<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Tarih &#187; Eskiçağ Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.istanbultarih.com/category/eskicag-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.istanbultarih.com</link>
	<description>Şahsi Tarih Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 09:47:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Van&#8217;da 2700 Yıllık Mühür Bulundu &#8211; Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar Hocamızı Tebrik Ediyoruz</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/vanda-2-bin-700-yillik-muhur-bulundu-yrd-doc-dr-erkan-konyar-hocamizi-tebrik-ediyoruz/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/vanda-2-bin-700-yillik-muhur-bulundu-yrd-doc-dr-erkan-konyar-hocamizi-tebrik-ediyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 20:37:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskiçağ Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3071</guid>
		<description><![CDATA[Van Kalesi&#8217;nin kuzeyinde bulunan höyükte İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yapılan kazı çalışması sırasında 2 bin 700 yıllık bir mühür bulundu.
 

Van Kalesi&#8217;nin kuzeyinde bulunan höyükte İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığından yapılan kazı çalışması sırasında 2 bin 700 yıllık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong>Van Kalesi&#8217;nin kuzeyinde bulunan höyükte İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yapılan kazı çalışması sırasında 2 bin 700 yıllık bir mühür bulundu.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/08/vanda-2-bin-700-yillik-muhur-bulundu-20100812AY331668-01.jpg"><img class="size-full wp-image-3073  aligncenter" title="vanda-2-bin-700-yillik-muhur-bulundu-" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/08/vanda-2-bin-700-yillik-muhur-bulundu-20100812AY331668-01.jpg" alt="" width="450" height="298" /></a></strong></p>
<p>Van Kalesi&#8217;nin kuzeyinde bulunan höyükte İstanbul <a title="Üniversite Haberleri" name="122_122" href="http://www.nethabercilik.com/haber/arama/universite-122.html">Üniversite</a>si Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığından yapılan kazı çalışması sırasında 2 bin 700 yıllık bir mühür bulundu.</p>
<p>Urartuların başkentliğini yapan Van&#8217;da, İstanbul ve Marmara <a title="Üniversite Haberleri" name="122_122" href="http://www.nethabercilik.com/haber/arama/universite-122.html">üniversite</a>leri öğretim üyeleri tarafından arkeolojik kazı yapılıyor. Van Kalesi&#8217;nin kuzeyinde bulunan 500 metrekarelik alanda yapılan kazılarda önemli bir bulguya ulaşıldı. Daha çok Urartuların soylularının yaşadığı alanda yapılan kazıda, Urartu soylularının ticarette kullandığı mühür bulundu. Daha çok boyunda taşınan ve mermerden yapılan mührün üzerindeki cin figürü ile ağzından ateş çıkan ejderha figürü dikkat çekiyor.<span id="more-3071"></span></p>
<p>Kazı Başkanı İstanbul <a title="Üniversite Haberleri" name="122_122" href="http://www.nethabercilik.com/haber/arama/universite-122.html">Üniversite</a>si  Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar, kırsal dışında Van Gölü Havzası&#8217;nda ilk defa bir Urartu kentinin kazıldığını söyledi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/08/IMG_4700.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3074" title="Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/08/IMG_4700-909x1024.jpg" alt="" width="545" height="614" /></a></p>
<p>35 kişilik ekiple yapılan kazı çalışmalarında ilk olarak ortaya mezarlık ve 2 bin 700 yıllık bir mühür çıkarıldı. İlk defa Urartu&#8217;nun başkentine yakın bir bölgede kazı çalışmalarının yapıldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Konyar, Urartu soylularının ticaretle uğraştığını kaydetti. Yrd. Doç. Dr. Konyar, &#8220;Kazı başlangıcında bir Urartu soylusuna ait mühür bulduk. Bu mühür boyunda taşınıyor. Bundan anlaşılıyor ki burada yaşayan halkın sosyoekonomik yapısı yüksek. Ayrıca da ticaretle uğraşıyorlar. Şimdiye kadar hep kırsaldaki alanlar kazıldı. Başkentle ilişkili halkın mimarisi, sosyoekonomik yapısının belirlenmesi açısından ve Urartu arkeolojisi açısından çok önemli bir kazıdır. 3 bin yıl öncesinden kalan bir tabakalanma var. Van halkının sosyoekonomik yapısı, beslenme alışkanlıkları, popülasyonu, ticari faaliyetleri, Van Gölü su seviyesinin yükselme ve alçalma durumları belirlenecek. İstanbul <a title="Üniversite Haberleri" name="122_122" href="http://www.nethabercilik.com/haber/arama/universite-122.html">Üniversite</a>si Adli Tıp Enstitüsü Antropoloji, İstanbul <a title="Üniversite Haberleri" name="122_122" href="http://www.nethabercilik.com/haber/arama/universite-122.html">Üniversite</a>si  Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümlerinde görevli bilim adamları ise kıyı şeridi çalışmalar yapıyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Haber : İBRAHİM AKKURT</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">2414 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/vanda-2-bin-700-yillik-muhur-bulundu-yrd-doc-dr-erkan-konyar-hocamizi-tebrik-ediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buhranlar Devri ve İkona Kırıcılık Akımı</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/buhranlar-devri-ve-ikona-kiricilik-akimi/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/buhranlar-devri-ve-ikona-kiricilik-akimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 21:08:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Eskiçağ Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=1949</guid>
		<description><![CDATA[Bir asırdan fazla süren ikon tartışmaları Doğu-Batı kiliseleri arasındaki ayrılığın körüklenmesine, Papa’nın imparatorlardan bağımsız hareket etmesine, imparatorluk içinde ciddi karışıklıklara, bürokrasi kadrosunda sık ve köklü değişimlere, devletle halkın karşı karşıya gelmesine yol açmıştı.



Justinyanus devrindeki şevket döneminden sonra imparatorluk ardı ardına gelen şok dalgaları ile sarsıldı. İranlı Sasaniler ile Balkanlar’a akınlar yapan Avarlar tarafından Konstantinopolis ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong>Bir asırdan fazla süren ikon tartışmaları Doğu-Batı kiliseleri arasındaki ayrılığın körüklenmesine, Papa’nın imparatorlardan bağımsız hareket etmesine, imparatorluk içinde ciddi karışıklıklara, bürokrasi kadrosunda sık ve köklü değişimlere, devletle halkın karşı karşıya gelmesine yol açmıştı.</strong><br />
</span>
</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-large wp-image-1948 aligncenter" title="sistine_chapel_vatican_12" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/08/sistine_chapel_vatican_12-760x1024.jpg" alt="sistine_chapel_vatican_12" width="219" height="295" /></p>
<p>Justinyanus devrindeki şevket döneminden sonra imparatorluk ardı ardına gelen şok dalgaları ile sarsıldı. İranlı Sasaniler ile Balkanlar’a akınlar yapan Avarlar tarafından Konstantinopolis ve çevresi yağmalandı. Sasani atlıları Khalkedon yani bugünkü Kadıköy yakınlarına kadar sokuldular. Bu akınlar neticesinde bir ara başkentin Konstantinopolis’ten Kuzey Afrika’daki Kartaca’ya taşınması gündeme geldiyse de, başkent halkının tepkisi üzerine bundan vazgeçildi. Doğu Roma bu felaket silsilelerini, muazzam devlet teşkilatı ve bir şekilde felaketli ortamlardan önemli simalar çıkarabilme kabiliyeti ile atlattı. Mavrikos ve Heraklios gibi imparatorlar devletin gücünü tazeledi. Heraklios hem Batı’daki Avarları hem de doğudaki Sasanileri sindirmeyi başardı. 30 yıldan fazla süren imparatorluk devrini sarsan asıl tehdit ise bu iki devletten de değil, Arabistan yarımadasında doğan yeni bir dinden gelecektir.</p>
<p>622’de Hz. Muhammed’in (s.a.v) Mekke’de artan baskılar sonucunda Medine şehrine göç etmesi ile siyasi açıdan temelleri atılan İslam inancı, peygamberin vefatından hemen sonra halife Hz. Ebubekir zamanında yarımadanın dışında yayılmaya başlamıştır. 636’da bugünkü Ürdün sınırları içinde Yermük denilen mevkide Müslümanlar, imparatorun kardeşi Teodoros idaresindeki Doğu Roma Ordusu’nu ağır bir yenilgiye uğrattılar. Mücadeleyi Suriye’deki Hıms kentinde kurmuş olduğu karargâhtan takip eden Herakalios’un, savaş sonrasında “Elveda Suriye” dediği rivayet olunur. 638’de ikinci halife Hz. Ömer tarafından Kudüs’ün fethedilmesi ise Konstantinopolis’te tam bir şaşkınlık havası estirecektir. Birkaç yıl içinde Mısır elden çıktığı gibi Heraklios’un son günlerinde İslam orduları Kayseri yakınlarına kadar sokulurlar.<br />
<span id="more-1949"></span><br />
Heraklios’un ölümü ile imparatorluk yeni bir buhran devresine girer. Bu devrede İslam orduları Emevi iktidarı süresince biri 668 diğeri 674 tarihinde olmak üzere iki kez Konstantinopolis’i hedef alan askerî seferler düzenler. Her iki sefer de bilhassa Bizans’ın “Grejuva” adını verdiği ve suyla temas ettiğinde yanıcı bir özellik sergileyen silahı sayesinde başarısız olacaktır. Bu tarihten sonra Emevilerin ilgisi daha çok Kuzey Afrika ve Endülüs’e kayacağından Konstantinopolis, uzun bir süreliğine rahat nefes alma imkânına kavuşacaktır. Ancak başkent bu sefer de başka bir iç çalkantı ile sarsılacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1950 aligncenter" title="ikona-w1wwww" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/08/ikona-w1wwww.jpg" alt="ikona-w1wwww" width="272" height="428" /></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Teolojik savaşlar</strong></p>
<p>Bizans İstanbul’unun yaşadığı en ilginç dönemlerden biri de ikonaklazma ya da tasvir kırıcılık devridir. Bu akım her ne kadar ilk etkisini imparatorluk merkezinde göstermişse de zamanla imparatorluğun farklı bölgelerine yayılacak ve 726-843 yılları arasındaki bir asırdan fazla bir zamana damgasını vuracaktır.</p>
<p>Hıristiyan dünyasındaki sonu gelmez teolojik tartışmalar sonrası gündeme getirilen sorunlardan biri de Hz. İsa, Hz. Meryem ve azizlerin ikon denilen tasvirlerine takınılacak tutum konusuydu. İkon denilen bu tasvirler genellikle rahipler tarafından yapılırdı. Yapım aşamasında balmumu ve yumurta sarısı ile karıştırılmış doğal boyalar kullanılırdı. Genellikle ikon ahşap üzerine yapılıyorsa da duruma göre fildişi, kemik, tahta, teneke ya da bakır gibi farklı nesnelerin üzerine de işlenebilirdi. Bazı ikonların boyutları bir metre ve hatta daha da fazla olurken bazı ikonlar insanların üzerinde taşınabilecek kadar küçüktü. Halk bu tasvirlerin bereketine inanır, kendi azizini bu sayede yanında taşır ve ibadetinde de ikonları aracı olarak kullanırdı. Bu durum Bizans’ta bazı kesimlerin tepkisine yol açmış ve pagan Roma kültürüne dönüş olarak yorumlanmıştır. İkona taraftarlarıysa bu tepkiye “biz putperestlerin yaptığı gibi resimlerin kendisinden değil, temsil ettiklerinin ruhaniyetinden medet umuyoruz. Hem okuma bilen Hıristiyanlar için İncil rehber olurken cahil halkın kitabının ikonlar olmasında ne sakınca var?” şeklinde cevap veriyorlardı. Öte yandan halk arasında yaygın olan bir inanışa göre zaten ilk ikon yapıcısı da aynı zamanda İncil yazarlarından Aziz Luka idi.</p>
<p>İkon hem evde hem de kilisede yapılan ibadetlerde kullanılıyordu. Kiliseye gelen kişi öncelikle ikonun önüne gelir ve haç çıkarır ardından ibadetini gerçekleştirir ve sonrasında da tekrar öperek alnını ikona dayar sonrasında da kiliseyi terk ederdi. İkonlar evlerde özel dolap ya da muhafazalarda saklanıyor ve benzer bir ritüel uygulanarak kullanılıyordu. Halk bu ikonların bereketine inanır ve ibadetinde aracı olarak kullanırdı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1951" title="stJovanIkona" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/08/stJovanIkona.jpg" alt="stJovanIkona" width="341" height="427" /></p>
<p style="text-align: center;">Bizans’ta ikona kırıcılık akımını başlatan imparatorun III. Leon olduğu bilinmektedir. 717’de tahta çıkan bu hükümdar kısa bir süre sonra ikonlar konusunda sert tedbirlere başvuracaktır. Fakat bu akımın ortaya çıkışını sadece III. Leon’un tutumu ile açıklayamayız. İkon kültüne tepki Bizans toplumunda eski zamanlardan beri vardı. Batı kilisesinde böyle bir sıkıntı yaşanmamasına rağmen bu sorunun doğuda baş göstermesinin en temel nedeni Yahudi ve İslam inançlarına olan yakınlığıdır. Bilindiği üzere Hıristiyan inancı, Yahudi inancını kemale erdirmek amacıyla ortaya çıkan bir harekettir. Dolayısıyla ilk büyük kitlesel tek tanrılı din olan Yahudilikle bağı yadsınamaz. Yahudi inancında gerek Tevrat’ta ve gerekse de “On Emir’de belirtildiği üzere en büyük günahlardan biri “Rabb’e şirk koşmak”tır. Bu nedenle 7. yüzyıldan beri Bizans topraklarında etkinleşen tasvir kültüne en büyük tepkiyi verenlerden biri de Bizans imparatorluğu sınırları içinde yaşayan ve Romaniot denilen Helence konuşan bu halktı. Romaniotların fikirleri özellikle aydın Bizans eliti üzerinde büyük etki yapmıştır.</p>
<p>Öte yandan yine aynı yüzyılda ortaya çıkan bir diğer tek tanrılı din olan İslamiyet’in de Yahudi inancında olduğu üzere tasvir yapımına ters bakması ve bunu şirk olarak görmesi bir diğer etkeni oluşturacaktır. Tüm bu yaşananlar özellikle Anadolu’nun orta ve doğu kesimlerinde ikona karşıtı görüşün güçlenmesine neden olacaktır. Zaten hareketi başlatan III. Leon da Anadolu’nun güneyinde bulunan İsaurie bölgesinde doğmuş ve küçüklüğünden itibaren bu fikirlere aşina olarak yetişmişti. Tahta çıkmadan önce de Anatolikan, yani Anadolu eyaletinin komutanlığını yapmaktaydı. Dolayısıyla mevcut ortamdan etkilenmemesi düşünülemez.</p>
<p>İkona kırıcılık cereyanının bir diğer önemli nedeni de bu devirde iyice su yüzüne çıkan kilise-imparator çekişmesidir. Muhtemelen III. Leon inanç ritüelleri üzerinde düzenlemelere giderken kiliseye de çeki düzen vermeyi ve kilisenin imparatora tabi olması prensibinin bir kez daha altını çizmeyi planlıyordu. Ancak bu durum aşağıda da görüleceği üzere ters bir tepkiye sebebiyet verecektir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1953 aligncenter" title="Ikona01[1]" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/08/Ikona011.jpg" alt="Ikona01[1]" width="236" height="320" /></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hareketin başlangıcı</strong></p>
<p>Hareketin başlamasına neden olan olaylar zinciri 726’da İmparator III. Leon’un Büyük Saray’daki kapılardan birinin üzerinde bulunan Hz. İsa ikonunu kaldırtması ile başladı. İmparator bununla da yetinmeyerek Patrik Germanos’u huzuruna çağırtarak ikona kırıcılık hareketini destekler nitelikteki bazı belgeleri imzalamasını istedi. Fakat Germanos, imparatorun bu emrini onaylamadı. III. Leon bunun üzerine adeta kimin patron olduğunu gösterircesine patriği azletti ve ikona kırıcılık akımına destek sözü veren Anastasius adlı yüksek rütbeli bir din adamını patriklik makamına getirdi. İmparator, tüm bu hareketlerinde sırtını kendine tam destek veren yüksek bürokrat sınıfıyla orduya dayamıştı. Zira her iki kurum da gücü gün geçtikçe artan kiliseye bir çeki düzen verilmesi konusunda hemfikirdi. Doğal olarak imparatorluk topraklarında bu harekete en büyük destek Anadolu’dan geldi. Ancak III. Leon ikona kırıcılığın sadece Bizans’ın doğudaki toprakları ile sınırlı kalmasını istemiyor, papanın nüfuz alanında bulunan batıda da hayata geçirilmesini arzuluyordu.</p>
<p>8. yüzyıl, Bizans’ın İtalya üzerindeki nüfuz ve etkisini henüz yitirmediği bir dönemdi. III. Leon Papa’ya imparatorların taşıdığı “başrahiplik” unvanını da taşıyan bir mektup yazarak harekete destek istedi ve İstanbul’da yayınlamış olduğu fermanın bir nüshasını gönderdi. Ancak Papa’dan beklemediği kadar sert bir yanıt aldı. Papalar bu dönemde İtalya’ya yapılan barbar akınları nedeniyle Bizans imparatoruna siyasi açıdan muhtaç olmalarına rağmen papalık makamında bulunan II. Gregor’un cüretkâr cevabı özetle şu şekildeydi: “Dinî dogmalar imparatorları değil, rahipleri ilgilendirir. Nasıl ki bir rahibin, sarayın yetki alanına giren işlerde imparatora bir görev önerme hakkı yoksa, imparatorun da kiliseyi yönetmeye, din adamlarına hükmetmeye, çok aziz olan bir takım sembollere ve ritüellere müdahale etmeye hakkı yoktur. Biz, sizi imparator olmaya ve bu vasıflara sahip bir başrahip gibi davranmaya davet ederiz.”</p>
<p>Papanın bu tavrına oldukça sinirlenen III. Leon onun yetki alanında buluna Arnavutluk ve Selanik bölgelerini Konstantinopolis patrikliğine bağlamakla yetinmiş, daha ileri gitmemiştir. Papa II. Gregor ile III. Leon arasındaki bu çatışma II. Gregor’un ölümüyle sona ermemiş, tam tersine onun halefi III. Gregor zamanında daha da alevlenmiştir. Bu ayrışma 1054 yılında doğu ve batı kiliselerinin kesin ayrılık tarihine kadar daha da belirginleşecektir.</p>
<p>Tasvir kırıcılığa karşı ciddi ayaklanmalar da baş gösterdi. Nitekim Yunanistan’da çıkan ayaklanmalarda pek çok keşiş ve din adamının kanı akıtıldı. İstanbul’da da benzer isyan girişimleri aynı sertlikle bastırıldı. Bu hareket III. Leon’un 741 yılındaki ölümünden sonra hız kesmediği gibi tahta geçen V. Konstantinos zamanında daha da güç kazandı. Tasvir kırıcı harekete meşru bir zemin hazırlamak isteyen V. Konstantinos 754’te Fenerbahçe yakınlarındaki Hieria Sarayı’nda bir konsil topladı. Konsile doğu kilisesini temsilen 338 psikopos katılmış olmasına rağmen Papa bu konsile katılmayı ve temsilci göndermeyi reddetti. Bu nedenle söz konusu konsil ekümenik, yani evrensel konsiller arasında kabul edilmez. Konsil beklenildiği üzere ikona kültünü mahkûm ederek ikona taraftarlarının aforoz edilmesine karar verdi.</p>
<p>Bu konsil sonrasında kilise ve diğer yapılardaki kutsal resimler sökülmeye veya üzerileri sıva ile kapatılmaya başlandı. Bunların yerine tabiat, hayvanlar, yarış ve büyük savaşlar gibi dünyevi konuları içeren resimler konuldu. Dinsel kurumlara mali sınırlamalar getirildi, arazi ve gelirlerinin bir kısmına el konuldu. İkona kırıcılık akımı en ateşli destekçisini V. Konstantinus’un nezdinde bulmuştur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1954 aligncenter" title="Otche_Nash_ikona" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/08/Otche_Nash_ikona.jpg" alt="Otche_Nash_ikona" width="294" height="512" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>İkon kırıcılıktan ikon taraftarlığına</strong></p>
<p>Konstantinus’un 775 yılında ölümüyle tahta geçen IV. Leon ikona karşıtı olmakla beraber ikona taraftarlarına nispeten daha yumuşak davrandı. Bunda belki de en önemli etken sevgili eşi İrene’nin ikona taraftarı olmasıydı. IV. Leon’un beş yıllık hükümdarlıktan sonra ölmesi üzerine taht küçük yaştaki oğlu VI. Konstantinus’a kaldı. Devletin ipleri de annesi İrene’nin elindeydi ve ölene kadar da öyle kaldı.</p>
<p>İrene zamanında ikona taraftarları rahat bir nefes aldı. Yavaş yavaş devletin ikona karşıtı olan üst düzey bürokratları tasfiye edildi ve aynı nedenle imparatorun hassa ordusunun idare kadrosunda da değişiklikler yapıldı. İrene, bundan sonra Papa’yla da temasa geçerek bozulan ilişkileri düzeltme yoluna gitti. Sonrasında 787’de İznik’te bir konsil toplayarak ikona kırıcılığı yasaklattı. Bu konsile papa da temsilci gönderdiği için toplantı, Hıristiyan dünyasının 7. Ekümenik Konsili olarak tarihe geçti. İrene, Konstantinopolis’teki ikona taraftarlarını karşı tarafın üzerine kışkırtmayı da ihmal etmedi. Yıllardır ezilen taraf olan ikonacıların karşı taraftan intikamı müthiş oldu. Meydana gelen olaylarda ikona kırıcı imparatorlardan III. Leon ve V. Konstantinus’un mezarları açılarak yağmalandı. Ama her ne hikmetse isyancılar İrene’nin sevgili kocası IV. Leon’un mezarına ilişmemişlerdi ki hatırlanacağı üzere o da bir tasvir kırıcıydı.</p>
<p>İrene’nin tahttan indirildiği 802 yılından sonra tahta geçen I. Nikeforos ve I. Mihael dönemlerinde ikona taraftarları rahat nefes almaya devam ettiler. Fakat bir Hazar prensesinden doğduğu için Hazar Leon olarak anılan V. Leon küllenen ateşi yeniden canlandırdı. Bununla birlikte ikona kırıcılık akımı ilk dönemlerdeki hızını ve sertliğini kaybetmişti. V. Leon sadece ikonları yasaklamakla yetindi. Sonraki iki hükümdar yani II. Mihael ve II. Teofilos dönemlerinde de bu yasak devam etti. Ancak II. Teofilos’un ölümüyle tahta geçen III. Mihael henüz çocuk yaşta olduğundan ona naiplik yapan annesi Teodora döneminde bu hareket bir daha canlanmamak üzere tarihe gömüldü. Ateşli bir ikon taraftarı olan Teodora 11 Mart 843’te Ayasofya’da düzenlenen bir törenle ikonlara meşruluğunu iade etti.</p>
<p>Bir asırdan fazla süren bu akım Doğu-Batı kiliseleri arasındaki ayrılığın körüklenmesine, Papa’nın imparatorlardan bağımsız hareket etmesine, imparatorluk içinde ciddi karışıklıklara, bürokrasi kadrosunda sık ve köklü değişimlere, devletle halkın karşı karşıya gelmesine yol açtıktan sonra ortadan kalktı. Bu nedenle tüm bu yaşananlar Bizans tarihinde ayrı bir dönem olarak değerlendirilir.</p>
<div id="sidebar"><strong>Önder Kaya</strong></div>
<div><strong>MOSTAR Dergisi 52. Sayı</strong></div>

<p class="sayac_bilgi">3843 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/buhranlar-devri-ve-ikona-kiricilik-akimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İlyada Destanı&#8221; hayal ürünü değilmiş</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/ilyada-destani-hayal-urunu-degilmis/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/ilyada-destani-hayal-urunu-degilmis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 00:30:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskiçağ Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=1771</guid>
		<description><![CDATA[Troya Kazı Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Rüstem Aslan, &#8220;Homeros&#8217;un İlyada destanı ile Troya ören yerindeki arkeolojik kazıların paralellik gösterdiği belirlendi. İlyada destanı hayal ürünü değildir. Ören yeriyle örtüşen tarafları vardır&#8221; dedi.
Aslan, bu yılki kazıların 15 Temmuzda başlayıp, eylül ayının ilk haftasına kadar süreceğini ve 50&#8242;ye yakın uzmanın Ören&#8217;deki kazılarda görev alacağını söyledi.
Bu yıl yapılacak kazıların 2 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="contextual">Troya Kazı Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Rüstem Aslan, &#8220;Homeros&#8217;un İlyada destanı ile Troya ören yerindeki arkeolojik kazıların paralellik gösterdiği belirlendi. İlyada destanı hayal ürünü değildir. Ören yeriyle örtüşen tarafları vardır&#8221; dedi.</p>
<p>Aslan, bu yılki kazıların 15 Temmuzda başlayıp, eylül ayının ilk haftasına kadar süreceğini ve 50&#8242;ye yakın uzmanın Ören&#8217;deki kazılarda görev alacağını söyledi.</p>
<p>Bu yıl yapılacak kazıların 2 ya da 3 bölgede süreceğini bildiren Aslan, &#8220;Çalışmalar, geçen sene ortaya çıkarılan ve ünlü ozan Homeros&#8217;un İlyada Destanı adlı eserinde bahsettiği, savaş arabalarının kente yaklaşmasını engelleyen savunma hendeğinin hangi yöne doğru devam ettiğini belirlemek için olacak&#8221;dedi. Aslan, önceki yıllarda bazı nedenlerle tespit edemedikleri hendek yönünü, bu yılki kazıyla kesinlikle tespit etmiş olacaklarını belirtirek şunları söyledi: &#8220;Kazıların sonunda, &#8216;Korfmann&#8217;ın ölümünden önce başlayan aşağı kent var mıydı, yok muydu? Ne kadar büyüktü?&#8217; gibi sorulara kesinlikle cevap verip, bu tartışmaları sonlandıracağız. Troya&#8217;da 1988 yılında başlayan kazı çalışmaları <span id="adsclickad"><span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3909R('click', 'zamanla', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3909R('over', 'zamanla', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3909R('out', 'zamanla', event, this);return true;"><span style="color: #cc0000;">zamanla</span></span></span> farklı aşamalardan geçti. Arkeolojik pek çok yeni bulgu ortaya çıktı. Troya&#8217;nın son Tunç Çağı&#8217;nda bir Anadolu kenti ve Ören&#8217;in aşağı kenti olduğu ispatlandı. Troya&#8217;nın büyük bir kent olduğu belirlendi.&#8221; Kazı sonuçlarıyla birlikte Homeros araştırmalarının da hareketlendiğini anlatan Aslan, Homeros&#8217;un İlyada Destanı&#8217;nda anlatılanlarla arkeolojik kazıların paralellik gösterdiğinin belirlendiğini vurguladı.<span id="more-1771"></span><br />
Bu çerçevede, İlyada Destanı&#8217;nın hayal ürünü olmadığına işaret eden Aslan, &#8220;Destanın gerçek bir özü var. Bunun daha ayrıntılı hale getirilmesi kazı çalışmalarıyla gerçekleştirilecek. Belki önümüzdeki yıllarda Troya&#8217;nın etrafından yapılacak çalışmalar bu sonuçları pekiştirecek, başka bir yön verebilecek. Bunu henüz kestiremiyoruz ama Homeros&#8217;un Troya&#8217;sı tartışma götürmeyecek kadar net bir bilgiye erişecek&#8221; açıklamasında bulundu.</p>
<p>AA<br />
</span></p>

<p class="sayac_bilgi">643 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/ilyada-destani-hayal-urunu-degilmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihi yeniden yazdıracak aletler bulundu</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/tarihi-yeniden-yazdiracak-aletler-bulundu/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/tarihi-yeniden-yazdiracak-aletler-bulundu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 20:19:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eskiçağ Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=1676</guid>
		<description><![CDATA[
Bursa&#8217;nın Keles ilçesine bağlı Kıranışıklar köyü yakınlarında &#8221;sadece Bursa&#8217;nın değil tüm Batı Anadolu&#8217;nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahip olan&#8221; Alt Paleolitik Çağa ait taş aletler bulunduğu bildirildi.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, Rektör Prof. Dr. Mete Cengiz&#8217;in de katıldığı basın toplantısında, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img class="aligncenter size-full wp-image-1677" title="78054" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/06/78054.jpg" alt="78054" width="296" height="220" /></p>
<p align="center">Bursa&#8217;nın Keles ilçesine bağlı Kıranışıklar köyü yakınlarında &#8221;sadece Bursa&#8217;nın değil tüm Batı Anadolu&#8217;nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahip olan&#8221; Alt Paleolitik Çağa ait taş aletler bulunduğu bildirildi.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi (UÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, Rektör Prof. Dr. Mete Cengiz&#8217;in de katıldığı basın toplantısında, Kültür ve <strong>Turizm</strong> Bakanlığının izniyle 2006&#8242;da başlattıkları &#8221;Bursa ve Çevresi Kültür Envarteri Projesi&#8221;nin devam ettiğini belirtti.</p>
<p><strong>Proje</strong> kapsamında bu yıl yaptıkları araştırmalarda, &#8221;Uludağ yöresinde Prehistorik Çağa ait yerleşim yerleri olmadığı&#8221; ve &#8221;Alt Paleolitik Çağ adı verilen, insanoğlunun dip tarihine ait kültürlerin Orta Anadolu&#8217;nun batısında ve Akdeniz Bölgesi&#8217;nin kuzeyinde bulunmadığı&#8221; şeklindeki iki önemli hipotezin sona ermesine neden olan bulgulara ulaştıklarını bildiren Şahin, şöyle devam etti:<span id="more-1676"></span></p>
<p>&#8221;Bu sezon elde ettiğimiz bulgular her iki hipotezin de yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Basın toplantısının amacı, insanoğlunun dip tarihi açısından çok önemli olan <strong>yeni</strong> keşfimizden kamuoyunu haberdar etmektir. </p>
<p>Keles&#8217;in Kıranışıklar köyünün yaklaşık 1 kilometre batısında bulunan Belentepe mevkisinde bulunan Alt Paleolitik Cağ&#8217;a ait taş aletler, sadece Bursa&#8217;nın değil tüm Batı Anadolu&#8217;nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahiptir. Belentepe&#8217;de keşfedilen bu kanıtlar, yaklaşık 1 milyon yıl ile 400 bin yılları arasında görülen &#8216;Acheul&#8217; kültürünün Bursa&#8217;da da yaşamış olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu özelliğiyle bugüne kadar Bursa&#8217;nın tarihiyle ilgili öne sürülen hipotezlerin tamamını çürütmüş ve Bursa&#8217;nın tarihi geçmişi konusunda yeni bir sayfa açmıştır. Bununla birlikte 2007&#8242;de keşfedilen Şahinkaya Mağarası&#8217;ndaki buluntuların da tesadüfi olmadığı artık çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.&#8221;</p>
<p align="center"><strong>&#8216;EN ESKİ TARİHLERDEN BERİ BURSA&#8217;DA YAŞANIYOR&#8217;</strong></p>
<p>Belentepe buluntularının, Bursa ve çevresinin en eski tarihlerden başlayarak tercih edildiğini ortaya çıkardığını dile getiren Prof. Dr. Mustafa Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;<strong>Bugün</strong> bildiğimiz kadarıyla, taş alet yapan ilk insanlar yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Afrika&#8217;da ortaya çıkmış ve oradan yaklaşık 1,8 milyon yıl önce &#8216;eski dünya&#8217;ya yayılmışlardır. Paleolitik Çağ olarak adlandırılan bu dönem, insanlık tarihinin neredeyse yüzde 99&#8242;unu kaplar. Anadolu&#8217;nun, Afrika&#8217;dan yayılan bu ilk insanlar için doğal bir geçiş rotası olması gerekirken, yakın zamanlara kadar üretilen hipotezlerin tamamında bu durum göz ardı edilmiştir. Bu konuda, Bursa ve çevresindeki Paleolitik Çağ&#8217;a ait araştırmaların yok denecek kadar az olması da önemli rol oynamıştır.&#8221;</p>
<p>Şahin, bu dönemde genel olarak insanların &#8221;avcı&#8221;, &#8221;toplayıcı&#8221; bir yaşam tarzına sahip olduklarının bilindiğini, bu insanların yaşamlarıyla ilgili en önemli kalıntıların, zamana karşı dayanıklı olan taş aletler olduğunu ifade etti. </p>
<p>Belentepe&#8217;de keşfettikleri buluntuların, Alt Paleolitik Çağ&#8217;ın en önemli kültürlerinden olan&#8221;Acheul&#8221; kültürüne ait olduğunu bildiren Mustafa Şahin, şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8221;Acheul kültürünün en belirgin aletleri de el baltası olarak bilinen, iki yüzeyden işlenmiş taş aletlerdir. Bugüne kadar bu kültürün, yakın coğrafya olarak sadece Yakın Doğu ve Batı <strong>Avrupa</strong>&#8216;da bulunduğu, buna karşın kuzeybatı Anadolu da dahil olmak üzere Doğu Avrupa&#8217;da bulunmadığı sanılmaktaydı. Yaptığımız keşifle bu hipotezin yanlış olduğu, Yakın Doğu&#8217;yu Batı Avrupa&#8217;ya bağlayan yollardan biri olarak Anadolu&#8217;nun, özellikle Marmara Bölgesi&#8217;nin de düşünülmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmış olmaktadır. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu&#8217;dan gayet iyi bilinen &#8216;Acheul&#8217; kültürünün yayılım alanının güney Marmara&#8217;yı da içermesi, bilimsel anlamda, önceki teorilerin artık yeniden gözden geçirilmesi gerektiği sonucunu ortaya çıkartmıştır. Tespit ettiğimiz malzemenin, Yakın Doğu kültürleriyle yakın ilişki içinde olması da ayrıca dikkate değerdir. Araştırmamız, kuzeybatı Anadolu&#8217;da hiç bilinmeyen bir Alt Paleolitik kültürün keşfedilmesini sağlamıştır. Bu keşfin arkeoloji bilimine en önemli yansıması, bugüne kadar üretilen teorilerin tümünü tartışılır hale getirmiş olmasıdır. Ayrıca, böylece Bursa&#8217;nın tarihinin bugüne kadar bilinenin aksine yüz binlerce yıl önceye gittiğini kanıtlamış olmaktadır.&#8221;</p>
<p>Şahin, buluntular arasında iki yüzeyden işlenmiş el baltalarına ait parçalar, taş alet yapımının çeşitli aşamalarına işaret eden yongalar ve bir adet kıyıcı satır olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bu aletlerin Belentepe&#8217;de doğal olarak bulunan çakmak taşlarından yapıldığını ifade eden Şahin, bu nedenle Belentepe&#8217;nin ilk insanlar tarafından alet yapılan &#8221;işlik yerler&#8221;den biri olarak kullanıldığını düşündüklerini sözlerine ekledi.</p>

<p class="sayac_bilgi">1197 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/tarihi-yeniden-yazdiracak-aletler-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babilin Asma Bahçeleri</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/babilin-asma-bahceleri/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/babilin-asma-bahceleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 22:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Eskiçağ Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=644</guid>
		<description><![CDATA[
M.Ö. 450&#8243;li yıllarda tarihçi Herodot &#8220;Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar.&#8221; demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: &quot;Comic Sans MS&quot;; color: black; font-size: 10pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">M.Ö. 450&#8243;li yıllarda tarihçi Herodot &#8220;Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar.&#8221; demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk&#8221;a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.</span></p>
<p style="text-align: center;">Babil, M.Ö. 605&#8243;den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: center;">Bahçeler Nebuchadnezzar&#8221;ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis&#8221;i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya&#8221;nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.<span id="more-644"></span></p>
<p style="text-align: center;">Yunanlı coğrafyacı Strabo&#8221;nun M.Ö. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignleft size-medium wp-image-645" title="babilin-asma-bahceleri" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/02/babilin-asma-bahceleri-300x271.jpg" alt="babilin-asma-bahceleri" width="300" height="271" /></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: &quot;Comic Sans MS&quot;; color: black; font-size: 10pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu. Yunanlı tarihçi Diodorus&#8221;a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi.</span></p>
<p style="text-align: center;">İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev&#8221;in Babil&#8221;i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.</p>

<p class="sayac_bilgi">2713 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/babilin-asma-bahceleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

