Yaklaşık 5 bin yıllık tarihe sahip olan İstanbul, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Haliç’in donduğu,insanların yiyecek ve yakacak sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığı ”kara kışlar” yaşadı.
Tarihçi Necdet Sakaoğlu,İstanbul’un Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde büyük kışlar yaşadığını belirtti.
Bizans döneminde yaşanan kışlarla ilgili çok az bilgilerin olduğunu aktaran Sakaoğlu, ”Büyük kış oldu, kıtlık oldu, hastalık oldu deniliyor. Eski tarih yazarları, olayın kendisini tasvir etmekten çok, olayın neden olduğu felaketleri anlatmışlar. Bizans dönemi, 5. yüzyılda üst üste 30 yıl aralıklarla büyük kışların yaşandığı dönemdir. O dönemde de Haliç’in donduğu belirtiliyor” dedi.
-Osmanlı dönemi-
Osmanlı tarihinde de çok sert kışların olduğunu, insanların donma, yangın gibi olaylardan dolayı hayatını kaybettiğini aktaran Sakaoğlu, şunları söyledi: Devamını oku »
1552 okunma
Türkiye’ye en uzaktaki şehitlikler Japonya, Güney Kore ve Mymanmar’daki şehitlikler olurken, en fazla şehitlik ise sırasıyla Azerbaycan, KKTC ve Ukrayna’da yer alıyor.

Yurtdışında 34 ülkede 78 Türk şehitliği bulunuyor. Türkiye’ye en uzaktaki şehitlikler Japonya, Güney Kore ve Mymanmar’daki şehitlikler olurken, en fazla şehitlik ise sırasıyla Azerbaycan, KKTC ve Ukrayna’da yer alıyor.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Malta’dan Hindistan’a kadar çok geniş ve farklı coğrafyada Türk şehitliği bulunuyor.
Türk şehitliğinin bulunduğu ülkeler; Devamını oku »
13581 okunma
ARAŞTIRMA: İBRAHİM AKKURT

Fotoğraf: (http://ogretmen.info/bgunler/mehmetakifersoy4.jpg)
MEHMED AKİF ERSOY
Künyesi ve Ailesi
Mehmed Akif, Aralık 1873 tarihinde Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde dünyaya gelmiştir. Mehmed Akif’in babası Fatih Medresesi müderrislerinden İpekli Mehmed Tahir Efendi, Annesi ise Emine Şerif Hanım’dır. Akif’in babası Tahir Efendi aslen Arnavut, annesi Emine Şerife Hanım ise Buharalı bir aileye mensup idi.[1] Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç, Akif’in ailesi ve kökeni ile ilgili şu yorumu yapar:
“Baba soyu Rumelili, ana soyu Buharalı, doğuş yeri Fatih: Yani tam bir Doğu İslâmlığının, Batı İslâmlığının ve Merkez İslamlığının bir sentezi bir çocuk”
Anne çizgisi, duyarlığı, sağduyuyu, kendini bir ülküye adayışı, şairliği getirecek; baba çizgisi, ataklığı, savaşkanlığı, yılmaz ve her vuruşmada daha da çelikleşen bir savaş adamını, gözüpekliği, korkmazlığı, ürkmezliği, umutsuzluğa sürekli olarak düşülmemeyi getirecektir. Doğuş yeri ise, verimli bir topraktır ki, tabiatta nice saçılıp da kaybolan iyi tohumların bir gramını bile ihmal etmez, değerlendirir, yemişlendirir.”[2] Devamını oku »
12234 okunma

Tarih: Şubat 1919. İşgal İstanbul’u.
İşgalciler milletvekillerini, valileri, generalleri dahi hükümete zorla tutuklatmaktadırlar. İstanbul’da “İttihatçı avı” başlamıştır. Özellikle “Ermeni soykırımı”yla suçlananların cezalandırılması için ihbarlar birbirini kovalamaktadır.
Sultan Vahdettin, istifasını kabul ettiği Tevfik Paşa’ya sadaret mührünü yeniden uzatır. Besbelli Tevfik Paşa’nın önüne yine Ermeni iddiaları çıkartılacak ve suçluları cezalandırması istenecektir. Şimdi öyle bir adım atmalıdır ki, hem devlet üzerindeki şaibe ortadan kalksın hem de tepelerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandırılan bu püsküllü beladan kurtulsunlar.
İngilizler nasıl çark etti?
Devamını oku »
18387 okunma
Kimi zaman bir kare fotoğraf, kimi zaman bir söz, kimi zaman bir metin bizi koparır bugünden, tarihin derinliklerine götürür. Bizi o günlerde gezindirir. Yaşananlara tanıklık ettirir…
Osmanlı ordusu Kudüs´ten çekilirken Mescid-i Aksa´yı koruması için nöbetçi bırakılan onbaşı Hasan´ın öyküsü…
Tam 57 yıl nöbetine sadık kalan Osmanlı askerini, merhum tarihçi İlham Bardakçı 1972 yılının 12 Mayıs günü Mescid-i Aksa´nın merdivenlerinde gördü. İlhan Bardakçı, yıllar sonra bu inanılmaz karşılaşmayı kaleme aldı.
İşte İlhan Bardakçı´nın kaleminden Kudüs Bekçisi Onbaşı Hasan..
O’na Mescid-i Aksa’da rastladım…
İlhan BARDAKÇI
Mevki: Kudüs Mekan: Mescid’ül Aksa Tarih: 21 Mayıs 1972 Cuma
Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.
Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgar gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid-i Aksa’nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble’mize yani… Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan… O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.
Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy… İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi… Palto?.. Hayır, kaput, pardösü veya kaftan?.. Değil. Öyle bir şey işte. Devamını oku »
4707 okunma