<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Tarih &#187; Genel Türk tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.istanbultarih.com/category/genel-turk-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.istanbultarih.com</link>
	<description>Şahsi Tarih Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 09:47:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferimizin 940. Yılı Kutlu Olsun</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/26-agustos-1071-malazgirt-zaferimizin-940-yili-kutlu-olsun/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/26-agustos-1071-malazgirt-zaferimizin-940-yili-kutlu-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2011 02:39:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihte Bugün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3837</guid>
		<description><![CDATA[
26 AĞUSTOS 1071 CUMA &#8211; MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ 

SAVAŞ ÖNCESİ HAZIRLIKLAR
 Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, 1070-1071 yılı kışında, Türkleri imparatorluk topraklarından tamamen atmak üzere bir ordu topladı. Bu ordu, Britanya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon gibi bölgelerden temin edilmiş; Bulgar, Slav, Alman, Frenk, Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak asıllı askerlerden oluşuyordu. İkiyüzbin kişilik bu ordu ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/08/alparslan.jpg"></a></p>
<p><strong>26 AĞUSTOS 1071 CUMA &#8211; MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ </strong></p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/08/alparslan1.jpg"><img class="aligncenter" title="alparslan" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/08/alparslan1.jpg" alt="" width="368" height="277" /></a></p>
<p><strong>SAVAŞ ÖNCESİ HAZIRLIKLAR</strong></p>
<p><strong> </strong>Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, 1070-1071 yılı kışında, Türkleri imparatorluk topraklarından tamamen atmak üzere bir ordu topladı. Bu ordu, Britanya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon gibi bölgelerden temin edilmiş; Bulgar, Slav, Alman, Frenk, Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak asıllı askerlerden oluşuyordu. İkiyüzbin kişilik bu ordu ile Diogenes, Selçukluların üzerine yürüdü.</p>
<p>Bizans imparatoru Türklerin sık sık Anadolu şehirlerine akınlar düzenlemesini önlemek istiyordu. Selçukluları tam anlamı ile yenilgiye uğratmak, Orta Asya içlerine kadar sürüp atmak amacını taşıyordu.</p>
<p>Alparslan’ın bu savaştaki amacı ise <span id="more-3837"></span>Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere açmak, kesin biçimde Anadolu’yu ele geçirmek idi. Bu savaşta Türkler yenilirse yeniden Orta Asya içlerine çekilecekler, Bizanslıları yendikleri takdirde Anadolu’yu yurt edinmiş olacaklardı.</p>
<p>Bizans Ordusu, Kızılırmak vadisini izleyerek Sivas’a, daha sonra Erzurum’a ulaştı. Sultan Alparslan ise Van Gölü kıyısındaki Ahlat’tan hareket ederek Muş ili yakınlarındaki Malazgirt’e vardı. Alparslan, Romanos Diogenes’in yanına elçi göndererek barış önerisinde bulunmuştu. Ancak Bizans imparatoru bu öneriyi kabul etmemiş, elçiye şöyle demişti: <strong><em>“Sultanınıza söyleyin, kendisi ile barış görüşmelerini Rey’de yapacağım. Ordumu Isfahan’da, hayvanları ise Hemedan’da kışlatacağım.”</em></strong>Alparslan bu cevaptan çok müteessir oldu ve canı sıkıldı. Sultanın müteessir olduğunu gören imamı ve fâkihi Ebû Nasr Muhammed: <strong><em>“Sen Allah’ın zafere ulaştıracağını ve diğer dinlere üstün kılacağını vaad ettiği bir din uğrunda savaşıyorsun. Umarım Allah-u Teâlâ bu fethi sana nasip edecektir. Cuma günü zeval vaktinden sonra hatiplerin minberde olduğu ve mücahitler için Allah’a duada bulundukları ve duaların kabul edildiği saatte düşmana hücum et!”</em></strong> dedi. Savaş, kaçınılmaz bir duruma gelmişti.</p>
<p>Alparslan, Malazgirt Meydan Savaşı’ndan önce bütün tedbirleri almış, gereken her türlü hazırlığı yapmıştı. Ünlü veziri Nizâmül-Mülk’ü Hemedan’a gönderdi. Çıkacak herhangi bir karışıklığı önlemesi ve istenirse yeni asker yollaması için tembihte bulundu.</p>
<p>Ayrıca Bizans kuvvetlerinin gücünü öğrenmek için bir öncü kuvveti Bizans ordusuna gönderdi. Bu keşif sırasında bir Bizans komutanı yakalandı. Ondan edinilen bilgilere göre Alparslan gereken önlemleri aldı. İkiyüzbin kişilik orduya ellibin kişilik bir kuvvetle nasıl karşı koyulacağının plânları yapıldı. 25 Ağustos 1071 günü askerlerinin moral gücünü arttırmak için devamlı tekbir getirmelerini, düşmanların morallerini bozmak için de sürekli boru ve davul çalmalarını, oklar atmalarını emretti.</p>
<p>Alparslan, ordusunu dört gruba ayırmış, bu düzen içinde mevziye girmişlerdi. Merkez yani orta kısımdaki kuvvetlerin başında Alparslan bulunuyordu. Bu kesimdeki kuvvetler diğerlerinden çok zayıftı. Esas büyük kuvvetler ise, sağ ve sol yanda bulunuyordu. Bunlar savaş sahasının yanlarındaki tepelerde mevzilenmişlerdi. Dördüncü grup kuvvetler ise, zamanı gelince kuşatma harekâtına girişerek düşmanı arkadan çevireceklerdi.</p>
<p>26 Ağustos 1071 tarihinde başta halife olmak üzere bütün İslâm âlemi, camilerde cuma namazını kılıyor, Kur’an okuyor, Türk ordusunun zaferi için dua ediyordu.</p>
<p>Alparslan beyaz bir ata binmiş, kefene benzeyen beyaz bir elbise giymiş, atının kuyruğunu kendi eliyle bağlamış, silahlarını kuşanmıştı. Bu da sultanın, askerin başında bizzat savaşacağını gösteriyordu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI</strong></p>
<p>26 Ağustos 1071 cuma günü ellibin kişilik ordusu ile Malazgirt Ovası’nda cuma namazını askerleri ile birlikte kılan Alparslan, namazdan sonra askerleri ile helâllaştı. Bütün ordu Alparslan’ın neler söyleyeceğine kulak kesilmişti. Alparslan şunları söyledi:</p>
<p><strong><em>“Askerlerim! Yiğitlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım. Bugün burada Allah’tan başka bir sultan yoktur. Biz ne kadar az olursak olalım, düşman ne kadar çok olursa olsun, bütün Müslümanların, zaferimiz için dua ettikleri şu anda, kendimi düşman üzerine atacağım. Ya zafer kazanırız, ya şehit olarak cennete gideriz. İsteyen benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Ben memleket için, İslâm için ölüme koşuyorum. Beni takip edenler ve kendilerini Yüce Allah’a adayanlardan şehit olanlar Cennet’e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ahirette ateş, dünyada da alçaklık beklemektedir.</em> Daha sonra atından inerek secdeye kapandı ve şöyle dua etti:</strong></p>
<p>Ey askerlerim! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere yükselecektir. Benden sonra oğlum Melikşah’ı tahta çıkartınız ve ona itaat ediniz. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir.”</p>
<p><strong><em>“Yâ Rabb! Seni kendime vekil yapıyorum. Azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım! Niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret.”</em> diyerek, gözleri dolu dolu, secdeden başını kaldırdı.</strong></p>
<p>Savaş başladığında Alparslan az bir kuvvetle düşmana karşı saldırıya geçti. Romanos Diogenes, olanca kuvvetiyle Selçuklu ordusunun merkez kısmına yüklendi. Alparslan, ordusunu Turan Taktiği gereğince geriye çekti. Bu sahte geri çekilişi bir bozgun zanneden imparator, Selçuklu ordusunu takip ederek Alparslan tarafından önceden hazırlatılan pusulara kadar geldi. Türklerin sağdan ve soldan bir hilâl şeklinde kendisini çember içerisine aldığının farkına bile varmamıştı. Bu kıskaç harekâtı ile daha sonra Bizans ordusunu arkadan çevirmeye yöneldi. Bizanslılar tuzağa düştüklerinin farkına vardılar, ama iş işten geçmişti. Bu arada, Selçuklu komutanlarının Türkçe olarak verdikleri komutlardan etkilenen Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz Türkleri’nin at sürerek Selçuklu ordusu tarafına geçmesi üzerine durum Bizanslılar için daha da kötü bir boyuta varmıştı.</p>
<p>Savaş alanı sayılamayacak kadar çok cesetle dolmuştu. Kılıçların şakırtısı, atların kişnemesi, yaralıların iniltisi birbirine karışmıştı. Bizans ordusunun yedek kuvvetleri geri kaçmış, ordu tam bir bozguna uğramıştı.</p>
<p>Bu arada Bizans imparatoru da esir alındı. Alparslan, imparatorun huzuruna getirilmesini emretti, getirilince de elindeki kamçıyla imparatora üç defa vurdu ve: “<em>Sana barış için elçi gönderdiğim halde reddetmedin mi?”</em> dedi. Bunun üzerine imparator: <em>“Azarlamayı bırak da, ne yapacaksan yap!”</em> diye cevap verdi. Alparslan ona: <em>“Sen beni esir almış olsaydın ne yapardın?”</em> diye sordu. İmparator: <em>“Kötülük yapardım.”</em> diye karşılık verdi. Alparslan bu defa: <em>“Peki benim sana ne yapacağımı zannediyorsun?”</em> diye sorunca imparator: <em>“Beni ya öldürürsün, ya da İslâm ülkelerinde teşhir edersin, yahut da uzak bir ihtimal olmakla beraber, affeder, fidye ve vergi alır, beni kendine vekil tayin edersin.” </em>cevabını verdi. Bunun üzerine Alparslan: <em>“Ben de zaten bundan başka bir şey düşünmedim.”</em> diye cevap verdi.</p>
<p>Alparslan, imparatorla birbuçuk milyon dinar kurtuluş akçesi ödemesi, istediği zaman kendine Bizans askeri göndermesi ve Bizans ülkesindeki bütün esirleri serbest bırakması şartıyla bir anlaşma yaptı. Daha sonra onu bir çadırda misafir edip yanına yol masrafı olarak onbin dinar verdi ve ülkesine gönderdi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>SAVAŞIN SONUÇLARI</strong></p>
<p>Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kapıları tamamen açılmıştır. Türk akıncıları çok kısa bir zaman sonra İznik ve civarını alarak buraları vatan edinmişlerdir.</p>
<p>Zaferden sonra Sultan Alparslan, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması için Türkmen beyleri ile birlikte pek çok Türkmen dervişlerini de görevlendirerek mânevi fethin kapılarını açmıştır.</p>
<p>Ayrıca her tarafa fetihnameler gönderilmiş, başta Bağdat olmak üzere bütün İslâm âleminde şenlikler düzenlenmiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/08/1071.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3843" title="1071" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/08/1071.jpg" alt="" width="604" height="453" /></a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ALPARSLAN’IN ŞEHİD EDİLİŞİ</strong></p>
<p>1072 yılında Mâverâünnehr’e sefere çıkan Alparslan’ın huzuruna hain bir kale komutanını getirdiler. Alparslan dört kazık çakılarak komutanın el ve ayaklarının bunlara bağlanmasını emretti, bunun üzerine komutan: <em>“Ey korkak! Benim gibi bir adam böyle öldürülür mü?”</em> diye cevap verdi. Bu sözlere çok sinirlenen Alparslan eline ok ve yay alarak muhafızlara komutanın serbest bırakılmasını emrini verdi. Ancak o güne kadar hedefini hiç şaşırmayan Alparslan’ın attığı ok komutana isabet etmedi. Komutan hemen Alparslan’ın üzerine saldırdı. Tahtında oturan Alparslan komutanın kendisine doğru geldiğini görünce ayağa kalkıp tahtından inmek istedi, ancak bu sırada ayağı sürçerek yere düştü. Bunun üzerine üzerine çullanan komutan, yanında bulunan bıçağını Alparslan’a saplayarak onu yaraladı. Alparslan bu olaydan sonra şöyle dedi:</p>
<p><strong><em>“Her nereye yönelsem ve hangi düşman üzerine yürümek istesem daimâ Allah’tan yardım dilerim. Dün bir tepeye çıktım, ordunun azametinden ve askerlerimin çokluğundan dolayı altımda yer titriyordu. Kendi kendime: ‘Ben bütün dünyaya hükmeden biriyim, bana hiç kimsenin gücü yetmez.’ dedim. Bu yüzden Allah-u Teâlâ beni yarattıklarının en zayıfı karşısında âciz bıraktı. Allah’tan mağfiret diler ve bu düşüncemden dolayı beni affetmesini niyaz ederim.”</em>Ve bu olaydan dört gün sonra Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine eren Sultan Alparslan, Merv’de bulunan babasının yanına gömüldü.</strong></p>
<p><strong>AHLÂK VE VASIFLARI</strong></p>
<p>Sultan Alparslan iyiliği, merhameti, düşkünlere yardımı ile tanınmıştır. İslâmiyet’e ve cihada son derece bağlı idi. Allah’tan korkar, her işinde O’na tevekkül ederdi.</p>
<p>Çok cesur, yiğit, kudret ve azamet sahibi bir kişiliğe sahipti. Heybetinin yanında adeleti ile de ün yapmış, affedici ve müsamaha sahibi olduğunu defalarca ispatlamıştı. Çok dindardı ve dinî hükümlerin tam sadakatla uygulayıcısı olarak tanınıyordu. Onun bu yönü, halk arasında veli derecesine yükseltilmesine ve şahsına pek çok kerametler isnat edilmesine sebep olmuştur.</p>
<p>İslâmiyet’in henüz girmediği ülkelerde fethettiği her şehre derhâl bir cami yaptırdığı, askerî faaliyetlerinden dolayı yeterince fırsat bulamadığı imar işleri ile ilim, fikir ve sanat adamlarını toplayıp devlet himayesi altına almak gibi sosyal faaliyetleri de veziri Nizâmül-Mülk’ün eliyle yürüttüğü bilinmektedir.</p>
<p>Jurnalcilerden biri veziri Nizâmül-Mülk aleyhinde bir yazı yazmış, yazıda Sultan’ın memleketlerinde ne kadar malı olduğunu ve ne gibi vergiler aldığını anlatmıştı. Yazı, Alparslan’ın namaz kıldığı yere bırakılmıştı. Sultan onu alıp okudu, sonra da Nizâmül-Mülk’e verip: <em>“Bu mektubu al, eğer bunu yazanların yazdıkları doğru ise ahlâkını güzelleştir, durumunu düzelt; eğer yalan söylüyorlarsa onların hatalarını bağışla ve onları öyle mühim işlerle meşgul et ki, insanları aldatmaya vakit bulamasınlar”</em> dedi. Bu sözü, onun keskin zekâsı ve merhametine bir delildir.</p>
<p>Alparslan çok sadaka verirdi. Her Ramazan ayında onbeşbin dinar sadaka dağıtırdı. Sarayında, günde elli koyun kesilen bir imaret bulunurdu ve ayrıca adları listeler halinde tanzim edilen fakirlere harçlık dağıtılırdı. Bununla beraber ülkesinin hiçbir yerinde cinayet ve gaspçılık olmamıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> <strong><p><a href="http://www.istanbultarih.com/26-agustos-1071-malazgirt-zaferimizin-940-yili-kutlu-olsun/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p></strong></p>
<p style="text-align: center;"> </p>

<p class="sayac_bilgi">26036 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/26-agustos-1071-malazgirt-zaferimizin-940-yili-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATTİLA DÖNEMİ</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/attila-donemi/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/attila-donemi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 23:58:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Türk tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=2545</guid>
		<description><![CDATA[
Attila devrine gelindiğinde Uldız’ın izlediği Doğu Roma siyasetinde bir değişiklik olmamış; “Doğu Roma baskı altında tutularak hakimiyet altına alınacak.” politikası bu dönemde de devam etmiştir. Uldız’ın “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethederim” sözü Hun politikasını çok iyi özetlemektedir. Asıl hedefi cihan hakimiyeti olan Attila, bunun için büyük imparatorlukları ele geçirecekti. Bunlardan biri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/02/Attila_Macaristan-226x300.jpg"><img class="size-full wp-image-2546    aligncenter" title="Attila_Macaristan-226x300" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/02/Attila_Macaristan-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" /></a></p>
<p>Attila devrine gelindiğinde Uldız’ın izlediği Doğu Roma siyasetinde bir değişiklik olmamış; “Doğu Roma baskı altında tutularak hakimiyet altına alınacak.” politikası bu dönemde de devam etmiştir. Uldız’ın “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethederim” sözü Hun politikasını çok iyi özetlemektedir. Asıl hedefi cihan hakimiyeti olan Attila, bunun için büyük imparatorlukları ele geçirecekti. Bunlardan biri de tabii ki Doğu Roma İmparatorluğu ve İstanbuldu. Margus Barışı’ndan sonra Fin, Slav, Germen ve Türk asıllı birçok kavmi itaat altına alan Attila 440 yıllarında yeniden ortaya çıkarak, Bizans’ın içinde bulunduğu bazı durumlardan yararlandı. Bizans İmparatorluğu bu yıllarda hem Vandalların hem de İranlıların saldırılarıyla meşguldu. İşte bunu fırsat bilerek Castra Constantia’ya saldırıp, birçok esir almıştır. Bu saldırının anlaşma şartlarına uygun olmadığını belirtmek için görevlendirilen elçi, Attila’nın diplomatik taktikleriyle karşılaşmış; Attila, Bizans Piskoposu’nun Hun hudutlarına girdiği ve onlar için çok kutsal olan mezarların soyulduğu bu nedenle Piskopos ile birlikte kaçakların iade edilmesi gerektiğini söylemiştir. <span id="more-2545"></span></p>
<p>Sonunda Attila bunu kabul etmeyen Bizans üzerine yürümüş, Doğu Roma halkı piskopos yüzünden savaş tehlikesiyle karşılaşmak istememiş ve piskoposu geri vermeyi düşünmüşlerdir. Bunu öğrenen piskopos Hunlara sığınıp onlarla anlaşma yapmış ve bu anlaşmaya göre Bizans’a tuzak kurup Margus şehrini Hunlara teslim etmiş, böylelikle Trakya ve İstanbul’un yolu Hunlara açılmıştır.</p>
<p><strong>a- I. Balkan Seferi</strong></p>
<p>Attila, Doğu Roma’nın içinde bulunduğu siyasi sıkıntıdan yararlanarak, Margus’un ele geçirilmesiyle başlayan hareketine devam etmiş ve Balkanlara doğru ilerlemiştir. Attila’nın Belgrad’ı ve Niş’i de almasıyla Trakya’ya doğru hızla gelişen bu hareket, Batı Roma imparatoru Aetius’un araya girmesiyle kesintiye uğramış, kendisi Doğu Roma’nın vergilerini ödeyeceklerini ve kaçakları iade edeceklerini garanti etmiştir. Garanti olarak da oğlunu Hunlara esir olarak göndermiştir. Stratejik birçok kalenin Hunların eline geçmesiyle Balkanlarda Hunlarla mücadele edebilecek önemli bir güç kalmadı.</p>
<p><strong>b- II. Balkan Seferi</strong></p>
<p>447 yıllarına gelindiğinde Atilla’nın Doğu Roma politikası biraz daha sertleşmişti. Çünkü imparator II. Theodosios, Balkanlarda güvenliği sağlamak için Hunlara karşı bir müdafaa hattı geliştirme girişimindeydi. Ayrıca bu dönemde, Doğu Roma ağır bir mali kriz, salgın hastalıklar ve büyük bir depremin hasarlarıyla uğraşıyordu. İşte bu Bizans’ın içinde bulunduğu bu durumda, Attila’nın esas amacı Doğu Roma’yı kesin bir hakimiyet altına alıp, Batı Roma’ya yönelmekti. Yani cihan hakimiyeti ülküsünü gerçekleştirmekti. Attila Romalılardan daha önceden ödenmeyen borçların karşılığı olarak zorla vergi toplamış, kendisine elçi gönderilmesi, kaçakların iade edilmesi ve vergiler konusunda yazdığı bir mektubu elçileriyle göndermiş ve dönüşte Romalı elçilerinde onlara katılmasını istemiştir. II. Theodosios kaçakları iade etmeyeceğini söyleyince, Attila yola çıkmış ve Tuna Bölgesi’nin kilit yeri olan Ratiaria’ya saldırmış ve Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Sofya, Filibe, Silistre, Preslav ele geçirilmiş, Edirne kuşatılmıştır. Artık başkent İstanbul Hun tehlikesi altındadır. Bu sırada Prens Aspar komutasındaki birliklerinde 447’de Hunlara mağlub olması Roma için her şeyin sonuydu. Bu mağlubiyet sonucunda imzalanan Anatolius Barışı Antlaşması’na göre;<br />
•    Kaçaklar Hunlara iade edilecek.<br />
•    Bizans’ın ödediği senelik vergi arttırılacak.<br />
•    Ödenmeyen vergiler için 6000 libre altın Hunlara ödenecek.<br />
Doğu Roma, bu zor şartları Hun korkusundan dolayı kabul etmek zorunda kalmış, o güne kadar saçma ve gereksiz yere harcanan imparatorluk hazinesini doldurmak için halktan haksız yere zorla vergi toplamıştır. Bu savaş Romalıları o kadar zor duruma düşürdüki açlıktan ve intihar ederek ölen birçok kişi oldu.</p>
<p><strong>c- Balkan Seferleri’nin Sonuçları</strong></p>
<p>•    Bizans’a karşı gerçekleştirilen bu iki Balkan seferinde de Doğu Roma’nın Tuna boyundaki savunma mekanizması tamamen çöktü.<br />
•    Artık Hunlara engel olacak hiçbir güç kalmadı.<br />
•    Bizans’ın uğradığı ağır yenilgi onları Hunların istekleri doğrultusunda hareket etmeye zorlamış ve kesin olarak Hunların hakimiyetine girmiştir.<br />
•    Bizans’tan alınan altınlarla Hun hazinesi dolmuş ve Balkanlardaki sınırlar oldukça genişlemiştir.</p>
<p><strong>HUN-BATI ROMA  MÜNASEBETLERİ</strong></p>
<p>437 yılında Aetius, Hunların yardımıyla Vizigot tehlikesinden kurtulmuştu. Aetius Batı Roma İmparatorluğu içerisinde Hunların yardımı olmadan makam ve iktidar elde edemiyordu. Aetius 441’e kadar batıda kazandığı başarılar karşısında Tuna Bölgesi’ni Hunlara terk etmişi. 425’ten beri Hunlar Batı Roma politikaları sayesinde para, yer, ganimet ve tecrübe kazanmışlardır. Ama daha sonra Doğu Roma’nın hakimiyet altına alınmasından sonra, Attila’nın Batı Roma siyasetinde belirgin bir değişiklik olmuş, artık hedef Batı Roma İmparatorluğu ve ardından da Sasaniler olmuştur. Attila’nın Doğu Roma elçileri ile görüşeceği sırada (447’de Edekon’un Bizans ile anlaştığı Attila’ya suikast girişiminde bulmak için gelen elçilik heyeti) Batı Roma politikasında ani bir değişim olmuştur. O ana kadar Batı Roma ile ittifak içinde olan Attila tutumunu değiştirip dünya hakimiyeti planını gerçekleştirmek istemiştir.</p>
<p><strong>a-  Campus Mauriacus Savaşı</strong></p>
<p>Haziran 451’de Catalaunum’da Batı Roma İmparatorluğu ve Hunlar arasında olmuştur. Öğleden sonra üçten akşam saatlerine kadar süren bu dehşet verici savaşta kimse galip gelmedi. Atilla karargahına dönerken, Vizigot-Roma ordusu Hunların ok yağmurundan dolayı karargaha yaklaşamadılar.  I. Theodorik atından düşerek öldü, Atilla ülkesine döndü. Savaşta Roma İmparatorluğu’nun başında Aetius vardı. Franklar, Sarmatlar ve Germen kavimleri vardı. Atilla’nın amacı Batı Roma İmparatorluğu’nu hakimiyet altına almaktı. Ama savaş Gotları hakimiyet altına alma bahanesiyle ortaya çıkmıştır. Attila sadece Gotlara karşı harekete geçecek, Romalıların ise yanında olacaktı. Romalılar ve Gotların birleşmesiyle oldukça büyük bir savaş meydana geldi. Çok sayıda asker öldü. Harbin feci sonuçlarına bakılarak harbin galibi ve mağlubu olmadığı ama Attila’nın salgın hastalıklara, açlığa rağmen ordusunu sağ salim döndürmesi, onun başarısını göstermektedir.</p>
<p><strong>b- Roma Seferi</strong></p>
<p>Mauriacus Savaşı’nın ardından yaklaşık bir sene sonra (452) Batı Roma’nın içinde yaşadığı iç karışıklıkları ve saray entrikalarını fırsat bilen Attila Aquileia şehrine kadar geldi. Bu şehir doğu sınırlarını koruduğu için önemliydi. Şehir 3 ay boyunca Hunların hücumuna maruz kaldı. Hunlar askerleri arasında erzak sıkıntısı yüzünden başlayan gerginlik nedeniyle neredeyse şehir alınamıyordu. Ama Attila’nın cesaret verici konuşmaları askerlere heyecan ve ümit vermiş imparatorluğun 9. büyük şehri ele geçirilmiştir. Birçok şehri ele geçiren, etrafa korku salan Attila’nın İtalya’ya kadar ilerlemesi Roma’yı korkuttu ve III. Valentinianus hükümeti topladı. Alınan bir kararla Papa I. Leon ve Trigetius Attila’ya elçi olarak gönderildi. Sonunda Romalıların bağışlanmak için yalvarmaları işe yaradı ve ateşkes imzalandı. Batı Roma yanlarındaki esirleri Hunlara teslim etti ve Atilla’nın hakimiyetinin göstergesi olarak da fazla miktarda altını kendisine verdiler. Bundan sonra Attila, Batı Roma’yı hakimiyet altına aldığını düşünerek, İtalya’yı terk etti. Attila Kuzey İtalya’da iken Doğu Roma bunu fırsat bildi ve Hun sınır birliklerine saldırdı, Aetius da ona yardım etti. Attila, bu sırada isyan eden Kafkasya Alanları üzerine de birlik gönderdi. Attila, Doğu Roma’nın yeni imparatoru Marcianus’a karşı sefer düşündüğü ve bundan sonra da Sassaniler üzerine yürümeyi planladığı sırada yeni yaptığı evliliğinin zifaf gecesinde ağzından ve burnundan kan gelerek vefat etti.</p>
<p><strong>ATİLLA VE OĞULLARI</strong></p>
<p>Attila öldüğü zaman arkasında sınırları tam olarak bilinmeyen Atlas Okyanusu üzerinden adalara ve belki Altaylara kadar uzanan büyük bir imparatorluk bırakmıştır. Attila’nın ölümüyle devlet parçalanma sürecine girmiş, onun yerini doldurabilecek biri olmamış ve merkezi otorite zayıflamıştır. Sonuçta hakimiyet altına alınan kavimler isyan etmiş, kardeşler arasındaki taht kavgaları da çözülmeyi kolaylaştırmıştır. Attila’nın baş hatunu Arıkan’dan dünyaya gelen üç oğlu vardır; İlek, Dengizik ve İrnek.</p>
<p><strong>a- İlek Zamanı</strong></p>
<p>Attila’nın en büyük oğludur. Babasının sağlığında Doğu kanat beyi olarak görev yapmıştır. Hun asıllı Akatir’in başında bulunmuştur. Hakimiyeti çok kısa süren Akatir merkezi gücü korumaya  ve isyan eden kavimlerin hareketlerini durdurmaya çalışmıştır. Gepid Kralı Ardarik ile karşı karşıya geldiği, Hunların parçalanmasında hayati önem taşıyan bu savaşta mağlub olmuştur (454). Çok sayıda kayıplar veren Hunlar geri çekilmişler ama toprakları kavimler tarafından paylaşılmıştır.</p>
<p><strong>b- Dengizik ve İrnek Zamanı</strong></p>
<p>Kendilerine sadık kalan ve topraklarını kaybeden Hunlarla birlikte Kara<a href="http://www.muverrih.net/category/denizcilik/" target="_self">deniz</a>’in kuzey bölgelerine çekilmişler böylelikle Doğu Gotları’nın topraklarını işgal etmişlerdir. İrnek Attila’nın en çok ümit bağladığı en küçük oğludur. Attila’nın ölümünden sonra bu iki oğlu imparatorluğu yeniden canlandırmaya çalışmışlardır. Gotlarla mücadele etmişler fakat başarılı olamamışlardır. Bu mağlubiyetten sonra, Dengizik ve İrnek Bizans’a elçi gönderip ticari faaliyetleri yinelemek istemişlerse de bu olumlu karşılanmamıştır. Bunun üzerine Dengizik savaşmak istemiş, İrnek ise bunu doğru bulmamıştır. Çünkü o sırada kendi iç karışıklıkları mevcuttur, ayrıca doğudan gelen Ogur göçü vardır. Ogurların gelişi zincirleme bir harekettir. Ogurlar, Sabirlerle yaptıkları savaş neticesinde yerlerini terk etmişler, Sabirlerde Avarlar yüzünden hareket etmişlerdir. Avarları ise yırtıcı kuş saldırıları vatanlarından çıkarmıştır. Ogurlar Akatir Hunlarını yenerek Doğu Roma ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Dengizik 469’da Bizans’a karşı açtığı savaşta vefat etti. İrnek’te 466’dan itibaren Bizans’ın tebası olarak Kuzey Dobruca’ya yerleşti. Kuzey Dobruca’dan yavaş yavaş Doğu’ya çekilen İrnek’e bağlı Hunlar kuzeybatı Karadeniz sahillerindeki Ogur grupları ile birleşerek <a href="http://www.muverrih.net/tag/tarih/" target="_self">tarih</a>te Bulgar diye bilinen Türk devletini kurdular.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Ali Ahmetbeyoğlu, <em>Avrupa Hun İmparatorluğu</em>, TTK Yayınları, Ankara 2001′den özet ve derleme ile hazırlanmış notlardır.</p>
<p><a href="http://www.muverrih.net/">www.muverrih.net’ten</a> alınmıştır.</p>

<p class="sayac_bilgi">2688 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/attila-donemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeki Velidi Togan&#8217;ı Anma Programı</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/zeki-velidi-togani-anma-programi/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/zeki-velidi-togani-anma-programi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 13:39:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Türk tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=2430</guid>
		<description><![CDATA[

2367 okunma
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-2431" title="afis_baski_esas" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/12/afis_baski_esas-723x1024.jpg" alt="afis_baski_esas" width="347" height="491" /></p>

<p class="sayac_bilgi">2367 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/zeki-velidi-togani-anma-programi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖKTÜRK GELENEKLERİ</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/gokturk-gelenekleri/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/gokturk-gelenekleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 08:40:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Türk tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=730</guid>
		<description><![CDATA[Gök Türkler&#8217; de ölülere yapılan törene Yuğ (veya Yoğ) adı verilirdi. Birisi ölünce cenazesi önce çadırına konur. Bütün yakınları ölünün adına kurban olarak bir koyun ve bir at kesip çadırın dışına bırakırlar. Sonra feryad ederek atları çadırın çevresinde yedi defa koştururlar, çadırın giriş kısmının önünden geçerken bıçakla yüzlerini çizerler. Böylece kan ile gözyaşı birbirine karışır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: &quot;Comic Sans MS&quot;; color: black; font-size: 10pt;"><strong>Gök Türkler&#8217; de ölülere yapılan törene Yuğ (veya Yoğ) adı verilirdi. Birisi ölünce cenazesi önce çadırına konur. Bütün yakınları ölünün adına kurban olarak bir koyun ve bir at kesip çadırın dışına bırakırlar. Sonra feryad ederek atları çadırın çevresinde yedi defa koştururlar, çadırın giriş kısmının önünden geçerken bıçakla yüzlerini çizerler. Böylece kan ile gözyaşı birbirine karışır. Sonra ölüyü gömmek için uygun bir gün seçilir. Bir kimse bahar ve yaz mevsiminde ölmüşse, cenazesi ağaçların yaprakları dökülünceye kadar, güz veya kış mevsiminde ölmüşse ağaçlar yaprak çıkarıncaya kadar bekletilirdi. Önce ölünün atı yakılarak külleri, kullandığı eşya ile birlikte ölü ile gömülür. Gömme günü ölünün bütün yakınları kurban için çeşitli şeyler getirir, mezarın çevresinde at koşturarak feryad eder ve yüzlerini yaralarlar. Ölü gömüldükten sonra mezarı üzerine dikilen taşlar (Balbal) yenilen düşmanın öbür dünyada galip gelene hizmet edeceğine işaret ederdi. Orkun yazıtlarında, Bilge Kağan&#8217;ın kardeşi Kül Tegin&#8217;in ölümü dolayısıyla yaptığı matem merasimine komşu boylardan gelen heyetler arasında yas tutan (Yoğçı) ve ölüye ağlayan (Sığıtçı) kişilerin bulunduğu belirtilmektedir. Yas töreninde bulunan kişilerin, yas alâmeti olarak kulak ve saçlarını kesmeleri bir gelenekti.</strong></span></strong></p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"></strong><strong></strong> </p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"></strong><strong><img title="gokturk_devleti" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/02/gokturk_devleti.jpg" alt="gokturk_devleti" width="274" height="162" /></strong></p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">Gök Türk kağanları tahta çıkarılırken bir keçi üzerine konur ve yukarı kaldırılırlardı. Bu gelenek daha önce tobalarda görülür. Türkler&#8217;de tahta çıkma törenlerinin bir çeşit &#8220;göğe çıkma&#8221; gibi kutsal bir anlamı vardı. Altay ve Sibirya şamanlığında inanca göre şamanlar göğe çıkarlar ve göğün dokuz katını dolaştıktan sonra yere inerlerdi. Şamanın göğe çıkmasından önce bir tören yapılır ve şaman, dokuz şaman çırağının tuttuğu beyaz bir keçe üzerine konarak dokuz defa döndürülürdü. Yazıtlarda da Gök Türk kağanları, &#8220;Gökte olmuş, Gökte tahta oturmuş, kağanlığı ve buyruğu gökten almış&#8221; kimseler olarak nitelendirilmiştir. Anlaşıldığına göre bu geleneğin büyük bir dini anlamı bulunmaktadır.<span id="more-730"></span></strong></p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">Gök Türkler Oniki hayvanlı Türk takvimini kullanmışlardır. Eski Türk takvimi, her biri bir hayvan adı ile anılan &#8220;12 yıllık&#8221; devre esasına dayanıyordu. Yılların adları şöyle idi:<br />
1. yıl = sıçkan (fare)<br />
2. yıl = ud (sığır, öküz)<br />
3. yıl = pars<br />
4. yıl = tabışkan (tavşan)<br />
5. yıl = lu (ejder)<br />
6. yıl = yılan<br />
7. yıl = yunt (at)<br />
8. yıl = koy (koyun)<br />
9. yıl = biçin (maymun)<br />
10. yıl = takagu (tavuk)<br />
11. yıl = it (köpek)<br />
12. yıl = tonguz (domuz)<br />
Bir yılda 12 ay vardı. Aylar, birinç (birinci) ay, ikinç, üçünc &#8230;&#8230; diye adlandırılmıştı. Bir gün 12 kısım sayılıyor ve her kısma &#8220;çağ&#8221; deniyordu. Yıl 365 gün, 5 küsûr saat itibar edilmekte idi. Günün başlangıcı gece yarısı idi. Yılbaşı Ocak &#8211; Şubat aylarına rastlardı. Aslında ay yılına dayanan bu &#8220;Oniki hayvanlı Türk Takvimi&#8221;nin Gök Türkler zamanında güneş yılına çevrildiği söylenmektedir.</strong></p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">Menşei çok eski olması gereken, ayrıca 12 yıllık devrenin 5 katı 60 yıllık devreler olarak da faydalanılan bu takvim, Gök Türkler&#8217;de, Uygurlar&#8217;da, Batı Türkleri&#8217;nde ve muhakkak ki Hunlar&#8217;da kullanılmış olup, hem zaman, hem coğrafî yönden çok yaygın bir sistem gibi görünmekteydi. Gök Türkçe kitabeler, Uygur kitap ve hukukî belgeleri, Bulgar kitabeleri ve &#8220;Bulgar hakanları listesi&#8221;, hatta Kırgızların Manas destanındaki bazı olaylar bu takvimle tarihlenmiştir. Bu eski Türk takvimi, son zamanlara kadar Orta Asya&#8217;da kullanılmıştır.</strong></p>
<p><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">2076 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/gokturk-gelenekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih Boyunca Türk Devletleri ( Manas Destanı Müziği eşliğinde )</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/tarih-boyunca-turk-devletleri-manas-destani-muzigi-esliginde/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/tarih-boyunca-turk-devletleri-manas-destani-muzigi-esliginde/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 20:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=728</guid>
		<description><![CDATA[
2221 okunma
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.istanbultarih.com/tarih-boyunca-turk-devletleri-manas-destani-muzigi-esliginde/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>

<p class="sayac_bilgi">2221 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/tarih-boyunca-turk-devletleri-manas-destani-muzigi-esliginde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKLER BELGESELİ</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/turkler-belgeseli/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/turkler-belgeseli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2009 21:30:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ibrahim akkurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=473</guid>
		<description><![CDATA[
846 okunma
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.istanbultarih.com/turkler-belgeseli/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>

<p class="sayac_bilgi">846 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/turkler-belgeseli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

