
Attila devrine gelindiğinde Uldız’ın izlediği Doğu Roma siyasetinde bir değişiklik olmamış; “Doğu Roma baskı altında tutularak hakimiyet altına alınacak.” politikası bu dönemde de devam etmiştir. Uldız’ın “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethederim” sözü Hun politikasını çok iyi özetlemektedir. Asıl hedefi cihan hakimiyeti olan Attila, bunun için büyük imparatorlukları ele geçirecekti. Bunlardan biri de tabii ki Doğu Roma İmparatorluğu ve İstanbuldu. Margus Barışı’ndan sonra Fin, Slav, Germen ve Türk asıllı birçok kavmi itaat altına alan Attila 440 yıllarında yeniden ortaya çıkarak, Bizans’ın içinde bulunduğu bazı durumlardan yararlandı. Bizans İmparatorluğu bu yıllarda hem Vandalların hem de İranlıların saldırılarıyla meşguldu. İşte bunu fırsat bilerek Castra Constantia’ya saldırıp, birçok esir almıştır. Bu saldırının anlaşma şartlarına uygun olmadığını belirtmek için görevlendirilen elçi, Attila’nın diplomatik taktikleriyle karşılaşmış; Attila, Bizans Piskoposu’nun Hun hudutlarına girdiği ve onlar için çok kutsal olan mezarların soyulduğu bu nedenle Piskopos ile birlikte kaçakların iade edilmesi gerektiğini söylemiştir. Devamını oku »
1184 okunma

1933 okunma
Gök Türkler’ de ölülere yapılan törene Yuğ (veya Yoğ) adı verilirdi. Birisi ölünce cenazesi önce çadırına konur. Bütün yakınları ölünün adına kurban olarak bir koyun ve bir at kesip çadırın dışına bırakırlar. Sonra feryad ederek atları çadırın çevresinde yedi defa koştururlar, çadırın giriş kısmının önünden geçerken bıçakla yüzlerini çizerler. Böylece kan ile gözyaşı birbirine karışır. Sonra ölüyü gömmek için uygun bir gün seçilir. Bir kimse bahar ve yaz mevsiminde ölmüşse, cenazesi ağaçların yaprakları dökülünceye kadar, güz veya kış mevsiminde ölmüşse ağaçlar yaprak çıkarıncaya kadar bekletilirdi. Önce ölünün atı yakılarak külleri, kullandığı eşya ile birlikte ölü ile gömülür. Gömme günü ölünün bütün yakınları kurban için çeşitli şeyler getirir, mezarın çevresinde at koşturarak feryad eder ve yüzlerini yaralarlar. Ölü gömüldükten sonra mezarı üzerine dikilen taşlar (Balbal) yenilen düşmanın öbür dünyada galip gelene hizmet edeceğine işaret ederdi. Orkun yazıtlarında, Bilge Kağan’ın kardeşi Kül Tegin’in ölümü dolayısıyla yaptığı matem merasimine komşu boylardan gelen heyetler arasında yas tutan (Yoğçı) ve ölüye ağlayan (Sığıtçı) kişilerin bulunduğu belirtilmektedir. Yas töreninde bulunan kişilerin, yas alâmeti olarak kulak ve saçlarını kesmeleri bir gelenekti.

Gök Türk kağanları tahta çıkarılırken bir keçi üzerine konur ve yukarı kaldırılırlardı. Bu gelenek daha önce tobalarda görülür. Türkler’de tahta çıkma törenlerinin bir çeşit “göğe çıkma” gibi kutsal bir anlamı vardı. Altay ve Sibirya şamanlığında inanca göre şamanlar göğe çıkarlar ve göğün dokuz katını dolaştıktan sonra yere inerlerdi. Şamanın göğe çıkmasından önce bir tören yapılır ve şaman, dokuz şaman çırağının tuttuğu beyaz bir keçe üzerine konarak dokuz defa döndürülürdü. Yazıtlarda da Gök Türk kağanları, “Gökte olmuş, Gökte tahta oturmuş, kağanlığı ve buyruğu gökten almış” kimseler olarak nitelendirilmiştir. Anlaşıldığına göre bu geleneğin büyük bir dini anlamı bulunmaktadır. Devamını oku »
879 okunma