy. başlarında Hindistan’da Ermeni tüccarıyla karşılaşmışlardı. Ermeni tüccarının önemini kavrayan İngilizler Ortadoğu’da var olabilmeleri için yerli Hıristiyan bir unsura ihtiyaç duymuşlar bu unsur da Ermeni tüccarları olmuştu. İngilizler Hıristiyan bir unsurdu ve Ortadoğu’nun çoğunluğu Müslüman veyahut doğu dinlerine mensup bir topluluklardı. Bunların arasında kendilerine güvenebilecekleri iş ortağı olabilmeleri için Hıristiyan bir unsura ihtiyaçları vardı. Zaten 9. ve 10. asırdan beri Ortadoğu’da çok geniş bir ticaret ağı kurmuş olan Ermeni tüccarı onlar için bulunmaz bir Hint kumaşı oldu. Bu bölgede Ermeni ticaret ağına İngilizlerin dâhil olması ve bunlarla yakınlaşmaya başlaması İngilizleri Ortadoğu’da süratle hâkim bir devlet haline getirmiştir ve kısa süre içerisinde, 1688 gibi erken tarihte İngiltere Devleti ile Ermeni milleti arsında İran ve Hindistan Ermenileri arsında bir İngiliz-Ermeni ittifakı anlaşması imzalandığını görüyoruz. Bu ittifakın genel esası Osmanlı Devleti’ni ekonomik olarak zayıflatma ve sonunda da yok etme esasına dayanıyordu. Buradaki esas ticaret yolarını Osmanlı Devletinden İngiltere lehine Basra körfezine ve Hindistan sahiline çevrilmesi ve buradan sonrasında İngiliz ticaret gemilerinin söz konusu bölgelerden sevk edilen malları Avrupa’ya taşıması idi. Ermeni meselesiyle araştırma yapanların birçoğu hep Türkiye ile ilgili klasörlere bakmaları neticesinde bu belgelere ve bilgilere ulaşamadıkları dikkatimi çekti. Baktığınız zaman asıl olan Hindistan klasörlerinin içindeydi ve takdir edersiniz ki Türk araştırmacılar bu klasörlere hiç bakmamışlardı. Ortadoğu’nun Hıristiyan olarak tek tüccar unsuru Ermenilerdir. Balkanlardan Ermeniler miladi 5. ve 6. yy.’da hep göçe maruz bırakılmıştır. Fakat gittikleri yerlerde Ermeni Kilisesi’nin bağlayıcı etkisi ile milli kimliklerini korumalarından dolayı her gittikleri yerde bir Ermeni kolonisi oluşmuştur. Ermeniler ticaretle uğraştıkları için bu koloniler arasında kurdukları ticaret bağlantılarında birbirlerini koruyup kollamışlar ve tarih için kısa bir zamanda birkaç asır içinde Balkanlar’dan Anadolu’ya ve oradan Hindistan’a kadar uzanan bir Ermeni ticaret ağı oluşmuştur. Dolayıyla İngilizler Ortadoğu’ya geldiklerinde Ermeni ticari ağını fark ettiler ve kullanmak istediler. Bu olayı ilk fark edenler İngilizler değildi tabi İtalyanlar da fark etmişler, fakat İtalyanlar da bir tüccar millet oldukları için ticareti doğrudan kendileri yapmak istediklerinden Ermeniler onlara iyi gözle bakmıyorlardı. Fransızlar da kullanmak istiyorlardı fakat Fransızlar Osmanlıyla bir kapitülasyon anlaşması yaptıklarından malı İstanbul ve İzmir gibi limanlardan aldıklarından Ortadoğu’ya fazla yayılamadılar. Tek farklı İngilizler idi. Moskova kumpanyası vesilesiyle ilk kez Osmanlı Devleti’ni baypas edip kuzeyden ve İran’la yaptıkları anlaşmayla güneyden Ermenilerle doğrudan anlaşma yapmışlardı. Ermenilerin uzmanı olduğu kara ticareti ile hiç işleri yoktu. Ermenilerin hiç söz sahibi olmadıkları denizlerde söz sahibiydiler. Ermenilere rakip olmadılar. Tek istedikleri Ermenilerin tüm malı İngilizlerin imtiyaz sahibi olduğu İran limanlarına yığmaları ve uygun fiyatla İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’ne teslim etmeleri idi. Ermeniler açısından İngilizler son derece uygun bir ortak oldular.</p>
<p><strong>2- Çalışmanın ne gibi orijinal yanları var? Bilimsel olarak ne gibi yenilikler getirdiniz?</strong></p>
<p>Çalışmanın şu gibi Orijinal yanları var birincisi ilk kez 1688 yılında bir İngiliz ve Ermeni ittifak antlaşmasının olduğunu ortaya çıkardık. İkincisi İngilizlerle Ermenilerin bir kader ortağı olduğunu ortaya koymuş olduk. Ermeni meselesinin tesadüfî bir mesele değil, İngilizlerin Ortadoğu ve dünya hâkimiyeti için anahtar role sahip olduğunu göstermeye çalıştık. Ermeni meselesinin ilk kez Türkiye&#8217;de değil, aslında Hindistan da uygulanmış olduğu ve burada netice alınınca 19. yy&#8217;dan itibaren Türkiye&#8217;de de aynı oyun oynandığı ortaya çıkmıştır. İngiliz ve Ermeni ittifakının İran&#8217;dan Japonya’ya kadar birlikte hareket ettikleri ve İngiliz İmparatorluğu’nun Ermeni Ticaret Ağı vesilesiyle zenginleşerek güçlendiğini görmüş olduk. Bunun haricinde 19. yy&#8217;dan itibaren İngilizlerin kurmuş oldukları okullar ve aracı olarak Türkiye&#8217;de Amerikalıları misyoner olarak kullanmaları neticesinde Türkiye&#8217;de İngiliz Ermenileri adını verebileceğimiz bir Ermeni grubu ortaya çıktı ve Ermenilerin giderek kamplaştıkları görüldü. Bu kamplar İngiliz Ermenileri, Rus Ermeniler, Fransız Ermeniler ve Osmanlı Ermenileri olmak üzere dört tanedir. Aralarında keskin ayrılıklar yoktur. Bazen İngilizlerin Rus Ermenilerini veya Fransız Ermenilerini de kullandıkları görülebilir. İngiliz Ermeniler ise yaklaşan dönem içersinde 1890&#8242;lardan itibaren İngiliz istihbaratı tarafından Türkiye&#8217;deki yerel ayaklanma ve isyanlarda bir unsur olarak kullanıldı. İngiliz istihbaratıyla İngiliz Ermeni cemiyetlerinin doğrudan bağlantısı olduğu, İngiliz istihbaratının Ermeni cemiyetlere sponsor olduğu yine hakeza Adana Ermeni olaylarında İngiliz Ermenilerinin doğrudan 5. kol unsuru olarak kullanıldığını, 1915 Ermeni olayları sırasında yine hakeza Çanakkale savaşı yenilgisi neticesinde ermeni kartını oynadığını tespit etmiş olduk. Yine Ermenilerin kullanım süreleri dolunca 1918-1919&#8242;dan itibaren İngilizler tarafından göz ardı edilmeye başlandığını, Sovyet Rusya’nın o dönemde İngilizler için daha fazla önem taşıması neticesinde Ermenilerin kaderlerine terk edildiklerini yani İngilizlerin Ermenileri baştan beri kendi çıkarları için kullandıklarını ve kullanım sürelerini tamamlayınca kendi kaderlerine terk edildiklerini gözledik. Ermeni meselesinin gerçek serencamesinin ortaya çıkmasına katkıda bulunduğumuza ve Ermeni Sorunu’na aydınlanması yönünde gayretlere bir nebzede olsa yardımda bulunduğumuza inanıyorum.</p>
<p><strong>3- Bu zamana kadar Ermeni Meselesi ile ilgili birçok çalışma yapıldığı halde neden bu bilgi ve belgelere ulaşılmadı?</strong></p>
<p>Genelde araştırma yapanlar bilhassa İngiliz arşivinden TÜRKİYE ile alakalı Ermenileri araştırmışlardır. Oysa İngiliz istihbaratının doğuş yeri Hindistan’dır. Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren meselelerin çoğu Hindistan’da planlanmış olduğunu gördük ve dolayısıyla Türkiye&#8217;deki Ermenilerinde yönlendiricilerinin Hindistan Ermenileri olduklarını tespit etmiş olduk. Bugüne kadarki araştırmacıların birçoğunun Hindistan klasörlerinin içinde ve İngiliz arşivlerinin dışında olan ve İngiliz kütüphanesinde bulunan belgelerin araştırılması Türkiye’yi ilgilendiren belge olmadığı zannıyla böyle bir göz ardı etmeye neden olmuş olmalıdır. Bizim avantajımız öncelikle Ali Arslan hocamın sorusu sonra da seyrettiğim filmin etkisi oldu. Dolayısıyla Hindistan klasörlerini araştırmaya başlayınca çok önemli bilgilerin ilk kısmına ulaşmış olduk. Bundan sonra da Türk araştırmacıların bu klasörleri derinlemesine incelemesinin aslında birçok gizli kalmış olayın da ortaya çıkmasına vesile olacağını düşünüyoruz.</p>
<p><strong>4- Çalışmanızda Ermeni Meselesi&#8217;nin adeta bir İngiliz komplosu olduğu anlaşılıyor buna biraz açıklık getirir misiniz?</strong></p>
<p>İngilizlerin dünya hâkimiyeti mücadeleleri sırasında, Ermeniler İngiliz dünya hâkimiyeti planlarının bir parçasıdır. Çünkü Osmanlı Devleti içerisinde Türklerin dahi şüphe etmeyecekleri unsurdur Ermeniler. Ayrıca İngilizlerin var olmayı hep istedikleri Osmanlı coğrafyası, İran ve Hindistan gibi üç önemli bölgede birden varlık gösteren İngiltere’ye yardım edecek tek unsur Ermenilerdi.  Bu unsurun İngilizler lehine dönmesi çok önemli bir hadisedir. Bu dönüşümü sağlamak için bir veya iki asır çalıştıklarını görüyoruz. Dolayısıyla bu planlı bir meseledir. 1688 yılında bir şeye başlayacaksınız ve Osmanlı Devleti’ni yıkıp yok etmek için çabalayacaksınız bunun adı bence planlı program bir komplodur. Ancak siz başka bir isim de verebilirsiniz.</p>
<p><strong>5- Çalışmanızda İngiltere, Ermeni Meselesi ile ilgili diğer devletler özellikle Rusya, Fransa ve Amerika&#8217;nın önünde görülüyor bu gerçekten böyle mi yoksa siz mi İngiltere açısından baktığınızdan öyle görülüyor?</strong></p>
<p>Hayır, şöyle ki Ermeni Meselesi ile Ruslarda çok ilgilenmişler, Fransızlar da çok ilgilenmişler ama Ermenileri Asya hâkimiyetinde bir unsur olarak kullanan ve bunları en etkin şekilde kendi siyasetine alet eden İngilizler olduğunu fark ediyoruz. Ruslar da Ruslaştırdıkları Ermenileri kullandıklarını görüyoruz. Fransızlar da da aynısı var. Ancak Rusların da Fransızların da amaçları Osmanlı coğrafyasında bölgesel amaçlara yönelik.  Rusların bilhassa 1890&#8242;lardan itibaren Fransa ile ittifak etmeleri Fransa ile aralarındaki sorunları yavaş çözmeye çalışmaları, 1904 İngiliz-Fransız antlaşmaları, 1907 İngiliz-Rus antlaşmalarından sonra Fransız ve Rus Ermenilerinin de İngilizler tarafından etkin olarak kullanıldıklarını net bir şekilde görmekteyiz. Diğerleri belli isyanlarda aracı(maşa) olarak kullanırken İngilizlerin etkin bir unsur olarak İran’da, Rusya’da, Osmanlı Devleti’nde ve aynı anda 3-4 yerde kullandıklarını görüyoruz. Buna hiçbir devlet muvaffak olamamıştır. 1905 yılında Abdülhamit’e suikast yaptırırken bir taraftan İran şahına ve diğer taraftan da Rus çarına bu denli suikastlarının yapılması İngiliz istihbaratını Ermenileri etkin olarak kullandıklarını gösterir.</p>
<p><strong>6- Ermeni Meselesi&#8217;nin Çanakkale Savaşları ile ilgisinden bahsediyorsunuz bunu biraz açar mısınız?</strong></p>
<p>İngilizlerin I.Dünya Savaşı içersinde Ermenilere toprak verme gibi bir niyetleri yoktu. Ermenilerin İngiltere safında çarpışma niyetleri vardı. İngilizlerin Ermenileri bu amaçla kullanmaya da pek bir niyetleri yoktu. İngilizlerin gayesi Çanakkale Savaşlarıyla Çanakkale boğazını geçip Osmanlı Devleti’ni tek vuruşta saf dışı bırakıp, İstanbul’u ele geçirecek ve hiçbir ülkeye borçlu kalmayacaklardı. Osmanlı topraklarını kolayca bölebileceklerdi. Lakin Çanakkale Savaşları’nın kazanılamaması Osmanlı askerlerinin burada sağlam duruşu kamuoyunda İngilizleri zor duruma sokmuşlardı. Buna İngilizlerin Irak fiyaskosu da zaman içinde eklenince İngilizler hemen 5.kol faaliyeti olarak Ermeni Kartını devreye aldılar. Kitap incelenince ne gibi bir bağıntı olduğu daha da iyi anlaşılacaktır.</p>
<p><img title="Dr. Halil Ersin Avcı ile İngiliz-Ermeni İttifakı Kitabı üzerine" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/12/Dr.-Halil-Ersin-Avcı-ile-İngiliz-Ermeni-İttifakı-Kitabı-üzerine.jpg" alt="" width="560" height="420" /></p>
<p><strong>7- Gerçekten bir Ermeni katliamı oldu mu? Olduysa kaç Ermeni öldürüldü? Nerede öldürüldü?</strong></p>
<p>Bu soruya, şu soruyla cevap vermek gerekir şöyle ki, İngilizlerin ve batının iddiası Ermenileri Suriye çöllerine götürüp öldürdüğümüzdür.  Bizde şu soruyu onlara yöneltiyoruz, bu sözde katliamdan kısa bir süre sonra Suriye&#8217;yi kim ele geçirdi? Ermeniler, Fransızlar ve İngilizler ele geçirdi. Burada 800 bin Ermeni öldü ise bunların mezarları olması icap eder, bunların belli kamplarda tutulmuş olmaları gerekmekte ve bu kampların fotoğrafları olması gerekmektedir. Çanakkale Savaşlarının bile çok net videoları olmasına rağmen, Suriye cephesinin, Filistin cephesinin çok net videoları olduğu halde, neden Ermeni kamplarına dair bir video ve fotoğraf yoktur. Nerdeyse bir asırdır asılsız iddialarla bu milletler Ermeni katliamının olduğunu iddia ediyorlar. Oysa biz ölen, katledilen Türklerin olduğunu fotoğraflarıyla, kalıntılarıyla, cesetleriyle ve videolarıyla ispat edebilirken, acaba neden Ermenilerin bir tane bile fotoğrafı yok. Oysa İngiliz ordusunun her türlü teknik ve teçhizatı var. Bu devirlerde yapılan Malta da yapılan uluslararası mahkemelerde ne Ermeniler, ne Fransızlar, ne İngilizler ve de Amerikalılar hiçbir şey kanıtlayamamışlardır. Savaşın getirdiği mukatele yani karşılıklı öldürmeler gerçekleşmiştir. Zaten İngilizlerin 5.kol faaliyetlerinin amacıdır. Türkleri, Ermeniler, Ermenileri Türklere, Kürtleri Ermenilere, Ermenileri Kürtlere karşı kışkırttıklarını görüyoruz. Daha 1909–1910 yıllarından itibaren İngilizlerin Kürtleri gizlice silahlandırdıklarını İngiliz gizli raporlarından görüyoruz. Eğer gerçekten Ermenileri bu kadar seviyorlarsa neden Kürtleri silahlandırıyorlardı.</p>
<p><strong>8- Sevr Antlaşması&#8217;nın Türkiye&#8217;nin tezlerini doğruladığını iddia ediyorsunuz. Sevr Antlaşması bugüne kadar hep lanetlendi. Bunu biraz açar mısınız?</strong></p>
<p>Sevr antlaşması total olarak Türkiye’nin aleyhine bir antlaşmadır. Ancak Sevr Antlaşması’nın Ermeni Sorunu’nun çözümüne de büyük katkıları olabilecek bir antlaşma olduğu da görülüyor. Çünkü antlaşmada bazı hükümler var ve biz bunları çalışmamızda ayrıntıları ile orijinal metinleri kullanarak ifade ettik. Sevr antlaşmasında görülüyor ki Ermeni Meselesinde Türk milleti suçlanmamaktadır.  Eğer bir suç varsa bunların dönemin idarecilerine ait olabileceği bunun da araştırılacağı ifade edilmektedir.  Ermenilerin de ve İngilizlerin de bir mutabakat yapıp bu anlaşmanın altına imza attıklarını görüyoruz. Tabi anlaşmanın tamamen kabul edilmesi için parlamentolardan geçmesi gerekiyordu. Bu hiçbir devletin parlamentosundan geçmemiş ama devletlerin temsilcilerinin bu anlaşmanın altına imza koyması bir mutabakat olduğunun gösterir. Bu konunun araştırılması soruşturulması için, Osmanlı komisyonu kurulması, divanı harp kurulması ve bunlar yetersiz kalırsa Uluslararası bir mahkeme kurulması istenmiş ve bunlar gerçekleşmiştir. İlginç olan nokta hiçbiri suçlu bulamamıştır. Eğer bir suç unsuru var ise bu insanlar neden o devirde cezalandırılmadılar? O devirdeki altına imza attığımız Uluslararası hukuk bu devirdeki uluslararası hukuktur. Maddeler hala değiştirilmemiş hala 1907 Cenevre konvansiyonu yürürlüktedir. Mesele aslında Sevr’de bitmiştir. Lozan’da bu meselenin fazla dile getirilmemesi Sevr’de çözülmüş olmasındandır. Sevr anlaşması yürürlükte olmasa bile, Sevr anlaşmasının imzalanan hükümler yürürlüğe konmuştur. Bugün Ermenistan&#8217;da bulunan ve yöneten Taşnak partisi Sevr anlaşmasına imzasını atan Taşnak partisinin varisi olarak kendini görüyor. Eğer Sevr&#8217;de ki partinin varisleri olduklarını söylüyorlarsa o anlaşmanın altındaki imzanın arkasında durmaları gerekir. Dolayısı ile mesele kapanmıştır. Çünkü varis olmadan miras dava edilmez. Eğer mirasçısı değilim diyorsa, o zaman onlarla konuşacağımız bir mevzu da yoktur. O dönemin Taşnak partisi ile bu mesele çözülmüştür.</p>
<p><strong>9- İngiltere Ermenileri neden yüzüstü bıraktı?  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Çünkü İngiltere’nin stratejik çıkarları açısından Ermeniler önemini kaybetmiş Sovyet Rusya büyük önem kazanmıştır. Bunu nedenleri kitap da genişçe anlattık. Doğrudan konuyu ifade eden İngiliz istihbarat raporları var. Bu istihbarat raporuna binaen İngiltere başta Sovyetlere karşı Çarlık taraftarlarını desteklerken bu desteği kesmiştir. Bu stratejinin bir gereği olarak Kafkaslardaki Gürcü, Ermeni ve Azeri gibi unsurları Sovyetlere karşı desteklemekten vazgeçmiştir. Hatta bunla alakalı Tiflis&#8217;teki İngiliz istihbarat şefi Wardrop Ermenilere ve Gürcülere eğer destek olunursa Sovyet ordusunun durdurulabileceğini tavsiye ederken ona İngiliz Genelkurmayından  gelen bir cevapta şöyle deniyordu; &#8221;şu anda onlara askeri olarak bir destek vermemiz mümkün değil. Onlara şu anda cesaretle ülkeleri için savaşıp ölmelerini şanlı bir tavsiyesi edebiliriz.” İngilizler için Ermeniler ve kurulacak büyük Ermenistan son derece büyük bir stratejik öneme sahipti. Kitapta birçok İngiliz istihbarat raporu ile ispat edildiği gibi İngiltere, Büyük Ermenistan’ı Osmanlı halifesinin ve Türklerin Türk-İslam dünyası ile bağlantısını koparmak için istiyordu. Ancak çalışmada ifade edilen nedenlerle bu strateji bir süreliğine değişti, dönüştü. Bu sebeple de İngilizler Ermenileri yüzüstü Sovyetlerin merhametine bıraktılar. Böylece I.Dünya Savaşı’nda Türkler ile birlikte en çok acı çeken ikinci millet Ermeniler olmuş adeta Dimyattaki pirince giderken eldeki bulgurdan da olmuşlardır.</p>
<p><strong>10- Bugün Ermeni Meselesi&#8217;ne batının yaklaşımı ve Türkiye&#8217;nin alması gereken önlemlerden bahseder misiniz?</strong><strong></strong></p>
<p>Bugün Ermeni Meselesiyle alakalı batılıların yaklaşımı şudur, Türkiye’yi dünyada dengelemek istiyorlar. Türkiye gerçekten dünyada hızla büyüyen bir ülke ve dünyada 16. 17. sırada yer alan bir ülke ve ilk 10 girmesine de kesin gözü ile bakılıyor. Önümüzdeki 5 yıl içersinde önlenemez büyümeyi yaşayıp ilk 10 gireceğine inanıyoruz. Böyle bir ülkeyi dengelemek ve yavaşlatmak için öncelikle Ermeni Meselesini Damokles’in Kılıcı gibi üstümüzde sallamaya çalışıyorlar. İkincisi Türkler sekiz on asırdır Türk-İslam dünyasına liderlik yapmaktadır. İngiliz tarihçilerinin tabiriyle bembeyaz bir tarih görürsünüz. İslam dünyasının yüzünü karartacak bir lekesi de yoktur. Ancak bugün batı Ermeni meselesini, sözde Ermeni katliamını kitapta anlatıldığı üzere Osmanlı Halifesi’nin bir Hıristiyan unsuru yok etmesi olarak göstermeye çalışılıyor. Dolayısıyla dünyada Türkiye liderliğinde bir Türk-İslam dünyasına karşı Ermeni meselesini psikolojik tampon olarak kullanmak niyeti görülmektedir. Hakeza yine Türkiye&#8217;nin Kafkaslarda başlatabileceği bir ittifakın başlaması ve bu ittifakın Orta Asya&#8217;ya kadar sirayet edebileceği düşünüldüğünden, Ermenistan yine burada tampon olarak kullanılmaktadır. Bölgesel olarak Türkiye’nin Ermenistan ile bir dostluk kurması, yani bir Türk-Ermeni ittifakı Kafkaslar’daki dengeyi alt üst eder, Türkiye Ermenistan köprüsü ile Kafkasya ve İç Asya’ya rahatça açılır ve yayılabilir. Ancak Türkiye ve Ermenistan birbirine düşman olduğu müddetçe Türkiye doğuya doğru hep dikkatli açılmak zorundadır. Bu dostluk kurulmadığı Ermeniler aldatıldıklarını kabul etmedikleri sürece de Ermenistan Türkiye’nin düşmanlarının bir üssü durumunda Türkiye’nin Doğu’ya açılan yollarında bir taş olarak kalacak. Ancak yalnız ve kimsesiz kalacaktır. Ermeni Meselesi ile ilgili olarak Türkiye’nin bundan sonra yapması gereken Ermenileri muhatap almak değil, onları bu zamana kadar kullananlarla muhatap alıp, İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar ve Ruslar gibi büyük devletlerin arşivlerinde araştırma yapıp Ermenilerin nasıl kullanıldıklarını dünya kamuoyuna ifşa edilmelidir. Ermenilerin bu devletler tarafından kullanıldığını göstermelidir. Ermeni Meselesi çözülecekse açık yüreklilikle bugün de Ermenileri kullanan bu devletlerle masaya oturulmalıdır.</p>
<p><strong>Dr. Halil Ersin Avcı Kimdir?</strong></p>
<p>21 Mayıs 1977 tarihinde Ezine’de doğdu. İlk ve Orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra Kırklareli 60.Yıl Sağlık Meslek Lisesi’ne gitti. Bu okuldaki dört yıllık eğitimini tamamladıktan sonra Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü kazandı. 25 Haziran 1999 yılında buradaki eğitimini tamamlayarak mezun oldu. 25 Ekim 1999’da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde göreve başladı. Burada Ege Üniversitesi ile birlikte açılan ortak yüksek lisans programındaki eğitimini 16 Ekim 2002 tarihinde başarıyla tamamladı. 16 Eylül 2003’de İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilimdalı’nda doktoraya başladığı doktorasını 2010 yılında başarıyla tamamladı. Halil Ersin Avcı Almanya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri de dâhil olmak üzere yurtiçi ve yurtdışındaki kütüphane ve arşivlerde araştırma ve incelemelerde bulundu. Dr. Halil Ersin Avcı, halen İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır</p>
<p><strong>Detaylı bilgi: <a href="http://www.halilersinavci.com">www.halilersinavci.com</a></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">17472 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/ingiliz-ermeni-ittifaki-kitabinin-yazari-dr-halil-ersin-avci-sevr-antlasmasi-ermeni-meselesini-bitiren-antlasmadir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Tarihçi&#8217;nin ufku nasıl olmalıdır?&#8221;</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/tarihcinin-ufku-nasil-olmalidir/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/tarihcinin-ufku-nasil-olmalidir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 22:44:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3404</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İbrahim AKKURT          Fotoğraflar: Erman TURGUT

Karizmasıyla, kişiliğiyle ve ilmi birikimiyle örnek bir Tarihçi&#8230;
Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan ile &#8220;Tarihçinin ufku nasıl olmalı, Türkiye’de Akademisyen Tarihçilerin karşılaştığı zorlukları, Bu sene kurulan Bilecik Üniversitesi Tarih Bölümü&#8217;nü&#8221;  ve daha birçok önemli konuyu konuştuk&#8230;
RÖPORTAJIN TAMAMI SİZLERLE
 
1.     Bir Tarih talebesi kendisini nasıl yetiştirmelidir? Tavsiyeleriniz nelerdir?
 
Son yıllarda özellikle &#8220;sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Röportaj: İbrahim AKKURT          Fotoğraflar: Erman TURGUT</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/DSC05050.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3405" title="Prof. Dr. Azmi Özcan ve İbrahim Akkurt" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/DSC05050.jpg" alt="" width="478" height="356" /></a></strong></p>
<p><strong>Karizmasıyla, kişiliğiyle ve ilmi birikimiyle örnek bir Tarihçi&#8230;</strong></p>
<p><strong>Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan ile </strong>&#8220;<strong>Tarihçinin ufku nasıl olmalı, </strong><strong>Türkiye’de Akademisyen Tarihçilerin karşılaştığı zorlukları, </strong><strong>Bu sene kurulan Bilecik Üniversitesi Tarih Bölümü&#8217;nü&#8221;  ve daha birçok önemli konuyu konuştuk&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>RÖPORTAJIN TAMAMI SİZLERLE</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1.     </strong><strong>Bir Tarih talebesi kendisini nasıl yetiştirmelidir? Tavsiyeleriniz nelerdir?</strong></p>
<p><strong> <span id="more-3404"></span></strong></p>
<p>Son yıllarda özellikle &#8220;sosyal bilimler&#8221; kavramı daha yaygın olarak kullanılmakta ve uygulamaya yönelik bazı gelişmeler de olmaktadır. Tarih, Edebiyat, Coğrafya, Sosyoloji, Bilim Tarihi, Sanat Tarihi ve Siyaset Bilimi gibi tekbir bilim dalı yerine &#8220;sosyal bilimler&#8221; kavramının kullanılması bilinçli bir tercihtir. Aslında tarih talebesinin nasıl yetiştirilmesine dair de ipuçlarını içinde barındırmaktadır. Yani, tarih talebesi kendi bilim dalını bildiği gibi diğer disiplinlere dair de temel okumaları yapabilmelidir. Bunu yapabilmenin yolu da Tarih bölümlerinde bu derslerin seçmeli-zorunlu ders olarak okutulmasıyla sağlanabilmektedir. Tarih talebesi kendini bilgi bakımından daha donanımlı hale getirirken özellikle bir ilgi alanına göre bir batı bir doğu dilindeki metinleri okuyup anlayabilecek kadar dil bilgisini geliştirmelidir. Osmanlı Tarihini, ana kaynaklarından okuyabilmesi ve anlayabilmesi için de iyi derecede Osmanlı Türkçesi&#8217;ni okuyabilmeli ve anlayabilmelidir. Bu çerçevede Tarih talebesi gerek ders gerekse ders dışı okumalarıyla kendini bir sosyal bilimci olarak yetiştirmeli, uzmanlaşacağı alan ve konuya göre derinleşmeyi seçmelidir. Bu yolculukta önemli bir kılavuz da kavramlardır ve kavramlar tarihin anlaşılmasındaki en önemli kodlar arasındadır.<strong></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2.     </strong><strong>Türkiye’de Akademisyen Tarihçilerin karşılaştığı zorluklar nelerdir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de akademisyen tarihçiler de genel itibariyle bir Tarih talebesinin yetişmesinde olduğu gibi sadece Tarihçi değil bir Tarih Bilim Dalı&#8217;nda uzmanlaşmış, ancak diğer sosyal bilim dallarına dair okumalarını da yapmış bir sosyal bilimci olarak kendini yetiştirmelidir. Akademisyenin bunu Yüksek Lisans ve Doktora çalışmaları sırasında tamamlaması gerekir. Dolayısıyla böyle bir donanım üzerine yapılan tezler daha kapsamlı, yoruma dayalı ve karşılaştırmanın da yapıldığı başarılı bir çalışma olarak ortaya çıkmaktadır. Lisans, Yüksek Lisan ve Doktora ders dönemlerinde seminer ödevleriyle araştırma metodolojisini kavrayamayan öğrenci tez çalışmaları sırasında da genellikle büyük zorluklarla karşılaşmakta ve başarılı bir tez yazamamaktadır.</p>
<p>TEZ DANIŞMANLARI</p>
<p>Esas itibariyle bir diğer ciddi sorun ise tez danışmanlarının ya tez yönetme formasyonlarına sahip olmamaları ya da yeterince danışmanı oldukları öğrencilerin tezlerine vakit ayıramamalarıdır. Bunun sonucu olarak usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenci kendisini geliştirememekte ve yeterli yetkin ürün verememektedir. Doktora sonrası ise hem yoğun bir ders yükü hem de akademik faaliyetlerin beraberce yürütülmesinde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bazı akademisyenler sadece derslere girmekte ve yayın faaliyetlerini ya uzun süreliğine veya tamamen durdurmakta, yaptıkları çalışmalar da tekrardan öteye geçmemektedir. Öte yandan Türk Tarihçilerinin bir kısmının yabancı kaynakları ases alırken kendi temel arşiv ve birinci elden kaynaklarını kullanma bilgi ve becerisinden yoksun olduğu görülmektedir. Bu da yapılan çalışmaların genellikle eksik olması neticesini vermektedir. Nihai olarak mukayeseli tahliller yapılabilmeli ve sadece hakikatin arayışı içinde olunmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong> <a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/DSC05052.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3689" title="PROF.DR.AZMİ ÖZCAN" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/DSC05052-1024x768.jpg" alt="" width="368" height="277" /></a></strong></p>
<p><strong>3.     </strong><strong>Size göre Tarihçinin ufku nasıl olmalıdır?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Tarihçi bir sosyal bilimci mantığı ile tarihi olayları değerlendirmeli, birinci elden arşiv ve ana kaynaklarını araştırıp okumalıdır. Bundan sonra da ikinci elden yerli ve yabancı kaynaklarla resmi evrakın ve kaynakların boş bıraktığı alanlar doldurulmalıdır. Böylece gerçekçi iddia ve yorumlar yapılabilir. Türk Tarihi ve onun temel meseleleri henüz tam olarak resmedilmeden zihniyet okumalarının ve büyük yorumların yapılması ciddi hataları da beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan ana gövde ve parçalar tamamlandıktan sonra tarihe dair somut bilgiler ortaya koymak ve yorumlar yapmak mümkün olacaktır. İlim bir disiplindir, nizam, intizam, gayret ve sabır ister. Bunlar İlmin herhangi bir kolu için geçerli olan şartlardır. Tarihçilikte bunlara ilave olarak başka nitelikler ve donanımlara sahip olmanız gerekli. Bütün ilim dalları ile ilgili genel kültüre, zamanların hassasiyetlerine ve tercihlerine, kavramların zaman içindeki yolculuğuna, sanat ve estetik anlayışlarının değişimlerine ve ilgi duyduğunuz zaman ve mekâna göre ilgili toplumların dillerine vb vakıf olmalısınız. Sizin için dünyanın en önemli meselesi başkaları için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Ancak bu durum sizi hedefinizden vazgeçirmemeli ve mütemadiyen ona odaklanmalısınız. Bir bakıma yaptığınız iş zihin dünyanızda elde ettiğiniz verilere dayanarak tarihi yeniden inşa etmektir ve bütün bu çaba, gayret ve emek için tek gerekçeniz hakikati tespit etmek arzunuz olacak. Geriye bir tek şey kalıyor. Düzenli ve disiplinli olarak çok çalışmak, çok düşünmek,çok müzakerede bulunmak; Tetkik, tasnif, tahkik, tahlil ve terkip. Bütün hüner burada. Son olarak emin olmadığınz alanda hükümden kaçınacaksınız. Böyle yapmayanların durumu sağlam güzergâhı bilmeden mayın tarlasında dolaşmak gibidir.<strong></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.     </strong><strong>Türkiye’de Tarih alanındaki gelişmeleri ve çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Biraz önce ifade ettiğimiz gibi bir yandan Türk tarihinin ana hatlarıyla resmedilmesine yönelik olarak yapılan çalışmalar bütünün bazı boşluklarını doldurmakta ve resmin daha da netleşmesine katkı sunmaktadır. Bu takdire şayandır. Ayrıca tarihin son yıllarda daha özgürlükçü bir ortamda ve yaygın olarak tartışıldığı da görülmektedir. Ancak diğer yandan bazı çalışmaların birbirini tekrardan öteye geçememesi, Tarih Bilimi&#8217;ne yeni bir katkı sunma olmaması da üzüntüyle izlenmektedir. Baştan beri ifade etmeye çalıştığım gibi, Tarih öğrencileri bir sosyal bilimci olarak yetiştirilmeli, dış kaynakları okuyabilmek için yabancı dil eğitimi özendirilip desteklenmeli ve tarihin temel kaynaklarını okuyup anlayabilecek şekilde iyi derecede Osmanlı Türkçesi ve paleografyası öğretilmelidir.</p>
<p>BİLGİYE ULAŞMA BECERİSİ</p>
<p> Bunları öğrencilere verecek öğretim üyelerinin bilgi teknolojileri ve materyallerini kullanmaları, öğrenciye bilgi yüklemek yerine bilgiye ulaşma ve kullanma becerileri vermeleri ve onları iyi bir eğitim alma konusunda yüreklendirmeleri gerekmektedir. Bu çerçevede hoca merkezli eğitim yerine öğrenci merkezli ve katılımcı bir programın tercihi zaruridir. Ayrıca dersi işlenen konuların mümkünse mekânlarının ve yerlerinin de gezilmesi konuların daha etkin bir şekilde anlaşılmasına katkı yapacaktır. Günümüzde tarihçilik artan bilgi ulaşım kaynakları ve çeşitliliği ile daha yoğun mesai, daha zengin donanım ve fedakârlık istiyor. Zaman içerisinde tarihçiliğin kutsalları giderek azaldı ve azalıyor.</p>
<p>TARİHE YÜKLENEN ANLAM</p>
<p>Artık tarihi değiştiremeyeceğimizi fakat istersek kendimizi değiştirebileceğimizi daha fazla idrak ediyoruz. Bu itibarla hem tarihe yüklenen anlam, sorumluluk ve beklenti değişiyor hem de ilim anlayışındaki gelişmelere paralel olarak yeni kuşak tarihçiler daha nesnel çalışmalara imza atıyorlar. Bununla birlikte eğitim sistemimizdeki garabetlere bağlı olarak esas itibariyle üst seviyede zekâ, algı ve tahlil yeteneği gerektiren tarihçilik mesleğine ilgi duyan ( tercih eden) öğrencilerimizin donanımları zaman zaman örtüşmediğinden harc-ı alem türü popüler tarihçiler ve tarihçilik yaygınlaşıyor. Böylece Tarih bir üst kültür değeri olmaktan ziyade tüketim ve magazin malzemesi oluyor. Bu tehlike her zaman var olacak ancak imkânların artmasının da katkısıyla ilgi giderek daha değerli hale geliyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5.     </strong><strong>Rektörü bulunduğunuz Bilecik Üniversitesi’nde bu sene Tarih Bölümü açıldı. Öncelikle “Hayırlı olsun” diyoruz. Bu hususta bilgi verir misiniz? Bilecik Üniversitesi Tarih Bölümünün misyonu ve vizyonu nasıl olacaktır?</strong></p>
<p>2010 yılında kurulan Tarih Bölümü&#8217;nde, 2010-2011 eğitim-öğretim yılında lisans eğitimine başlanmıştır. Lisansüstü eğitim-öğretimi için de gerekli hazırlıklar tamamlanmak üzeredir. Üniversitemizin ülkemizdeki bilim ve kültür merkezleri ile buralardaki üniversitelere yakın olması, bölümümüze bu üniversitelerle işbirliği imkânı verecektir.</p>
<p>VİZYON GÖSTERGESİ</p>
<p>Üniversitemizin ve dolayısıyla Tarih Bölümü&#8217;nün her yıl düzenlemekte olduğu ve bundan sonra da düzenlemeyi planladığı uluslararası sempozyumlar da bu işbirliği ve vizyonun bir göstergesi olacaktır. Hedefi olmayan hiçbir kişi ve kurumun farklı ve başarılı olamayacağı düşüncesinden hareketle öğrencilerimize Tarih eğitimini en iyi şekilde vermeyi hedeflemekteyiz. Bu kapsamda öğrencilerimizin Tarih anabilim dalının ana kaynaklarını iyi derecede okuyup anlayabilmeleri için Osmanlı Türkçesi dersleri özel kurslarla da desteklenerek en iyi şekilde öğretilecektir. Bu arada klasik ders müfredatının dışında öğrencilerimizin disiplinler arası bakış açılarının geliştirilebilmesi için Sosyoloji, Edebiyat Tarihi, Bilim Tarihi ve Karşılaştırmalı Medeniyet Tarihi gibi dersleri de alma imkanı sağlanacaktır. Böylece öğrencilerimizin kültürel altyapısı ve düzeyi yükseltilerek muhakeme güçlerinin artırılmasına çalışılacaktır. Genel olarak izah ettiğimiz hedeflere ulaştığımızda da bu başarı Bilecik Üniversitesi Tarih Bölümü&#8217;nün farkı ve başarısı olacaktır. Öğrencilerimiz de iyi bir eğitim almanın özgüveniyle özel ve meslekî hayatlarında başarılı olacaktır.</p>
<p><strong>PROF. DR. AZMİ ÖZCAN KİMDİR?</strong></p>
<p><strong>1960 yılında Burdur’da doğdu. 1981 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;ne kaydoldu. 1983 Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi&#8217;ni bitirdi. 1986 Manchester Üniversitesi&#8217;nde Orta Doğu Araştırmaları</strong><strong> üzerine Master yaptı. 1990 Londra Üniversitesi</strong><strong> SOAS, Tarih bölümünde İngiliz &#8211; Osmanlı İlişkileri üzerine Doktora yaptı. 1997 Marmara Üniversitesi&#8217;nde Yakınçağ Tarihi alanında Doçent oldu. 2002 Sakarya Üniversitesi&#8217;nde Profesör ünvanını aldı. Son dönem Osmanlı Tarihi alanında, biri ayrıca İngilizce de yayımlanmış olan 4 kitabı ve farklı dillerde pek çok makalesi mevcut.Boğaziçi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Fatih Üniversitesi ve Sakarya Üniversitesi&#8217;nde dersler verdi. 2003 &#8211; 2004 yıllarında Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanlığı yaptı. 25 Aralık 2007 Bilecik Üniversitesi Rektörlüğüne atandı. 1 Ocak 2008 tarihinden beri Bilecik Üniversitesi Rektörlüğü görevini sürdürmektedir.</strong></p>
<h2>Eserleri;</h2>
<p>Pan-İslamizm, Osmanlı Devleti,Hindistan Müslümanları ve İngiltere, (1877-1914), Abdülhamid ve Hilafet,Indian Muslims, the Ottomans and Britain 1877-1924, Pan-İslamizm,Osmanlı Devleti,Hindistan Müslümanları ve İngiltere,(1877-1924) II. Baskı, Osmanlı Devletinde Din ve Vicdan Hürriyeti. Namık Kemalden Mektup Var</p>

<p class="sayac_bilgi">15241 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/tarihcinin-ufku-nasil-olmalidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mehmed Ali Beyhan ile  “Sultan Abdülhamid Devri Hafiye Teşkilatı ve Jurnaller”</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-mehmed-ali-beyhan-ile-%e2%80%9csultan-abdulhamid-devri-hafiye-teskilati-ve-jurnaller%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-mehmed-ali-beyhan-ile-%e2%80%9csultan-abdulhamid-devri-hafiye-teskilati-ve-jurnaller%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jan 2011 03:59:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yakınçağ Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3541</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İbrahim AKKURT, Fotoğraflar: Erman TURGUT
  
- Hocam “Sultan II. Abdülhamid Devri Hafiye Teşkilatı ve Jurnaller”  isminde bir kitabınızın çıkacağını duyduk bu eser hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?
 
Sultan Abdülhamid’in tahta çıkışı epey problemli olmuştur, öncelikle iki tane hal’i görür. Amcası Sultan Abdülaziz bir darbe ile tahttan indirilmiş ve dolayısıyla kısa bir zaman sonra da katledilmiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Röportaj: İbrahim AKKURT, Fotoğraflar: Erman TURGUT</strong></p>
<p><strong> </strong><strong> <a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/01/mehmed-ali-beyhan.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3542" title="prof.dr.mehmed ali beyhan" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/01/mehmed-ali-beyhan-1024x768.jpg" alt="" width="614" height="461" /></a></strong></p>
<p><strong>- Hocam “Sultan II. Abdülhamid Devri Hafiye Teşkilatı ve Jurnaller”  isminde bir kitabınızın çıkacağını duyduk bu eser hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sultan Abdülhamid’in tahta çıkışı epey problemli olmuştur, öncelikle iki tane hal’i görür. Amcası Sultan Abdülaziz bir darbe ile tahttan indirilmiş ve dolayısıyla kısa bir zaman sonra da katledilmiştir. Kardeşi Murad’ı tahta çıkaran ekip henüz iş başındadır. Murad’ın hastalığının kısa zaman sonra ortaya çıkışı yeni bir taht değişikliğini beraberinde getirmiş ve dolayısıyla Sultan Abdülaziz’i tahttan indirenler, 5. Murad’ı tahta çıkaranlar, II. Abdülhamid’i tahta çıkarmak zorunda kalmışlardır. Bu tahta çıkarılma hadisesi bir pazarlık neticesi meydana gelmiş; Mithat Paşa ve taifesi Abdülhamid Han’a Meşrutiyet’i ilan ettiği takdirde kendisini tahta çıkarabileceklerini ifade etmişlerdir. Bu görüşmeler, Sultan Abdülhamid’in Kâğıthane’deki çiftliğinde yapılmıştır. Mithat Paşa ve Mütercim Rüştü Paşa<strong> </strong>ile beraber<strong> </strong>böyle bir pazarlık içerisine girmişlerdir. Dolayısıyla tahta çıkar çıkmaz da II. Abdülhamid, birçok siyasi problemi de aynı anda göğüslemek zorunda kalmıştır. Abdülaziz Devrinde başlayan bu son Karadağ Osmanlı-Sırp savaşı onun hemen akabinde meydana gelen ve literatürümüze 93 harbi olarak geçen 77-78 Osmanlı &#8211; Rus savaşı neticeleriyle beraber büyük problemler oluşturmuştur. Dolayısıyla Sultan<strong> </strong>Abdülhamid’in tahta çıkış sürecinin problemli oluşu ve bu problemlerin sebeplerini bir bakıma belki dengelemek belki bertaraf edebilmek, belki kontrol altına alabilmek için böyle bir hafiye teşkilatını kurduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Bu teşkilat; devletin resmi, gizli istihbarat örgütünden farklı bir örgüttür. Sadece ve sadece doğrudan doğruya Abdülhamid’e bağlı bir örgüttür. <span id="more-3541"></span>Bunun devlet teşkilatında herhangi bir şematik yapısı söz konusu değildir ve bir şematik yapısı yoktur. Bu tamamen güvendiği insanlardan oluşturduğu ve memleketin hemen hemen her tarafından kendisine bilgi aktaran, hemen her konuda bilgi aktaran bir kuruluştur. Bu 33 yıllık saltanatı boyunca İmparatorluğun çeşitli bölgelerinden kendisine gelen bu bilgi akışı, Yıldız’da birikmiş ve bir araya gelmiştir. Ne yazık ki bu belgelerin çok azı bize intikal etmiştir. Çünkü Enver Paşa’nın Harbiye Nazırı oluşuyla bu belgeler Harbiye Nezareti’nde muhafaza edilmiş ve Enver Paşa’nın emriyle yakılmıştır. Dolayısıyla bize çok az intikal eden belge vardır. Dolayısıyla hafiye teşkilatı ve jurnallerle ilgili çok geniş, çok sağlıklı bilgiler söylemek mümkün değil. Bu bakımdan yazılanlar çizilenler söylenenlerin pek çoğu dedikodudan ibarettir. Hatıralar, gazete yazıları Abdülhamid Han’ın tahttan indirilişinden sonra onun devrini bir bakıma çürütmek onun devrini kötülemek, yeni rejimi ve dolayısıyla iktidara gelen yeni ekibi yüceltmek maksadına matuf yazılardır. Bu yazılardan da tabii ki sağlıklı bilgiler elde edilemez. Bizim üzerinde çalıştığımız bu raporlar &#8211; ben jurnal kelimesini bilinçli olarak kullanmıyorum &#8211; çünkü jurnal geniş bir anlam yelpazesine sahip olmakla beraber Abdülhamid dönemi için anlamı daraltılmış birilerinin ayağını kaydırmak, birilerini kötülemek maksadıyla yazılan bir nevi fişleme olayına indirgenmiştir, ben bunu özellikle kullanmıyorum elimize ulaşan jurnal metinlerinden bu raporlardan görüleceği üzere hemen hemen her konuda Abdülhamid haberdar edilmiştir. Bu zaman zaman Yemen’de meydana gelen isyanların sebeplerini, çözüm yollarını bildiren bir rapor olduğu gibi bazen de halka zulmeden bir muktezini şikâyet konusunda da olabilmekteydi. Yine dış basın tarafından Abdülhamid devrine karşı başlatılan bir yıkıcı propagandanın, propagandayı neşreden gazetelerin, yasaklanan gazetelerin ülkeye girişini çıkışını kimler tarafından sokulduğunu yine Abdülhamid’e bildiren raporlar, işte bu raporlardır. Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız bu metinleri deşifre ederken bu teşkilat içerisinde yer alan şahıslar hakkında bilgi toplamak, gazeteye yansıyan kısımları var ise o kısımları derlemek tabii hayli zamanımızı almıştır. Dolayısıyla ortaya çıktığı takdirde belki Abdülhamid döneminin iki yıllık devrini aydınlatsa bile konu hakkında 1891 –1893 yılları arasında bize Abdülhamid’in teşkilatıyla ve yönetim tarzıyla ilgili epey malumat vereceğine ben inanıyorum.</p>
<p><strong>- Ne zaman yayınlanıyor bu kitap?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Üzerinde uzun zamandır çalışıyorum. Diğer meşgaleler bu kitabı epeyi geri bıraktı. Ama ümit ediyorum ki kitap bu yaz aylarında piyasaya çıkacak.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>- Sultan II. Abdülhamid Döneminde hafiye teşkilatı nasıl oluşuyor, nedenleri nelerdir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Elimizdeki bu belgelerden hareket ederek şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; bu biraz Abdülhamid’in güvendiği insanlarla kurulan bir teşkilattır. Yani özetle Abdülhamid’e ihanet etmeyecek, Abdülhamid’e doğru bilgileri verecek olan kişilerden oluşan bir teşkilattır. Devlet bütçesinden kendisine herhangi bir ödenek ayrılan bir teşkilat değildir, resmi bir vechesi söz konusu değildir, bu tamamen amcasını tahtan indiren kardeşini tahta çıkaran ve tahttan indiren ve kendisini bir pazarlıkla tahta çıkaran bir ekibe karşı güvenmediği bir devlet düzenine karşı, bu ülkeyi rahatlıkla yönetebilmek, kendi saltanatını kendi hayatını belki garanti altına almak için kullandığı bir teşkilat. Bu belgelerden yola çıkarak tabii hatıratların ifade ettiklerine, Abdülhamid muhaliflerinin söylediklerine bakılırsa bunların sayısı binleri bulmaktaydı. Onlara göre herkes hafiyeydi, herkes Abdülhamid’e yalan yanlış bu bilgileri veriyordu. Aslında bu böyle değil. Belgelerin tamamı bizlere ulaşmış olsaydı belki daha sağlıklı şeyler söylemek mümkündü ama en azından 400‘e yakın bu raporlardan anladığımız kadarıyla bu şahısların sayısı 35 – 40 civarındadır. Bunlar tabi bilgileri aktarmaktadırlar, bu bilgilerle Abdülhamid’in devlet yönetiminde alacağı kararlarda herhalde sağını solunu önünü arkasını daha rahat görebilme imkânını elde etmiştir bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>- Hocam hazırlanan jurnaller ne şekilde kullanılıyor?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Tabi bunların devlet yönetimine etkisi nedir, net bilgiler söyleyebilmek için arşiv bilgilerinden hareketle alınan kararları teker teker göz önüne getirerek belki bir şey söylemek mümkündür. Ama en azından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Abdülhamid kendisine aktarılan bu bilgilerden istifade etmiştir. Tedbirlerini ona göre almıştır. Bunlar sayesinde kendi saltanatına yönelik, kendi şahsına yönelik pek çok komplo pek çok suikast girişimi ortaya çıkmıştır, aksi halde bunları bertaraf etmesi belki mümkün olamayacaktı. Dolayısıyla bu teşkilat sayesinde çatırdayan bir imparatorluğun yıkılmasını 33 yıl kadar sürdürebilmiştir. Ve hakikaten ondan sonrası tahtan indirilişinden sonrası da malum süreç 9 yıl kadar sürebilmiştir, 1909’dan 1918’e kadar koca imparatorluk tasfiye edilmiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/01/mehmed-ali-beyhan-ibrahim-akkurt.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3543" title="mehmed ali beyhan ibrahim akkurt" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/01/mehmed-ali-beyhan-ibrahim-akkurt-1024x768.jpg" alt="" width="614" height="461" /></a> </p>
<p> </p>
<p><strong>- Ülkemizde hafiye teşkilatı ile ilgili daha önce herhangi bir çalışma yapılmış mıydı?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Evet, çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar az önce ifade ettiğim gibi çok sağlıklı çalışmalar değildir. Onlardan bir tanesi Asaf<strong> </strong>Tugay’ın<strong> “</strong>İbret” adlı kitabıyla 1960’lı yılların başında neşrettiği jurnallerdir. Bu jurnal metinlerini yayınladıktan sonra bir devlet kurumuna vereceğinden bahsetmiştir ve gerçekten de bunları arşive vermiş ve arşivde Yıldız esas evrakı arasında Asaf Tugay’dan alınan belgeler diye yerlerini almıştır. Şimdi Asaf Tugay’ın ifadesine göre kendisi Yıldız Evrakı Harbiye Nezaretine taşındıktan sonra oluşturulan bir komisyon içerisinde görev almış dolayısıyla bu çalışmaları sırasında bir kısım jurnalleri kendisi alıkoymuştur.<strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong>Şimdi şöyle bir soru akla geliyor. Binlerce belge arasında bu belgeleri diğer belgeler arasından nasıl seçmiştir onu bilemiyoruz. Belgeler “İbret” adıyla neşredilmiştir. Alt başlık Abdülhamid’e verilen jurnaller ve jurnalciler diye konulmuştur. Kitabın üzerinde herhangi bir tarih söz konusu değildir. Yani hangi tarihte basıldığı belli değildir ama 1960’lı yılların başlarında basıldığını tahmin etmek mümkündür, Asaf Tugay Emekli Subaşısı diye geçiyor ama önsözü Faruk Güventürk tarafından yazılmıştır. İstanbul Garnizon komutanı 66’ıncı tümen komutanı Tuğgeneral Faruk Güventürk. Bu şu anlama geliyor herhalde bu 60 ihtilalından önce kaleme alınmıştır öyle anlaşılıyor, dolayısıyla baskı tarihi söz konusu değil. Bu belgeleri ben arşivde gördüm. Arşiv’de Yıldız evrakı arasında gördüm, arkasına bir damga basılmış Asaf Tugay’dan alınan jurnaller diye geçiyor daha doğrusu. Kitabın sonunda jurnalciler kimlerdir, kimler jurnal vermiştir? bununla alakalı çok uzun bir liste vardır. İsmi kayıt defterinde yazılı jurnalcilerin kayıt listesi diye. Bunları tamamen saymadım ama herhalde alfabetik sıraya göre dizilmiş muhtemelen 200 civarında bir isim var burada. Bu isimler gerçekten neydi, o defter neydi ve nerdedir? Onu biz bilemiyoruz. Arşiv defterleri arasında bu defterlerde olsaydı eğer uzun süre arşivde çalıştım herhalde oralarda bulabilirdim. Abdülhamid’in tahtan indirilişinden sonra Abdülhamid muhalefeti oluşmuş ve Abdülhamid devrini kötüleme kampanyası başlatılarak propagandalar ve yayınlarla Abdülhamid devri yoğun bir şekilde eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Bunu, bilhassa Hüseyin Cahit Yalçın’ın çıkardığı Tanin gazetesinde rahatlıkla görebiliyoruz. İkinci bir çalışma biraz daha eski bir çalışmadır. Bu çalışmayı Faiz Demiroğlu adında birisi 1954 de küçük bir kitap şeklinde Abdülhamid’e sunulan jurnaller adıyla çıkarmıştır. Sadece deşifre edilmiş birtakım metinler var orada. Orijinal bilgiler nerdedir onunla alakalı bilgiler söz konusu değildir. Belgelerin metinleri neşredilmemiştir. Muhtemelen Faiz Demiroğlu bunları bu gazete yayınlarından elde etti ve neşretti. Bunun dışında hafiye teşkilatıyla ilgili herhangi bir çalışma söz konusu değil.<strong></strong></p>
<p><strong>Bundan 20 yıl öncesine kadar bir üniversitede Abdülhamid üzerine bir çalışma yapmak hemen hemen imkânsız gibiydi ama son zamanlarda sadece Türkiye’de değil dünyada da sanki Abdülhamid yeniden keşfedilmeye başlanılmıştır.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hocam Sultan Abdülhamid dönemi hafiye teşkilatı ve jurnaller ile çürütülmeye çalışılıyor. Bu durumun esas nedeni nedir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bu tamamen Abdülhamid düşmanlığıdır. Çünkü gerçekten 1865 den itibaren mutlak monarşiye karşı oluşan bir muhalefet var. Bu muhalefetin adı “Yeni Osmanlılar” hareketidir. Daha sonradan birtakım evrelerden geçerek, gerek yurt dışında gerekse Türkiye’de bilhassa İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra basın yoluyla Abdülhamid Devri çürütülmeye çalışılacaktır. Abdülhamid düşmanlığının uluslararası bir boyutu da söz konusudur. Bu boyutu da göz önünde bulundurmak lazım, çünkü sadece Yeni Osmanlılar hareketinin uzantısı olan Jön Türkler, İttihat ve Terakki Abdülhamid’e düşmanlık yapmamaktadır, Ermeniler de Abdülhamid’e düşmanlık yapmaktadırlar. Doğu Anadolu’da Ermeni nüfusunun çok yoğun olduğu bölgelerde bağımsız bir Ermeni Devleti kurma girişimleri vardır. Taşnak, Hınçak teşkilatları başta olmak üzere Rusya’nın da himayesindeki bu düşmanlığa Sultan Abdülhamid engel olmuştur. Bir diğer önemli unsurda Yahudilerdir. Hakikaten Yahudi unsurunu da göz önünde bulundurmak lazım, 1895’ten sonra Siyonizm teşkilatı uluslararası arenada kendi sesini duyurmaya başlamıştır ve Siyonizm inancına göre Arz-ı Mev’ud olarak terakki ettikleri Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi Devleti kurma girişimleri vardır. Abdülhamid saltanatı boyunca buna da engel olmuştur. Nitekim arşiv belgeleri incelendiğinde dünyanın değişik yerlerinden Avrupa’dan, Amerika’dan, Filistin’e olan Yahudi göçlerinin tarassut altına alındığını biliyoruz ve biz bunu arşiv belgeleri arasında takip etme imkânına sahibiz. Buna tabi karşı çıkmıştır. Dolayısıyla bu da bir bakıma Abdülhamid için başka bir düşmanı peydah etmiştir. Böyle yoğun bir yelpazede çeşitli olan düşman grupları basın yayın yoluyla Abdülhamid dönemini kötüleme gayreti içerisine girmişlerdir. Bunu bir dereceye kadarda başarabilmişlerdir. İşin nihayetinde, bundan 20 yıl öncesine kadar bir üniversitede Abdülhamid üzerine bir çalışma yapmak hemen hemen imkânsız gibiydi ama son zamanlarda sadece Türkiye’de değil dünyada da sanki Abdülhamid yeniden keşfedilmeye başlanılmıştır. Ve üzerinde onun dış politikası ile ilgili, müessesleriyle ilgili, siyasi kişiliği, hayatıyla ilgili pek çok akademik çalışma yapıldığını biz görebiliyoruz. Bunu rahatlıkla takip etme imkânına da sahibiz. Tahmin ediyorum ki bu çalışmalar neticesinde karanlıkta bırakılmaya çalışılan bu devir çok net bir biçimde, bütün açıklığıyla, bütün uzvuyla gün ışığına çıkmış olacaktır.</p>
<p><strong>- Abdülhamid Devri hafiye teşkilatından bahsediyoruz. Bunun öncesinde herhangi hafiye teşkilatı var mıydı eğer var ise bu teşkilat yapısı diğer devletlerde ne şekilde zuhur etmişti? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Abdülhamid’in bu hafiye teşkilatını diğer istihbarat örgütlerinden ayırt etmek gerekir. Osmanlı devletinde elbette gizli bir polis örgütü vardır. Osmanlı devleti kuruluşundan itibaren mücavir devletlerde olup bitenleri, Osmanlı devleti aleyhine oluşabilecek olan ittifakları bunları elbette ki takip ediyordu. Mesela martalozlar bir bakıma bunlar birer casustur. Akıncı teşkilatları savaş öncesinde sınır ötesi akınlar düzenlemektedirler. Bunlar bilgi topluyorlardır. Bu tarz teşkilatlar her devletin tarihinde vardır bunlar devleti ayakta tutan unsurlardır. Dolayısıyla gizli haber alma örgütleri hemen hemen bütün dünya devletlerinde vardır. Selçuklularda da bunu görebilirsiniz, Emevilerde de, Abbasilerde de bunu görebilirsiniz. Haber alma örgütleri sadece 20. yüzyılda ortaya çıkmış değildir. Bu devlet kavramı kadar eskidir ama Abdülhamid’in hafiye teşkilatı Abdülhamid’in şahsına, Abdülhamid’in saltanatına, Abdülhamid’in devrine münhasır bir teşkilattır. Kimler görev alıyor burada? Bunun içinde valiler vardır, yargıçlar vardır, değişik yerlerde çalışan bürokratlar vardır, askerler vardır. Mesela hareket ordusunun komutanı 3. ordu komutanıyken oluşturulan 31 Mart hadisesini bastırmak üzere yola çıkan asıl hedefi de Abdülhamid’i tahtan indirmek olan bu hareket ordusunun komutanı Mahmut Şevket Paşa vaktiyle Suriye bölgesinde telgraf hatlarını döşemeye memur edilmiştir. Onun o alanla ilgili dahi Abdülhamid’e gönderdiği raporlar vardır. İşte Feyzullah Efendi, Yemen’de hâkimlik yapmıştır, Yemen isyanıyla ilgili Abdülhamid’e bilgiler vermiştir. Bu isyanların çıkış sebepleri nelerdir? Bunları teker teker saymakta bu raporlarında ve aynı zamanda ne tür tedbirler alınması gerekiyorsa bunları da açıkça belirtmektedir. Mesela bu Feyzullah Efendi dediğimiz kişi kendisi Şam’da hâkimlik yapmakta, orda bulunduğu sırada Yemen’le ilgili bilgileri göndermiştir. Çünkü Yemen’de uzun süre bulunmuştur, tespitleri arasında çok ilginç şeyler görmekteyiz. Mesela diyor ki; Yemen halkı mütedeyyin bir halktır. Buraya göndereceğiniz devlet memurları mazbut ve mütedeyyin olmalıdır. En azından halkın inançlarıyla, halkın gelenekleriyle çatışma içerisinde olmamalıdır. İşte isyanların temel sebeplerinden birisi budur. Maarifi yaygınlaştırmak lazım. Dolayısıyla okuma-yazmayı, devlet hakkında bilgilendirmeyi, vatan ve millet sevgisini aşılamayı ancak bu maarif yoluyla yapabilmemiz mümkün, bunu yaygınlaştırmamız lazım. Üçüncüsü zaman zaman silahlar toplatılıyor. Yemen halkı silaha düşkün bir millet olduğundan ellerinde eski model tüfekler bulunmaktadır. Bu tüfekleri topladığınız takdirde halk yeniden silahlanmak isteyecektir. Bu silahlar yerine daha modern silahlar bu açığı kapatacaktır. Pek çok silah tüccarı, silah öğreticisi vardır. Dolayısıyla bu yanlıştır diyor ve tedbiri ona göre alın diyor. İşte bu bir jurnaldir.</p>
<p><strong>Günümüzde hala Abdülhamid rejimine karşı bir düşmanlık vardır. Belki yurt dışında bu düşmanlık sona ermiştir, ama hala yurtiçinde bu düşmanlık devam etmektedir. Bu bir zihniyet meselesidir…</strong></p>
<p><strong>Hocam son olarak Sultan Abdülaziz’in ölümü intihar mıdır? Cinayet midir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bunun üzerinde de pek çok şey yazılmıştır. Abdülaziz’in intihar ettiği de yine Abdülhamid saltanatına, Abdülhamid rejimine karşı düşmanlık yapanlar tarafından ortaya atılmış bir uydurmadır. Gerçekten de İsmail Hakkı Uzunçarşılı “Yıldız Mahkemeleri” adlı kitabında ölüm raporlarını yayınlamıştır. Çok ilginç bir anektot var onu söylemekte yarar var. Derki; “ alat-ı ceriha olarak bileklerini, bilek damarlarını kestiği bir makas var. Bu, bıyık ve sakal düzeltme makasıdır. Bir eliyle bu küçük makasla bilek damarlarından birisini kesebilir, bu mümkündür. Fakat o kestiği el ile kanın oluk oluk aktığı o el ile öbürünü kesmesi mümkün değildir ama buna rağmen intihardır” diyor. İlginçtir üçüncü sınıf öğrencilerine Yakınçağ Osmanlı Tarihi Metinleri diye metinler okutuyorum, İbnü’l Emin Mahmud Kemal İnal’ın TOEM’de neşredilen makaleleridir bunlar. Bunlardan birisi Hatıra-ı Atıf’dır. Hatıra-ı Atıf’ta İbnü’l Emin kendisi de söylüyor. “Ne intihardır diyebilirim ne de katldir diyebilirim”, fakat Abdülaziz’e dair olan yine bir makalede bunu açık açık söylüyor, katledildi diyor. Gerçekten tabii bir irade vardır ve o irade bir cuntadır, askerî bir cuntadır. Dolayısıyla bir hükümdarı tahttan indiriyor, yeni birisini tahta çıkarılıyor, mahlûl bir hükümdarın yaşaması yeni hükümdar için tehlikedir. Bunu II. Mahmud devri içinde söyleyebiliriz. Bilindiği üzere III. Selim’i tekrardan tahta çıkarmak için Rusçuk yaranının o saray darbesinde IV. Mustafa taraftarları, III. Selim’i katledince şehzade Mahmud tahta çıkar ama kardeşi IV. Mustafa da mahlûl bir hükümdar statüsündedir. Mahmud’un emriyle, Kadı Abdurrahman Paşa’nın eliyle IV. Mustafa katledilir, boğdurularak öldürülür. Dolayısıyla Hüseyin Avni Paşa’nın ve ekibinin Abdülaziz’i sağ bırakmaları mümkün olamazdı. Onun için intihar süsü verilmiş ama becerilememiş ve yüzüne gözüne bulaştırılmış bir katldir, bir cinayettir. O zaten mahkemede de tebeyyün etmiştir. Bu hal meselesine katılanlar dolayısıyla katl meselesine katılanlar 1881 den sonra yani iç politikadaki o bütün fırtınalı günler geride bırakıldıktan sonra (Osmanlı- Rus savaşının yaraları sarılmaya başlandıktan) kurulan bu Yıldız Mahkemesinde bunlar hep gün ışığına çıkmış ve hepsi tescil edilmiştir. Onun için intihardır demek doğru değildir. Şunu unutmamak lazım ki hala Abdülhamid rejimine karşı bir düşmanlık vardır. Belki yurt dışında bu düşmanlık sona ermiştir, ama hala yurtiçinde bu düşmanlık devam etmektedir. Bu bir zihniyet meselesidir…</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Prof. Dr. Mehmed Ali Beyhan Kimdir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1953 yılında Malatya&#8217;da doğdu. İlköğrenimden sonra, orta öğrenimini Malatya Atatürk Lisesi&#8217;nde 1974-1975 öğretim yılında tamamladı. 1975-1976 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü&#8217;nde başladığı yüksek öğrenimini, Yakınçağ Tarihi esas sertifikası ile, Doğu Dilleri&#8217;nde  Arap -Fars dilleri ve edebiyatları, Felsefe Bölümü&#8217;nde Türk – İslam Düşüncesi Tarihi sertifikalarını da alarak 1980 yılında ikmal etti. 1979 Ekimi&#8217;nde Başbakanlık Osmanlı Arşivi&#8217;nde memur olarak çalışmaya başladı. 1984–1985 akademik yılında Ankara&#8217;da Devlet Memurları Yabancı Diller Eğitim Merkezi&#8217;ne devam ederek İngilizce&#8217;den iyi derece ile sertifika aldı. 1987&#8242;de &#8220;Türk Arşivleri&#8217;nin Dünya Arşivleri Arasındaki Yeri ve Önemi&#8221; adlı tez  ile Başbakanlık Uzmanı unvanını aldı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde uzman ve yönetici sıfatıyla 13 yıl çalıştı.  Arşivdeki memuriyeti ile beraber, Edebiyat Fakültesi Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı&#8217;nda Prof. Dr. Nejat Göyünç&#8217;ün yönetiminde başladığı doktora çalışmalarını, merhum hocanın İstanbul Üniversitesi&#8217;nden ayrılmasıyla, Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu&#8217;nun nezdinde Câbî Tarihi&#8217;nin ilmî edisyonu ile sürdürdü. Hocanın 28 Haziran 1990 tarihinde vefatıyla yarım kalan çalışmasını Prof. Dr. Kemal Beydilli&#8217;nin maiyetinde tamamlayarak 30 Temmuz 1992 tarihinde doktor unvanını aldı. 22 Temmuz 1992 tarihinde Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı&#8217;na Araştırma Görevlisi olarak intisap etti. 14 Aralık 1995 tarihine kadar Arş. Gör. Dr., 14 Aralık 1995 tarihinden beri Yrd. Doç. Dr. unvanıyla anılan anabilim dalında görev yapmakta olup, 20 Mayıs 2002 tarihinde Doçent, 2009 senesinde Prof. unvanını aldı. Osmanlıca, Yakınçağ Osmanlı Tarihi Metinleri ve Yakınçağ Osmanlı Tarihi Kaynakları üzerine dersler vermektedir.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan Yakınçağ Osmanlı Tarihi kaynakları üzerinde çalışmaktadır. Neşre hazırlamış olduğu  III. Selim ve II. Mahmut dönemlerine ait <strong>Câbî Tarihi</strong>,  Türk Tarih Kurumu tarafından 2003 yılında yayınlanmıştır. Ayrıca Yeniçeri Ocağı’nın ilgasını  anlatan  <strong>Gülzâr-ı Fütûhât</strong>, 2001 senesinde İstanbul’da yayınlanmıştır. Prof. Beyhan III. Selim, IV. Mustafa ve II. Mahmud’un ilk dönemlerine ait bir ruznameyi neşre hazırlanmıştır. Ayrıca Sultan II. Abdülhamid devrine ait altı yüze yakın jurnal metnini ihtiva eden bir yazma üzerinde yaptığı çalışma da yakında neşredilecektir. Kaynak metinlerin dışında, Dr. Beyhan&#8217;ın  yine yakın dönem Osmanlı Tarihine dair muhtelif dergilerde makaleleri neşr edilmiştir. Prof. Dr. Beyhan hâlen Ramiz Abdullah Paşa üzerinde çalışılmaktadır.</p>
<p><strong>NOT: BU RÖPORTAJ İSTANBUL TARİH BÜLTENİ İSİMLİ DERGİNİN 3. SAYISINDAN ALINMIŞTIR.</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">5382 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-mehmed-ali-beyhan-ile-%e2%80%9csultan-abdulhamid-devri-hafiye-teskilati-ve-jurnaller%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu neyin Pazarlık&#8217;ı?</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/bu-neyin-pazarliki/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/bu-neyin-pazarliki/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Sep 2010 03:39:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3099</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İbrahim AKKURT, Fotoğraflar: Erman TURGUT                                                                  
                                                          
Çıktığından beri gündemden düşmeyen &#8220;Pazarlık&#8221; isimli kitabı, kitabın yazarı Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin ile konuştuk. 
Prof. Dr. Vahdettin Engin kimdir?
Yakınçağ Osmanlı Tarihi Uzmanı olan ve özellikle Sultan Abdülhamit dönemine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Vahdettin Engin, 1956 yılında Kocaeli’nin Yarımca ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Yarımca’da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/pazarlik-kitap.jpg"></a><strong>Röportaj: İbrahim AKKURT, </strong><strong>Fotoğraflar: Erman TURGUT</strong>                                                                  </p>
<p style="text-align: left;">                          <a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/ss.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3103" title="prof.dr.vahdettin engin - ibrahim akkurt" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/ss-1024x489.jpg" alt="" width="1024" height="489" /></a>                                </p>
<p style="text-align: left;"><strong>Çıktığından beri gündemden düşmeyen &#8220;Pazarlık&#8221; isimli kitabı, kitabın yazarı Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin ile konuştuk. </strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Vahdettin Engin kimdir?</strong><br />
Yakınçağ Osmanlı Tarihi Uzmanı olan ve özellikle Sultan Abdülhamit dönemine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Vahdettin Engin, 1956 yılında Kocaeli’nin Yarımca ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Yarımca’da tamamladı. 1977 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yakınçağ Tarihi Kürsüsü`nü bitirdi. 1983 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde araştırma görevlisi oldu. 1986 yılında ‘Ahmet Rıza Bey ve Siyasi Faaliyetleri’ konulu yüksek lisans tezini, 1992 yılında ‘Rumeli Demiryolları’ konulu araştırma ile doktora çalışmasını tamamladı. 1995 yılında doçent, 2002’de profesör unvanını aldı. Halen Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olan ve `Rumeli Demiryolu`, `Hilmi Kamil Bayur`un Galatasaray Lisesi Hatıraları`, `Tünel`, `Sultan Abdülhamit ve İstanbul`u`, `Mekteb-i Sultani`, II. Abdülhamit ve Dış Politika`, “Kurtlar Sofrasındaki Osmanlı”, “Cumhuriyetin Aynası Osmanlı”  adlı eserleri bulunan Prof. Engin, 2000 yılında çıkan ‘Tünel’ kitabıyla Türk Tarih Kurumu Ödülüne layık görülmüştür.</p>
<p><strong>1. Kitabınızın (Pazarlık) ismi nereden gelmektedir ve ana hatları ile kitabınızın muhtevası nedir?</strong></p>
<p>Kitap, Sultan Abdülhamid’in, padişahlık dönemi boyunca Filistin’e Yahudi yerleşimi konusundaki düşünce ve icraatlarından söz ediyor. Bu sürecin bir döneminde, Filistin’e Yahudi yerleşiminin ancak II. Abdülhamid’i ikna etmekle mümkün olabileceğine inanan Siyonist lider Theodor Herzl ile Abdülhamid’in yolları kesişiyor. Bu aşamada neler yaşandı ve süreç nasıl tamamlandı. Kitabın kurgusunda ana hatları ile bunlar var. Pazarlık meselesine gelince, <span id="more-3099"></span>II. Abdülhamid Theodor Herzl ile olan münasebeti esnasında Düyun-ı Umumiye ile de irtibat halinde Osmanlı borçlarını yeniden yapılandırma arayışı içinde idi ve bu arada Theodor Herzl’e bu konuya dair bir rol verdi. <strong>Yani ortada bir pazarlık vardır fakat bu pazarlık Filistin toprakları üzerinde değildir. Duyun-u Umumiye ile Abdülhamid Han arasındaki Osmanlı’nın borçlarının pazarlığıdır.</strong></p>
<p>    Kitabın ismi Murat Bardakçı’nın önerisidir. Kitaba bu ismi verirken birçok şeyi düşündük. Bu kitaba “Sultan Abdülhamid ve Filistin Meselesi” adını da verebilirdik. Ancak bu gibi klişe isimler artık okuyucularda merak duygusu uyandırmıyor. Buradaki amacımız daha çok insanda merak duygusunu uyandırmak ve bu vesileyle halkın gerçek bilgilere ulaşmasını sağlamaktır. Aynı zamanda “Pazarlık” ilmi bir eser olması hasebiyle okuyucuyu fazla yormaması için dipnotlarımızı kitabın arka kısmına koyduk.</p>
<p><strong>2. Kitabınızda çokça arşiv vesikalarına ve resmi belgelere yer vermektesiniz. Bu kalitede bir eseri hazırlamak ne kadar zamanınızı aldı?</strong></p>
<p>Kitapta kullandığım bazı belgeler ilk defa tarafımdan yayınlanmıştır. Bazıları ise daha önce yayınlanmış olmakla beraber,  konuya bir bütün halinde bakmak suretiyle bunları da yeniden yorumladığımı söyleyebilirim. Benim konu ile ilgilenmem Theodor Herzl’in II. Abdülhamid’in huzuruna kabul edilmesi ile ilgili bir belgeyi bulmamla başladı. Huzura kabul meselesi spekülasyona açık olup bu konuda birçok şey yazılmış veya söylenmişti. Olayın gerçek mahiyetini arşiv belgesi ile tespit edince, öncesi ve sonrası ile ilgili diğer belgeleri de araştırmaya başladım. Yaklaşık iki yıl boyunca bu kitap için çalışma sürdürdüğümü söyleyebilirim.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/kullan3.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3161" title="prof.dr.vahdettin engin" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/kullan3-1024x768.jpg" alt="" width="614" height="461" /></a></p>
<p> <strong>3.</strong> “<strong>Pazarlık” isimli kitabınızın sunuş yazısını Murat Bardakçı’nın yazması, bazı tarih çevreleri tarafından eleştirildi. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Murat Bardakçı benim değer verdiğim bir tarihçidir.  Kitap henüz yayınlanmadan Murat Bardakçı ile Habertürk gazetesinde konuyu kamuoyunun bilgisine sunmuştuk. Sonrasında Murat Bardakçı elimdeki belgeleri kitap haline getirmem konusunda bir hayli ısrarcı oldu. Dolayısı ile “Pazarlık” a bir sunuş yazısı yazmasında yadırganacak hiçbir yön yoktur.</p>
<p><strong>4. Kitabınızda “II.Abdülhamid Han’ın şahsi hazinesinden sorumlu olan kişi Agop Ohanes Kazazyan Paşa isimli bir Ermeni idi. Bu şaşırtıcı değildir. Çünkü II. Abdülhamid için önemli olan işini iyi yapan insanlarla çalışmaktı” diyorsunuz ve burada müthiş bir iddiada bulunarak “Sultan Abdülhamid, kendi dönemindeki Ermeni olaylarını bitirmişti” diyorsunuz. II. Abdülhamid bunu nasıl başarmıştı?</strong></p>
<p>II. Abdülhamid’in işini iyi yapan kimseleri göreve getirmek gibi bir anlayışı olduğunu biliyoruz. Bu anlayış doğal olarak Gayrimüslimler için de geçerli idi. <strong>Sultan Abdülhamid, gerçekten kendi dönemindeki Ermeni olaylarını bitirmişti. Aldığı tedbirler sayesinde 1896 yılından sonra 1909 Adana Olaylarına kadar kitlesel anlamda Ermeni olaylarının yaşanmadığını görüyoruz.</strong> Hatta 1905’te II. Abdülhamid’e düzenledikleri suikast bile Ermenilerin kitlesel hareket edemediğinin göstergesi.  Öyle ki çözüm için Padişahı öldürmeye teşebbüs ediyorlar. II. Abdülhamid’in bu konudaki başarısı önemlidir ve buradan alınabilecek dersler vardır. Uyguladığı yöntemleri saymak muhtemelen başka bir röportajın konusunu teşkil edebilir.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/Slayt1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3162" title="prof.dr.vahdettin engin&amp; ibrahim akkurt, erman turgut" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/Slayt1.jpg" alt="" width="576" height="432" /></a></p>
<p><strong>5. Theodore Herzl, politik Siyonizmin kurucusu ve Siyonizm meselesini uluslararası arenaya taşınmasını sağlayan aktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Herzl’in bu konuda ne gibi faaliyetleri olmuştur?</strong></p>
<p>Theodor Herzl İsrail’in manevî kurucusuydu. ‘Modern Siyonizm’ kavramını hayata geçiren Theodor Herzl gençlik yıllarından itibaren asıl meşgalesini dünyanın dört bir tarafında dağılmış olan Yahudiler’in toplu halde yaşayabilecekleri bir toprak bulunması ve bu topraklar üzerinde bir Yahudi devleti kurulması yolundaki çalışmalar teşkil edecekti. Herzl’in bu yoldaki çalışmalara öncülük etmesi maksadıyla kurduğu ‘Dünya Siyonist Organizasyonu’ ilk kongresini 1897 Ağustos&#8217;unda İsviçre&#8217;nin Basel şehrinde yaptı ve toplantılar sonraki senelerde de devam etti. Theodor Herzl, bu arada, dünyanın herhangi bir yerinde Yahudiler için vatan toprağı bulabilmek amacıyla Avrupalı liderlerle temaslara başladı ve Musevi dini terminolojisine ‘vaad edilmiş topraklar’ olarak geçen Filistin için çalışmalar yapıldı. O dönemde Filistin topraklarına hakim olan Osmanlı Devleti’nin tahtında II. Abdülhamid bulunuyordu ve Herzl çok iyi biliyordu ki bu iş çözülecekse eğer bunu ancak Abdülhamid yapabilirdi. 1896’dan 1903’e kadar Filistin topraklarına hakim olabilmenin arayışı içinde olan Herzl 44 yaşındayken Avusturya&#8217;da bu devletin kuruluşunu göremeden öldü. Nitekim ölümünden sonra İsrail kurulduğunda naaşı Kudüs’te Siyon Tepesinde bir yere defnedilmiştir.</p>
<p><strong>6. Dreyfus Davası ile başlayan bir süreç var. Dünya’nın çeşitli bölgelerindeki Yahudiler üzerinde bir takım müdahaleler söz konusu. Kimileri gönüllü, kimileri de zorunlu olarak bir nevi Filistin topraklarına göç ediyorlar. İstanbul’daki Yahudilerin bu durumda tutumları ne olmuştur?</strong></p>
<p>Siyonizm hareketi ortaya çıkınca Türkiye’deki Yahudiler bu gelişmelere sıcak bakmamıştır. Rahatlarının bozulacağını düşünmüşlerdir. Ayrıca bazı dindar Yahudiler ideolojik nedenlerle Siyonizm’e karşıdır. Hahambaşılık da aynı kanaatte. “Sultan’a sadığız, hâlimizden memnunuz.” diyorlar. “Siyonistlerin hedeflerini benimsemiyoruz.” diyorlar.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/DSC04510.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3163" title="DSC04510" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/09/DSC04510-1024x768.jpg" alt="" width="614" height="461" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong>7. II. Abdülhamid Han’ın iradelerine rağmen Filistin’de, idari makamdaki yöneticiler Yahudilere toprak satışına göz yumuyorlar hatta kendileri satıyorlar. Bunun neticesi ne olmuştur? (Yöneticiler ve devlet açısından)</strong></p>
<p>Baron Hirsch ve Rotschild gibi zenginler toprak satın alarak Filistin’e Yahudileri yerleştirebilme çabası içinde olmuşlardır. Yüksek meblağlar söz konusu olunca da işin içine rüşvet girmiştir. Arap ve Türk yerli memurlar göz yumuyor. Hatta nüfuzlu Araplar yerli Filistinlilerden toprağı ucuza alıp Yahudilere büyük rakamlarla satıyor. Bunun neticesinde kısmî de olsa bir yerleşim oluştu.</p>
<p><strong>8. Kitabınızda “Herzl, Abdülhamid’e Filistin toprakları karşılığında para teklif etmiş ve karşılığında kovulmuştur” efsanevi söylemi yoktur, asılsızdır diyorsunuz. Ve yayınladığınız belgelerle bu efsane söylemi çürüttüğünüzü ifade ediyorsunuz. Yine kitabınızdaki bilgilere göre; Herzl, 1896 yılında Newlinsk aracılığıyla II. Abdülhamid’e ve 1899 yılında Hazine Müsteşarı Artin Paşa’ya dolayısıyla II. Abdülhamid Han’a bazı tekliflerde bulunmuştur ve teklifler reddedilmiştir. Bu bağlamda bu olaylar söylediklerinizle çelişmiyor mu?</strong></p>
<p>Kitapta yazdığım her cümlenin tabii olarak arkasındayım. II. Abdülhamid Theodor Herzl ekseninde yaşananlar sadece 1896 yılına ait değil. Bu süreç 1896-1903 arası devam etmiştir ve dönemin şartlarına bağlı olarak stratejiler de farklıdır. “Herzl, Abdülhamid’e Filistin toprakları karşılığında para teklif etmiş ve karşılığında kovulmuştur” efsanevi söylemi yoktur, asılsızdır, derken şunu kastediyorum. 1896 yılında Herzl İstanbul’a geldiğinde Abdülhamid’le görüşemedi. Dolayısı ile onun huzuruna çıkıp da her hangi bir teklifte bulunması söz konusu olamaz. Herzl tek bir defa yani 1901 yılında II. Abdülhamid’in huzuruna kabul edildi. Fakat bu kabul sırasında, Herzl hiçbir şekilde Filistin’de toprak satın almak karşılığında para teklif etmek gibi bir davranış içine girmedi. Yani çok açık olarak, Herzl hiçbir zaman II. Abdülhamid’in yüzüne karşı böyle bir söylemde bulunmadı ve doğal olarak huzurdan kovulma hadisesi diye bir şey de yaşanmadı. Mesele bu kadar açık olmasına rağmen bazı internet sitelerinde bu kitabı okumayın ve okutturmayın şeklinde bir kampanya başlatıldığını gördüm. Güya ben kitapta II. Abdülhamid aleyhtarlığı yapıyormuşum. Bu kampanyayı yürütenlerin kimler olduğunu bilmiyorum. Yalnız emin olduğum tek şey var. Ya kitabı okumamışlar veya okudularsa da kitaptan hiçbir şey anlamamışlar. Tabii ben Pazarlık&#8217;ın araştırma ve yazma aşamasında II. Abdülhamid aleyhinde veya lehinde bir şey yazmak için yola çıkmadım. Esas olarak Filistin meselesi ile ilgili Osmanlı Arşivlerindeki belgeleri inceleyip buradan elde ettiğim bilgiler ışığında bu kitabı yazdım. Zaten bilimsel çalışma böyle olur. Şu kişinin lehine veya aleyhine bir şeyler yazayım diye çalışmaya başlayamazsınız. Kaynaklara ulaşırsınız ve o kaynaklar sizi nereye yönlendirirse onu ortaya koyarsınız. Ben bu çalışmada II. Abdülhamid&#8217;in bir devlet başkanı olarak çok başarılı bir Filistin politikası uyguladığını gözlemledim ve kitapta da bunu aktardım. Zaten kitabı önyargısız olarak okuyanlar bunu hemen fark edeceklerdir. Sultan Abdülhamid, 1903 yılında çıkarmış olduğu Tevhid-i Duyun yasası ile Osmanlı borcunu 75 milyon altından 32 mlyon altına düşürme başarını göstermiştir.</p>
<p><strong>9. İsrail’in kurulmasında 1. ve 2. Dünya Savaşlarının etkileri nelerdir? İsrail’in bölgede rahatlıkla savaş çıkarmasını ve Uluslararası hukuku önemsemeyen, ciddiye almayan tavırlarını neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>İsrail’in kuruluşunda esas etkiyi I. Dünya Savaşı yapmıştır. Çünkü bu savaş sonunda Osmanlı Devleti bölgeden çekildi. Bölgeye hâkim olan İngiltere esas itibariyle öteden beri Filistin’e Yahudi yerleşimini teşvik ediyordu ve bunu devlet politikası haline getirerek Filistin halkıyla Yahudi halkını birbirine düşürerek en karlı payı hiçbir şey yapmadan elde etmeyi planlıyordu. Dolayısı ile bu savaş sonunda Filistin’e kitlesel anlamda Yahudi göçleri başlamış ve bu süreç İsrail’in kuruluşuna kadar devam etmiştir.</p>
<p>   İsrail gücünü ağırlıklı olarak diasporadan alıyor. Parasal güçleri ve medya üzerindeki etkileri malum. ABD’nin desteği de önemli bir faktör. Öyle olunca İsrail pervasız hareket ediyor. Bu arada, Arapların birlik olamayarak İsrail karşısında önemli bir güç oluşturamamaları da bu pervasızlığı arttırıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> </strong></p>

<p class="sayac_bilgi">10732 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/bu-neyin-pazarliki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birbirinden Değerli 10 Röportaj Linki</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/birbirinden-degerli-10-roportaj-linki/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/birbirinden-degerli-10-roportaj-linki/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 21:17:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3092</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Arkadaşlar;
1 sene içerisinde yapmış olduğumuz :::10:: röportajın tamamımın linkleri aşağıdadır. Son zamanlarda gelen yoğun talep üzerine tüm röportajların metinlerini ve fotoğraflarını yayınlıyor ve istifadenize sunuyoruz. 
Ayrıca yeni dönemdeki ilk röportajımızı Prof. Dr. Vahdettin Engin Hocamızla &#8220;Pazarlık&#8221; kitabı üzerine yapacağımızı ve röportajın muhtemelen haftaya Salı günü sitemizde yer alacağını bildiririm.
İbrahim Akkurt
 
Prof. Dr. Feridun M. Emecen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Değerli Arkadaşlar;</strong></p>
<p><strong>1 sene içerisinde yapmış olduğumuz :::10:: röportajın tamamımın linkleri aşağıdadır. Son zamanlarda gelen yoğun talep üzerine tüm röportajların metinlerini ve fotoğraflarını yayınlıyor ve istifadenize sunuyoruz. </strong></p>
<p><strong>Ayrıca yeni dönemdeki ilk röportajımızı Prof. Dr. Vahdettin Engin Hocamızla &#8220;Pazarlık&#8221; kitabı üzerine yapacağımızı ve röportajın muhtemelen haftaya Salı günü sitemizde yer alacağını bildiririm.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Akkurt</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Feridun M. Emecen ile “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu” üzerine</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.istanbultarih.com/prof-dr-feridun-emecen-ile-osmanli-kurulus-donemi-roportaji/">http://www.istanbultarih.com/prof-dr-feridun-emecen-ile-osmanli-kurulus-donemi-roportaji/</a></strong></p>
<p><strong>Dr. Hakan Erdem ile &#8220;Tarih-Lenk&#8221; isimli eseri üzerine</strong></p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/timurlenk-zalim-aksak-tarih-de-cok-zalim/">http://www.istanbultarih.com/timurlenk-zalim-aksak-tarih-de-cok-zalim/</a></p>
<p><strong>Prof. Dr. Ş.Teoman Duralı ile &#8220;Türk Dili ve Sorunları&#8221; üzerine</strong></p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/prof-dr-saban-teoman-durali-ile-dil-ve-turk-dilinin-sorunlari-ile-alakali-mulakat/">http://www.istanbultarih.com/prof-dr-saban-teoman-durali-ile-dil-ve-turk-dilinin-sorunlari-ile-alakali-mulakat/</a></p>
<p><strong>Doç. Dr. Arzu Terzi ile &#8220;Saray, Mücevher, İktidar&#8221; kitabı üzerine</strong></p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/doc-dr-arzu-terzi-hocamiz-ile-saray-mucevher-iktidar-kitabi-uzerine-roportaj/">http://www.istanbultarih.com/doc-dr-arzu-terzi-hocamiz-ile-saray-mucevher-iktidar-kitabi-uzerine-roportaj/</a></p>
<p>Doç. Dr. Ali Fuat Örenç ile &#8220;170.Yılında Tanzimat&#8221; üzerine</p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Kal&#8217;a ile &#8221; 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul&#8221; üzerine</p>
<p><a title="Prof. Dr. Mehmed Ali Beyhan ile “II. Abdülhamid Devri Hafiye Teşkilatı ve Jurnaller” isimli çalışması ve Yakınçağ Tarihi’ndeki önemli konular üzerine Röportaj için kalıcı bağlantı" rel="bookmark" href="http://www.istanbultarih.com/prof-dr-mehmed-ali-beyhan-ile-%e2%80%9cii-abdulhamid-devri-hafiye-teskilati-ve-jurnaller%e2%80%9d-isimli-calismasi-ve-yakincag-tarihi%e2%80%99ndeki-onemli-konular-uzerine-roportaj/">Prof.</a> Dr. Mehmed Ali Beyhan ile &#8221; Abdülhamid Devri Hafiye Teşklatı ve Jurnaller&#8221; üzerine</p>
<p>Prof. Dr. Fahameddin Başar ile &#8220;İ.Ü. Tarih Bölümü&#8221; üzerine</p>
<p>Prof. Dr. Semavi Eyice ile &#8221; İstanbul&#8217;un Kaybolan Tarihi Mahalleleri&#8221; üzerine</p>
<p>Usta Gazeteci Lütfü Akdoğan ile &#8221; İmparatorluğu Yıkan Kadın:Sara &#8221; kitabı üzerine</p>
<p style="text-align: center;"><strong>DEVAMI GELECEK&#8230;</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">1720 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/birbirinden-degerli-10-roportaj-linki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gündem oluşturacak bir Röportaj; Yaşayan Efsane Prof. Dr. Semavi Eyice ile İstanbul&#8217;u konuştuk</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/gundem-olusturacak-bir-roportaj-yasayan-efsane-prof-dr-semavi-eyice-ile-istanbulu-konustuk/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/gundem-olusturacak-bir-roportaj-yasayan-efsane-prof-dr-semavi-eyice-ile-istanbulu-konustuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 11:52:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=2985</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: İBRAHİM AKKURT, HARUN KORKMAZ
Fotoğraflar: ENSAR KARAGÖZ
 
 
Bu seneye damgasını vuracak ve çok konuşulacak bir röportaj…
 Dünyaca ünlü Bizantolog ve Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice ile “İstanbul’un kaybolan Mahalleleri ve daha birçok konuda çarpıcı bilgiler” konuştuk…
İstanbul üzerinde hangi oyunlar oynanıyor?
Prof. Dr. Semavi Eyice kimlere küskün?
Tarihimiz nasıl bilinçsizce yok ediliyor?
Yaklaşık 3.5 saat süren mülakatımızı “İstanbul Tarih Bültenimizin“ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Röportaj: İBRAHİM AKKURT, HARUN KORKMAZ</strong></p>
<p><strong>Fotoğraflar: ENSAR KARAGÖZ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/05/ibrahim-akkurt-ve-harun-korkmaz-semavi-eyiceyi-dnlerken.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2987" title="ibrahim akkurt ve harun korkmaz semavi eyiceyi dnlerken" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/05/ibrahim-akkurt-ve-harun-korkmaz-semavi-eyiceyi-dnlerken-1024x682.jpg" alt="" width="614" height="409" /></a><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong> <a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/05/semavi-eyice-istanbul-tarih-bülteninin-2.sayısını-incelerken.jpg"></a></strong></p>
<p><strong>Bu seneye damgasını vuracak ve çok konuşulacak bir röportaj…</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Dünyaca ünlü Bizantolog ve Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice ile “İstanbul’un kaybolan Mahalleleri ve daha birçok konuda çarpıcı bilgiler” konuştuk…</strong></p>
<p><strong>İstanbul üzerinde hangi oyunlar oynanıyor?</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Semavi Eyice kimlere küskün?</strong></p>
<p><strong>Tarihimiz nasıl bilinçsizce yok ediliyor?</strong></p>
<p><strong>Yaklaşık 3.5 saat süren mülakatımızı “İstanbul Tarih Bültenimizin“ 3.sayısında bulabilirsiniz.</strong></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">PROF. DR. SEMAVİ EYİCE KİMDİR?<span id="more-2985"></span></span></em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><img title="semavi eyice istanbul tarih bülteninin 2.sayısını incelerken" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/05/semavi-eyice-istanbul-tarih-bülteninin-2.sayısını-incelerken-1024x682.jpg" alt="" width="614" height="409" /></span></em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>1923 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi ve babası Amasra’lıydı. Dedesi çocuklarını okutmak için İstanbul’a gelmiş, buraya yerleşmişti. İlk öğrenimini, Kadıköy’deki Fransız okullarında yaptı. Sonra Galatasaray Lisesi’ne geçerek, oradan mezun oldu. Bizans ve Osmanlı sanatı tahsili yapmaya karar verdi. İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın en şiddetli günlerinde Almanya’ya gitti. 1944-45 yıllarında Viyana ve Berlin Üniversitelerinde iki dönem eğitim gördü. Berlin Üniversitesi&#8217;nin üçte biri bombalanmıştı. Sanat tarihi dersi, o şartlarda yapılıyordu. 1945 yılının ortalarında yurda dönerek, İstanbul Üniversitesi&#8217;nde öğrenimine devam etti. 1948’de Sanat Tarihi kürsüsünden “İstanbul Minareleri” teziyle mezun oldu. 1954’te Kâmran Yalgın Hanım&#8217;la evlendi.</p>
<p>1963 yılında Edebiyat Fakültesi’nde ayrı bir Bizans Sanatı Tarihi kürsüsü kuruldu. “Zaviyeler” teziyle 1964’te profesörlüğe yükseldi. Yurt içinde ve dışında konferanslar verip, kongre ve toplantılarda bildiriler sundu. İlk yazısının yayınlandığı 1946 yılından günümüze gelinceye kadar, Türkçe ve yabancı dillerde olmak üzere 15 kadar kitap, 500 den fazla bilimsel makale ve araştırması basıldı.</p>
<p>80 yaşının üzerinde ve gözlerinden rahatsız olmasına rağmen hala çalışıyor. Konferanslara katılıyor, yayınları takip ediyor, öğrencilere yardım ediyor.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">HAKKINDA YAZILANLAR</span></em></strong><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span><br />
Prof. Dr. Yıldız Demiriz:</p>
<p>“Kimse onun kadar iyi bilemez İstanbul’u’ diyor.</p>
<p>Öğrencilerinden Dr. Feridun Özgümüş de</p>
<p>“O, gerçek bir profesör’ diye tanımlıyor Eyice’yi.</p>
<p>Onun eserleri hakkında bir bibliyografya hazırlayan Prof. Dr Mahmut Şakiroğlu ise:</p>
<p>‘Bugün bile aynı enerjiyle çalışıyor, beni sık sık arıyor, yeni çıkan yayınları soruyor, bu yaşında dahi ondan eser bekleyebiliriz’ diyor.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/05/harun-korkmaz-ve-ensar-karagöz-semavi-eyiceyi-dinlerken.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2989" title="harun korkmaz ve ensar karagöz semavi eyiceyi dinlerken" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/05/harun-korkmaz-ve-ensar-karagöz-semavi-eyiceyi-dinlerken-1024x682.jpg" alt="" width="614" height="409" /></a></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">ESERLERİ:</span></em></strong></p>
<ul>
<li>İstanbul Minareleri</li>
<li>Son Devir Bizans Mimarisi</li>
<li>Galata ve Kulesi</li>
<li>Bizans Devrinde Boğaziçi</li>
<li>Eski İstanbul&#8217;dan Notlar</li>
<li>Tarih Boyunca İstanbul</li>
<li>Atatürk ve Pietro Canonica</li>
<li>Bursa</li>
<li>Fotoğraflarla Fatih Anıtları (M.Tunay-B.Tanman&#8217;la)</li>
<li>Istanbul Petit Guide</li>
<li>İstanbul: City of Domes</li>
<li>Karadağ ve Karaman Çevresinde Arkeolojik İncelemeler</li>
<li>Semavi Eyice Armağanı:İstanbul Yazıları</li>
</ul>

<p class="sayac_bilgi">4404 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/gundem-olusturacak-bir-roportaj-yasayan-efsane-prof-dr-semavi-eyice-ile-istanbulu-konustuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mehmed Ali Beyhan ile “II. Abdülhamid Devri Hafiye Teşkilatı ve Jurnaller” isimli çalışması ve Yakınçağ Tarihi’ndeki önemli konular üzerine Röportaj</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-mehmed-ali-beyhan-ile-%e2%80%9cii-abdulhamid-devri-hafiye-teskilati-ve-jurnaller%e2%80%9d-isimli-calismasi-ve-yakincag-tarihi%e2%80%99ndeki-onemli-konular-uzerine-roportaj/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-mehmed-ali-beyhan-ile-%e2%80%9cii-abdulhamid-devri-hafiye-teskilati-ve-jurnaller%e2%80%9d-isimli-calismasi-ve-yakincag-tarihi%e2%80%99ndeki-onemli-konular-uzerine-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Apr 2010 05:39:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[jurnaller]]></category>
		<category><![CDATA[mehmed ali beyhan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=2892</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj : İBRAHİM AKKURT
İ.Ü. Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmed Ali Beyhan Hocamız ile yakında kitap olarak  piyasaya çıkacak “II. Abdülhamid Devri Hafiye Teşkilatı ve Jurnaller” isimli çalışması ve Yakınçağ Tarihi’ndeki önemli konular üzerine gerçekleştirdiğimiz Röportajı ilk önce &#8220;İstanbul Tarih Bülteni&#8221; isimli dergimizin 3.sayısında, daha sonra ise tamamını sitemizde bulabilirsiniz.


1268 okunma
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Röportaj : İBRAHİM AKKURT</strong></p>
<p>İ.Ü. Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmed Ali Beyhan Hocamız ile yakında kitap olarak  piyasaya çıkacak <strong>“II. Abdülhamid Devri Hafiye Teşkilatı ve Jurnaller”</strong> isimli çalışması ve Yakınçağ Tarihi’ndeki önemli konular üzerine gerçekleştirdiğimiz Röportajı ilk önce <strong>&#8220;İstanbul Tarih Bülteni&#8221;</strong> isimli dergimizin 3.sayısında, daha sonra ise tamamını sitemizde bulabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/04/DSC01866.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2893" title="Prof. Dr. Mehmed Ali Beyhan ve İbrahim Akkurt" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/04/DSC01866-1024x770.jpg" alt="" width="430" height="323" /></a></p>

<p class="sayac_bilgi">1268 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-mehmed-ali-beyhan-ile-%e2%80%9cii-abdulhamid-devri-hafiye-teskilati-ve-jurnaller%e2%80%9d-isimli-calismasi-ve-yakincag-tarihi%e2%80%99ndeki-onemli-konular-uzerine-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

