
Afrika Kıtası’nın kuzeyinde, Afrika ile Avrupa’nın birbirine bağlandığı noktada karşımıza çıkar Fas. Atlas Okyanusu ve Akdeniz’e kıyısının oluşu şöyle dursun; güneyindeki uçsuz bucaksız sahraları ile sanki sizi sırrını keşfetmeye çağırır.
Afrika’nın Avrupa’ya açılan kapısı konumunda olan bu ülke, farklı farklı isimlerle anılmış âdemoğullarınca… Avrupalılar “Morocco” demişler Müslüman anlamına gelen; Arap âlemi “El-Mağrib” demiş kendilerine göre en batıda yer alan ülke olmasına istinâden, Türkler ülkedeki Fes şehrinden hareketle “Fas“… Devamını oku »
39318 okunma

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Topkapı Kültür Parkı’ndaki Panorama 1453 Tarih Müzesi’nin geçtiğimiz haftalarda resmi açılışı yapılmıştı. Daha önceden ziyaretçi kabul etmeye başlayan müze, resmi açılıştan sonra basında çıkan haberlerin de etkisiyle yoğun bir ilgiyle karşılaştı.
Bu sabah müzeye bir grup arkadaşla beraber gitme imkânım oldu. Müze, bir zamanların Topkapı Otogarı’nın olduğu yere kurulmuş. Tabii şu anda orada araç trafiği namına birşey kalmadı. Yer seçimi konusunda, fethin gerçekleştiği Topkapı önlerinden böyle bir müzenin kurulması bizler için başka bir anlam taşıyor.
Müzeye girildiğinde bir kat aşağı iniliyor ve içerden tekrar karanlık bir merdivenden yukarı çıkıldığı anda sizi şaşkınlığa uğratacak ve nefesinizi kesecek bir gökyüzüyle karşılaşıyorsunuz. Fotoğraflarda bahsettiğim merdiven çıkışı görülebilir.
360 derece olarak tasarlanan, mehter marşı ve savaş sesleriyle seyrettiğimiz fetih panoraması, fethi yaşıyormuş hissini kuvvetli bir şekilde veriyor. Ayrıca dairesel çalışmaların önlerinde yer alan gerçek malzemeler, top ve gülleler dramatize gücünü artırıyor. Gökyüzünün varlığı ise bütün dairesel resmi bütünleştiren dünya mahiyetinde.
Müze çıkışındaki holde, Fetihle ve Fatih Sultan Mehmet’le ilgili kısa bilgi içeren tablolar var. Ayrıca kısa bir animasyon gösterimi LCD ekranlarda sürekli devam ediyor. Animasyon tabii ki fetih animasyonu. Kısmen gerçek görüntülerle karıştırılmış bu film yakında Kültür A.Ş. tarafından CD olarak satılmaya başlanacakmış. Ama beki de en güzeli güzel bir “Fetih 1453″ adıyla mükemmel bir kalitede sinema filmi yapmaktır.
Müzeye giriş ücreti öğrencilere 3 TL, tam bilet 5 TL Devamını oku »
19103 okunma
BEYEZİD MEYDANI
İmparator Teodosyus devrinde M.S. 393 yılında şehrin en büyük meydanı olarak inşa edilmişti. Ortasındaki dev boyutlu zafer takının üzerinde yer alan bronz boğa başlarında dolayı buraya “Form Tauri” meydanı denilmişti. Üzerinde İmparatorunda heykeli yükselen zafer takından birkaç mermer blok ve sütun kalıntıları bulunmuşken, kuzeydeki abidevi çeşmeden eser kalmamıştır. Şehrin bu en büyük çeşmesini Valens su kemeri beslerdi. Kuzeyde, Fatih’in yaptırdığı ilk sarayın yerinde İstanbul Üniversitesi bulunmaktadır. Üniversite girişi abidevi kapı ve bahçedeki yangın kulesi 19 yy. yapılarıdır. Meydanı süsleyen ve adını veren 15 yy. Beyazıt Camii kalabalık ve hareketli kapalı çarşının komşusu olup, buraya ait külliyeden günümüze medrese, hamam ve dükkanlar kalmıştır.

BAYEZİD-İ VELİ CAMİİ
Beyazıt semtinde, Beyazıt Meydanı’na dağınık bir şekilde yayılmış haldedir. Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılmıştır. İnşasına 1500′de başlanmış ve 1505′de bitirilmiştir. Mimarının kim olduğu konusunda ihtilaf vardır. Mimar Hayrettin, Mimar Kemaleddin’in ve Yakupşah bin Sultanşah isimli mimarlardan biri tarafından yapıldığı sanılmaktadır ama kesin bilgiye ulaşılamamıştır. Devamını oku »
3703 okunma
Değerli İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğrencileri Arkadaşlar ;
Sitemizin hizmetlerinden birisi de 2010 Avrupa Kültür Başkenti, Medeniyetler Tarihinin önemli merkezi olan İstanbul’umuzun her hafta ayrı bir mekanını tanıtmaktır. Bu bağlamda 1. haftada SultanAhmed Meydanını ve çevresini tanıtıyoruz. Yararlı olması temennisiyle…
Her devirde şehrin en önemli ve dinamik yeri, yarım ada yedi tepesinin ilki olmuştur. Şehrin ilk kurulduğu akropol surlarla çevrili, tipik bir Akdeniz ticari yerleşimiydi. Roma devrinde bu merkez genişletilerek, yenilenmiştir. Günümüze çok az kalıntıları kalan Roma devri önemli yapıları ve abideleri Hipodrom çevresinde inşa edilmişti. “Büyük Saray” diye bilinen İmparatorluk Sarayı Hipodromun yanından başlar, aşağılara, deniz kenarına kadar uzanırdı. Bu Saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmiştir. Şehrin en önemli meydanı Agusteion ve burası ile cadde arasında Milerium zafer takı bulunurdu. Cadde Roma’ya kadar uzanan yolun başlangıcı idi ve ilk km taşı da buradaydı. Hamamlar, mabetler, dini, kültürel, idare ve sosyal merkezler bu civara yerleşmişlerdi. Semt Bizans ve Türk devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmiştir. İstanbul’un en önemli abideleri Ayasofya, Sultan Ahmet Camii, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yere Batan Sarnıcı burada, Hipodromun çevresindedirler. Şehrin ana caddeleri (aşağı limana inen ve batıya şehir surlarına doğru gidenler) Hipodromdan başlar ve yamaçları takip ederdi. Yol kenarları ticari kuruluşlar ve ikametgahlarla çevrili idi. Yan yollar dar ve bazıları basamaklarla yokuş aşağı uzanırlardı.
Yol boyu geniş meydanlardan ayrılan sapaklarla sur kapılarına ulaşılırdı. Ana cadde “Mese” diye anılırdı. Surlarda Altın Kapı yolu “Via Egnetia” Roma’ya, giden yoldu. “Hipodrom” At binenlerin, atların meydanı anlamına gelir. Roma İmparatoru Septimius Severus”un 2.yy. sonlarına inşa ettirdiği hipodrom Büyük Konstantin tarafından devasa ölçülerde genişletilmişti. Bazı tarihçiler 30, bazıları da 60 bin seyirci kapasitesinde olduğunu bildirirler. 2 veya 4 atın çektiği arabaların yarışları esas gösterilerdi. Roma İmparatorluğu ve sonradan Bizans İmparatorluğu devrinde hipodrom şehrin toplantı, eğlence, heyecan ve spor merkezi olarak 10 yy’a kadar önemini sürdürmüştü. 1204 Latin istilası ile beraber, şehrin bir çok diğer abideleri gibi burası da önemini yitirmişti. Araba yarışları yanında, müzisyen toplulukları, dansözler, akrobatlar, vahşi hayvanlarla kavga gösterileri, toplantılar yapılırdı. Bütün bu faaliyetler için ise Roma devrinde bol tatil günleri mevcuttu. Dev ölçüde bir U harfi şeklinde olan hipodromun doğu uzun tarafında, damında 4 bronz at bulunan, balkon şeklinde, imparator locası yer alırdı. Ortada, hipodromun kum kaplı sahasını ikiye bölen, arabaların etrafında yarıştığı alçak bir duvar, bu duvarın üstünde de İmparatorluğun çeşitli yerlerinden getirilen abideler ve meşhur at yarışçıları ile atlarının heykelleri bulunurdu. Devamını oku »
1713 okunma