<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Tarih &#187; Anasayfa</title>
	<atom:link href="http://www.istanbultarih.com/category/anasayfa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.istanbultarih.com</link>
	<description>Şahsi Tarih Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 09:47:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Kurtuluş Mücadelesinin Efsaneleşen Komutanı : Kazım Karabekir Paşa&#8217;yı Vefâtının 64. yıldönümünde rahmetle anıyoruz</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/sanli-komutan-kazim-karabekir-pasa/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/sanli-komutan-kazim-karabekir-pasa/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 23:41:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=831</guid>
		<description><![CDATA[
Kazım Karabekir ( 1882)- (26.01.1948)

Kazım KARABEKİR, 1882 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Mehmet Emin Paşa&#8217;nın oğludur. İlköğrenimini İstanbul, Van, Harput ve Mekke&#8217;de tamamladıktan sonra, 1896&#8242;da İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi&#8217;ni, 1899&#8242;da Kuleli Askeri İdadisi&#8217;ni, 1902&#8242;de Harbiye Mektebi&#8217;ni ve 1905&#8242;te de Erkân-ı Harbiye Mektebi&#8217;ni bitirerek yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı. İki yıllık kıta stajını Manastır&#8217;da yaptı. İttihat ve Terakki&#8217;nin Manastır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><p><a href="http://www.istanbultarih.com/sanli-komutan-kazim-karabekir-pasa/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kazım Karabekir ( 1882)- (26.01.1948)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-832" title="karabekir" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/03/karabekir-240x300.jpg" alt="karabekir" width="240" height="300" /></p>
<p>Kazım KARABEKİR, 1882 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Mehmet Emin Paşa&#8217;nın oğludur. İlköğrenimini İstanbul, Van, Harput ve Mekke&#8217;de tamamladıktan sonra, 1896&#8242;da İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi&#8217;ni, 1899&#8242;da Kuleli Askeri İdadisi&#8217;ni, 1902&#8242;de Harbiye Mektebi&#8217;ni ve 1905&#8242;te de Erkân-ı Harbiye Mektebi&#8217;ni bitirerek yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı. İki yıllık kıta stajını Manastır&#8217;da yaptı. İttihat ve Terakki&#8217;nin Manastır örgütünün kurulmasına katıldı. 1907&#8242;de kolağası (önyüzbaşı) rütbesi alarak İstanbul Harbiye Mektebi, tabiye öğretmen vekilliğine atandı. İttihat ve Terakki İstanbul örgütünün kurulmasında görev aldı. 2.Meşrutiyet&#8217; ten sonra Edirne&#8217;de 2.Ordu 3.Fırka (tümen) erkân-ı harfliğine (kurmaylığına) atandı.</p>
<p>31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu&#8217;nda görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasının bastırılması harekâtında çalıştı. 14 Nisan 1912&#8242;de binbaşılığa yükseldi. Balkan Savaşı&#8217;nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı. 1914&#8242;te kaymakam (yarbay) rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi. Bir süre sonra İstanbul Kartal&#8217;da 14. Fırka komutanlığına atandı ve Çanakkale&#8217;ye gönderildi. Kerevizdere&#8217; de Fransızlar&#8217; a karşı üç ay savaştıktan sonra miralaylığa (albay) yükseldi. Buradan, İstanbul&#8217;da I. Ordu erkân-ı harbiye başkanlığına, sonra Galiçya&#8217; ya gidecek ordunun ve ardından Mareşal Von der Goltz&#8217; un erkân-ı harbiye başkanlığına atanarak Irak&#8217;a gitti.</p>
<p>1916&#8242;da Kutü&#8217;l-Amare&#8217;yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak&#8217;ta İngilizler&#8217; le çarpıştı. 1917&#8242;de Diyarbakır&#8217;daki 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elaziz (Elazığ) cephelerindeki 2. Ordu komutanlığına vekâlet etti. 1918&#8242;de Erzincan ve Erzurum&#8217;u Ermeniler&#8217; den ve Ruslar&#8217; dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini ve Karaköse’ yi kurtardı. Aynı yıl Mirliva (Tümgeneral) oldu. Mondros Mütarekesi sırasında sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa&#8217;nın erkân-ı harbiye-i umumiye reisliği (genelkurmay başkanlığı) önerisini kabul etmeyerek Anadolu&#8217;da görev almak istedi. Önce Tekirdağ&#8217;daki 14. Kolordu Komutanlığı&#8217;na, ardından da Erzurum&#8217;daki 15. Kolordu Komutanlığı&#8217;na atanmasını sağlayarak Nisan 1919&#8242;da göreve başladı.<span id="more-831"></span></p>
<p>Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi&#8217;nin toplanmasında önemli rol oynadı. Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Edirne milletvekilliği ve Doğu cephesi komutanlığı yaptı. Ermeniler&#8217; in eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920&#8242;de Ermeni ordusunu kesin olarak yendi. Ermeni hükümetiyle Ankara hükümeti adına Gümrü Antlaşması&#8217;nı imzaladı. Kars&#8217;ın alınmasıyla ferikliğe (korgeneral) yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Halk Partisi’nden Ayrıldı Kurtuluş Savaşı&#8217;nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı, 1923&#8242;te İstanbul milletvekili oldu. 1924&#8242;te, TBMM&#8217;deki Dörtler Grubu&#8217;nu destekledi. Ardından askerlikten ayrılarak Halk Fırkası&#8217;ndan istifa etti. 17 Kasım 1924&#8242;te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#8217;nın başkanlığına seçildi. Parti 3 Haziran 1925&#8242;te Şeyh Sait ayaklanması nedeniyle kapatıldı. Karabekir Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya karşı yapılan İzmir suikasti ile ilgili görülerek bazı partililerle birlikte yargılandıysa da beraat etti. Siyasi hayatına on iki yıllık aradan sonra, 6 Ocak 1939&#8242;da İstanbul milletvekili olarak devam etti. 1946&#8242;da TBMM başkanlığına seçildi ve bu görevde iken 26 Ocak 1948&#8242;de Ankara&#8217;da öldü.<br />
Bu eserler şunlardır.</p>
<p style="text-align: center;">1- Hayatım (Karabekir Paşa bu eserinde gençlik yıllarını anlatmaktadır.)</p>
<p style="text-align: center;">2- İttihat ve Terakki Cemiyeti 1896-1909 (Bu eserde Paşa İttihat ve Terakkinin kuruluş dönemini ve ilk çalışmalarını anlatmaktadır.)</p>
<p style="text-align: center;">3- Birinci Cihan Harbine Neden Girdik ? (Birinci Cilt) (Bu eserde Paşa&#8217;nın istihbarat subayı olduğu dönemleri kapsadığından Osmanlının 1.Dünya Savaşı&#8217;na neden girdiğini çarpıcı belgelerde ortaya koymaktadır.)</p>
<p style="text-align: center;">4- Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik? (İkinci Cilt) (Cihan harbine Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun nasıl girdiğini anlatmaktadır.)</p>
<p style="text-align: center;">5- Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik? (Üçüncü Cilt) &#8211; Erzincan ve Erzurum&#8217;un Kurtuluşu (Karabekir Paşa bu eserinde ise Erzurum ve Erzincan&#8217;ın nasıl kurtarıldığını anlatmaktadır)</p>
<p style="text-align: center;">6- Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik? (Dördüncü Cilt) &#8211; Sarıkamış, Kars ve Ötesi &#8211; (Bu eserde ise Sarıkamış, Kars bölgelerinin nasıl kurtarıldığını anlatmaktadır)</p>
<p style="text-align: center;">7-Ermeni Dosyası (Paşa savaşacağı Ermenilerin tarihçesini araştırmış ve kaleme almıştır.)</p>
<p style="text-align: center;">8- Ermeni Mezalimi (Paşa Ermenilerin görev yaptığı doğu illerindeki katliamlarını belgelerle ve resimlerle ortaya koyarak, günümüzde koparılan kızılca kıyamete hayalle değil belgelerle cevap vermiştir.)</p>
<p style="text-align: center;">9-Paşaların Hesaplaşması ? İstiklal harbine neden girdik,niçin girdik ve nasıl idare ettik ? (Paşa, İstiklal Harbi öncesi İstiklal Harbi&#8217;ne kimlerin ve nasıl karar verdiğini, kimlerin karşı çıktığını ve inanmadığını bu eseriyle anlatmakta ve resmi tarihimizi kökten değiştirecek belgeleri koyup doğrularıyla bir dönemi aydınlatmaktadır.)</p>
<p style="text-align: center;">10- İstiklal Harbimiz (5 CİLT TAKIM) (Karabekir Paşa&#8217;nın en çok konuşulan ve tartışılan eseri. 1960 yılında ailesinin Türkiye Yayınevi tarafından yayınlattığı ve hemen yasaklanıp toplatılan eseri. Eseri baskıya hazırlayan Paşa&#8217;nın rahmetli damadı Prof.Faruk ÖZERENGİN beyefendinin deyimiyle &#8220;trenle Ankara&#8217;ya ailece toplanıp giderken kanun kaçakları gibi korka korka ürkek gözlerle baka baka gittiğimiz&#8221; diye anlattığı olay 5 yıl sürmüş ve sonunda beraat edip yayınına devam edilmiştir.</p>
<p style="text-align: center;">11- İstiklal Harbimizin Esasları (Karabekir paşanın 1933 yılında bastırmak istediği ancak matbaanın basılarak kireç ocaklarında imha edilen eseridir. İstiklal Harbi&#8217;mizi esas hatlarıyla ortaya koyan ve 1933 yılında bir Ankaralı adıyla bir gazetede yalan ve yakın tarihimizdeki olayları farklı, Karabekir Paşa&#8217;nın ismini aşağılayıcı yayınlar başladığında Paşa belgeler göndermeye başlar, ilk iki belge yayınlanır ama gerisi yayınlanmaz. Paşa bunun üzerine bu eseri hazırlar ve matbaada 3000 adet forma halindeki eser matbaa basılarak imha edilir. Bu eserin eksiksiz ve tam metin baskısı.)<br />
12- İstiklal Harbimizde İttihat Terakki ve Enver Paşa (2 cilt takım) (Paşa bu eserinde de İstiklal Harbi döneminde İttihat Terakki Erkanının ve özellikle Enver Paşa&#8217;nın çalışmalarını belge ağırlıklı olarak anlatmaktadır. Kurtuluş Savaşımızın başlıca kahramanlarından biri olan rahmetli General Kazım Karabekir&#8217; in (1882-1948) bu eseri, 1. Dünya Savaşında Osmanlı ordularının başkomutanı olarak yenilgiye düşüp Avrupa&#8217;ya kaçmış olan Enver Paşa ile Cemal ve Talat Paşalar gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti (Fırkası) kurucuları ve erkanının özellikle Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında yaptıklarını -belgelere dayanarak- anlatır. Önemli belgeler arasında Halk Şuralar Fırkası programı ile İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı nizamnamesi de vardır. 1920-23 yıllarını kapsayan bu değerli anılar, Enver Paşa&#8217;nın Kafkaslar&#8217; dan Orta Asya&#8217;daki feci öldürülüşüne kadar geçen bütün yaşamını anlattığı gibi, Onun ve yandaşlarının Kurtuluş Savaşındaki olumsuz etkinliklerini de belirtmektedir. Enver Paşa, Harb-i Umumi&#8217;den mağlup çıkılması üzerine Berlin&#8217;e kaçmak zorunda kalmıştı. Buradan Rusya&#8217;ya geçen Paşa Moskova&#8217;da İngiliz emperyalizmine karşı birlikte mücadele etmek için Sovyet devlet adamları ile görüşerek onlardan Anadolu hareketine silah yardımı yapmalarını istedi. Ve Rusya&#8217;nın desteğiyle kurulan İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı adlı cemiyetin başına geçerek Anadolu&#8217;da şubeler açmak istedi ve 1920 Eylül&#8217;ünde gerçekleşen Doğu Halkları Kongresi&#8217;ne katıldı. Bir ara Berlin&#8217;e döndüyse de fazla kalmayarak yine Moskova&#8217;ya geldi. Ve Ankara hükümetinin temsilcisi ile görüşmeler yaptı. Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya bir mektup yazarak hakkındaki söylentileri ve Anadolu hareketinin başına geçeceği iddialarını yalanladı; fakat Yunan saldırısının başlaması ile Anadolu&#8217;ya geçme fikriyle Batum&#8217;a geldi. Bütün bu gelişmeler olurken beride Anadolu&#8217;da gözle görülecek bazı faaliyetler belirdi: Trabzon&#8217;da Enver Paşa&#8217;ya taraftarlığı ile bilinen Yahya Kahya, mahkum ve kaçaklardan oluşan bir tabur meydana getirerek başına buyruk bazı işler yapmaya ve Enver&#8217;in yakında döneceğini açıkça telaffuz etmeye başladı. Diğer taraftan, gelişmeler Büyük Millet Meclisi&#8217;nde bulunan kırk civarındaki İttihatçı mebuslarda da yankısını buldu. Bu gelişmelerden rahatsızlık duyan Mustafa Kemal Paşa, Rus hükümetiyle anlaşarak, Enver Paşa&#8217;yı devre dışı bıraktı. Rusların desteklerini kaybettiğini ve Anadolu&#8217;da da bir şey yapamayacağını anlayan Enver Paşa bu kez, Türkistan&#8217;a yönelerek, buradaki Türkleri Ruslara karşı istiklal mücadelesi vermek üzere örgütlemek istedi ve bu yolda da can verdi. İlk baskısını 1967&#8242;de yapan bu eser; o sırada Şark&#8217;ta bulunan Kazım Karabekir&#8217; in kendi gözlem, hatıra ve bilgileriyle birlikte, bu maceranın kahramanlarının 1920-23 arasındaki resmi-özel yazışma ve mektuplarının suretlerinden oluşan birinci elden bir kaynak niteliğindedir. Ayrıca, aynı hadiselerle bağlantılı olan Yahya Kahya ile Mustafa Suphi&#8217;nin öldürülmesi olayları ve bunlarla ilgili belgeler de, eserde ele alınan konulardandır. Enver Paşa ve İttihat ve Terakki erkanının Milli Mücadeledeki faaliyetlerine dair ilk elden bilgi, belge ve anılar veren eser, İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı nizamnamesi, Halk Şuralar Fırkası Programı ve Meclis tarafından Kahya Yahya olayını incelemek üzere Bursa mebusu Mustafa Fehmi Efendi başkanlığında oluşturulan tahkik heyetinin raporu gibi çok önemli belgeleri de içermektedir. )</p>
<p style="text-align: center;">13- Paşaların Kavgası (İstiklal Harbi biter bitmez Karabekir Paşa&#8217;nın M. Kemal Paşa ve etrafıyla arasındaki ihtilafların ve tartışmaların başladığı dönemi çok çarpıcı şekilde ele alarak anlattığı eseridir. Bu kitapta Türk yakın tarihinin en çapraşık dönemi Karabekir Paşa&#8217;nın kalemiyle ele alınıyor. Resmi tarihe yer yer ters düşen bu hatıralar yakın tarihimizin iyi anlaşılması için büyük kazançtır. Tarihin hafızası hiç bir zaman unutkanlıkları bağışlamamıştır. Bu kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman yakın tarih tablosunun son çizgisinin çizilmiş olduğunu göreceksiniz. )</p>
<p style="text-align: center;">14- Bir Düello ve Bir Suikast (Karabekir Paşa&#8217;nın iktidar sahipleriyle ihtilafa düştüğü ve 15 yıla yakın Erenköy&#8217;deki köşkünde göz hapsinde tutulduğu dönemlerde kendisine planlanan suikast girişimini anlattığı eseri.)</p>
<p style="text-align: center;">15- Çocuk Davamız 2 cilt takım (&#8220;Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın özellikle görev yaptığı Doğu vilayetlerinde bakımsız çocuklara yönelik yapmış olduğu çalışmaları ve raporlarını topladığı bu 2 ciltten oluşan eser günümüz idarecileri için iyi bir kaynak, tarih meraklıları için ise ibret verici bir çalışmadır. Paşa bu eserine başlarken şunları söylüyor: &#8220;Bir taraftan çocuk sefaleti, bir taraftan da şahane çocuk balolarını okudukça ve işittikçe bende duygularımı kaybettim. Bakımsız çocuklar millet enerjisinin, bakımsız topraklar da vatan enerjisinin kaybedilmesi demektir. Bakımsız çocuk milli tehlikedir. Çünkü her yıl maddi manevi bir sürü düşkün halk arasında kaynaşacak ve ordu saflarına karışacaktır. Demek milletin ve ordusunun keyfiyet bakımından kıymeti her yıl bir derece daha düşecektir. Vatanın geleceğinin sahipleri bugünün çocuklarıdır. Şu halde bakımsız çocukların bu vatana nasıl sahip olacakları bugünden düşünülecek bir meseledir. Bazı kimselerden esefle duydum ve duymaktayım da: Madem ki bakamayacaklar ne diye çocuk yapıyorlar. Bende cevap veriyorum ki: Ailelerin vatan borçları, fakir de olsalar, mümkün olduğu kadar çok çocuk yapmalarıdır. Nasıl Bakılacağını hesap etmek onların değil, devletin vazifesidir. Hayatımda bana zevk veren hayli başarılarım vardır: En zevklisi binlerce bakımsız çocuğun hayat ve geleceğini kurtarmak olmuştur.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">16- Çocuklara Öğütlerim (Karabekir Paşa&#8217;nın özellikle ilk okul dönemine ait çocukları için hazırladığı eseri. Büyük çocuklara (!) da vereceği pek çok şey olduğunu okudukça bu eserde göreceğiz)</p>
<p style="text-align: center;">17- Bulgaristan Esareti -Hatıralar, Notlar- (Paşa&#8217;nın hatıra ve notlarından Bulgar esareti dönemine ait eseri.)</p>
<p style="text-align: center;">18- İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi (Paşa&#8217;nın bu üç devlet arasındaki savaşı anlattığı,askeri güç ve psikolojik durumu ortaya koyduğu eseri.)</p>
<p style="text-align: center;">19- Kürt Meselesi (Paşa&#8217;nın dün için doğu ve güneydoğu insanımızla ilgili ortaya koyduğu tezlerin bugün içinde aynen devam ettiğini, Kürt toplumu üzerinde emelleri olan Ermeni ve Batılı ülkelerin bu insanlarımızı nasıl kullanmak istediklerini bu eserinde okuyacaksınız.Doğu insanını ve doğu bölgelerini çok iyi bilen bir paşanın günümüz içinde geçerli tezlerini bu eserde bulacaksınız)</p>
<p style="text-align: center;">20- İzmir Suikasti (Paşa&#8217;nın ve muhalefetin İstiklal Harbi sonrası yargılandıkları M. Kemal Paşa&#8217;ya düzenlenen suikastı, Paşa&#8217;nın mahkemedeki savunmasını ve iddianameyi okuyacaksınız. Yayınevimizin sahibi Sn. Sami ÇELİK bu eserden dolayı yargılanmıştır.)</p>
<p>21- Ankara&#8217;da Savaş Rüzgarları -CHP Grup Tartışmaları- (Paşa ülkemizde ilk kez bir partinin grup tartışmalarını gün yüzüne çıkarmıştır. 2. Dünya Savaşı&#8217;na katılalım ve katılmayalım diyenleri, savaş öncesi savaşı yorumlayanlardan savaş sonrası kimlerin ahkam kesip büyük yanılgıya düştüklerini okuyacaksınız)</p>
<p>22- Nutuk ve Karabekir&#8217; den Cevaplar (12 Cilt) (Kazım Karabekir paşanın 1933 baskılı orijinal ve Osmanlıca Nutuk&#8217;un üzerine düştüğü notlar orijinal nutukla birlikte yayınlanmıştır.)</p>
<p>23- İktisat Esaslarımız (Paşa&#8217;nın İzmir İktisat Kongresi ile ilgili hazırlattığı rapordur ve kendi notlarıyla yayınlanmıştır.)</p>
<p>24- İtalya ve Habeş (Paşa&#8217;nın İtalya ve Habeş&#8217;i inceleyip kaleme döktüğü eseri.)</p>
<p>25-Tarihte Almanlar ve Alman Ordusu (Paşa&#8217;nın tarihi süreci içerisinde Almanları ve mesleği olan askeri açıdan Alman ordusunu incelediği eseridir.)</p>
<p>26-Tarih Boyunca Türk-Alman İlişkileri (Almanlarla Osmanlı arasında, Osmanlının son yıllarında başlayan yakın ilişkilerini ve Almanların Türkler tarafından en gizli bilgilere kadar ulaşabileceği makamlara getirilmesini anlatan eseridir.)</p>
<p>27- Türkiye&#8217;de ve Türk Ordusunda Almanlar (Paşa&#8217;nın Türk ordusunda görev yapan komutanları ve görev sürelerini inceleyip anlattığı eseri. Moltke, Goltz Paşa, Liman Von Sanders ıslah heyetlerinin başında Türkiye&#8217;ye gelip Osmanlı ordusunda senelerce görev yapmışlardır. Türk askerlik tarihine son asırlarında damgalarını vurmuşlar, bunlardan Goltz Paşa ülkemiz topraklarında ölerek İstanbul&#8217;a defnedilmiştir. Goltz ve Liman paşalarla birlikte çalışması hasebiyle Karabekir Paşa yer yer bu döneme ait hatıralarını da bu eserinde anlatmaktadır.</p>

<p class="sayac_bilgi">11667 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/sanli-komutan-kazim-karabekir-pasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cem Sultan&#8217;ı kim zehirledi?</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/cem-sultani-kim-zehirledi/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/cem-sultani-kim-zehirledi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jan 2012 13:28:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=4014</guid>
		<description><![CDATA[   
&#160;
Fatih Sultan Mehmet’in üç oğlunun en küçüğü olan Cem Sultan birçok açıdan merak edilen bir tarihi şahsiyet. Osmanlı tahtına çok yaklaşmış ama hiç ulaşamamış… Tahta giden yolda verdiği mücadele sonucu hem Türk hem de Avrupa tarihi açısından en azından bir süre belirleyici olmayı başarmış. Şehzade olarak başlayan hayatı esaret altında Napoli’de son bulan Cem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/16_t.jpg"><img class=" wp-image-4016 alignleft" title="16_t" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/16_t.jpg" alt="" width="130" height="130" />   </a><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/prof.dr_.mahmud-ak.jpg"><img title="prof.dr.mahmud ak" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/prof.dr_.mahmud-ak.jpg" alt="" width="130" height="130" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fatih Sultan Mehmet’in üç oğlunun en küçüğü olan Cem Sultan birçok açıdan merak edilen bir tarihi şahsiyet. Osmanlı tahtına çok yaklaşmış ama hiç ulaşamamış… Tahta giden yolda verdiği mücadele sonucu hem Türk hem de Avrupa tarihi açısından en azından bir süre belirleyici olmayı başarmış. Şehzade olarak başlayan hayatı esaret altında Napoli’de son bulan Cem Sultan’ın kısa ömrü çok çarpıcı. Bazılarına göre ise çok hüzünlü…</strong><br />
Hüzün Cem’in hayatına esaret altında olduğu Fransa ve İtalya’da yerleşiyor… Ağabeyiyle içine girdiği iktidar mücadelesinde başarısız olunca Avrupa’ya kaçıyor. O dönem her gün biraz daha büyüyen Osmanlı karşısında çaresizlikten başka bir şey hissetmeyen Avrupa için büyük bir umut oluyor Cem. Onu ağabeyi Osmanlı padişahı II. Bayezid’e karşı bir tehdit unsuru olarak yıllarca kullanıyorlar.<span id="more-4014"></span><br />
Avrupa’da geçirdiği uzun yıllar nedeniyle Cem orada da tanınıyor. “Zizim” diyorlar ona… Cem’in sahip olduğu kültür, neredeyse mükemmel konuştuğu Fransızca, Latince ve İtalyanca çevrenin ona olan saygısını daha da attırıyor. Avrupa’da büyük ilgi görüyor, ne de olsa o İstanbul’u alan adamın oğlu… Ama bütün bunlar şu gerçeği değiştirmiyor; ülkesinden uzakta geçirdiği her gün gerçeği biraz daha anlıyor Cem; taht mücadelesine devam edebilmek için gittiği bu ülkelerde bir esirdir!<br />
Bir Osmanlı şehzadesi olarak başladığı hayatını esir bir adam olarak tamamlayan Cem’in ölümü o dönem çok tartışılır; eceliyle mi yoksa zehirlenerek öldürüldü mü? Bu soruya biz de yanıt arayacağız ama önce kısaca Cem Sultan’ın hayatına bir göz atalım…<br />
<strong>Hayatı romanlara, edebi yanı ağır basan araştırmalara konu olan Cem Sultan birçok araştırmacının ilgi alanına giriyor. Cem, geldiği aile kadar şair yanıyla da dikkat çeken biri. Belki de bu nedenle hakkında yapılan araştırmaların çoğu edebiyat ağırlıklı. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mahmut Ak, akademik alanda bir eksikliği gidererek Cem Sultan’ın hayatını ve siyasi mücadelesini anlatan kronolojik bir kitap hazırladı.</strong><br />
Ak, kitabında Cem Sultan’ın siyasi mücadelesinin yanı sıra dönemin sosyal yapısına ilişkin de bilgiler veriyor; Cem Sultan gibi tarihi bir şahsiyetin hayatının yeterince araştırılmadığını düşünüyor. Ak, çok da haksız sayılmaz. Fatih Sultan gibi bir padişahın oğlu olan Cem Sultan belki de Osmanlı’da “kardeş katli”nin ilk kurbanı… Cem Sultan’ı Avrupa’ya sürükleyen iktidar hayali maalesef zor ve esaret altında bir hayatı beraberinde getirir. Babası Fatih Sultan Mehmet henüz ölmeden ağabeyi Bayezid gibi o da Osmanlı tahtına hazırlanır.<br />
Şehzade Mustafa çok genç ölünce iktidar mücadelesinde iki kardeş baş başa kalır. Fatih genç yaşta hayata veda edince iki oğlu da harekete geçer. Taht kavgası o kadar erken başlar ki iddiaya göre Fatih’in cenazesi bir süre unutulur. İktidar kavgasında iki kardeş karşı karşıya gelir. Cem Sultan yenilir ve ailesini alarak Mısır’a gider ve Memlüklü sultanının yanına yerleşir. Bir süre sonra ailesini orada bırakarak tekrar Osmanlı topraklarına döner.<br />
Cem Sultan için esaret günleri başlıyor</p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/11_t.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4017" title="11_t" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/11_t.jpg" alt="" width="130" height="130" /></a><br />
Yeni kuvvetlerini toplamıştır Cem Sultan, üstelik babası padişahken dünyaya geldiği için padişah olma hakkının daha çok kendinde olduğunu düşünür, buna rağmen ağabeyi Beyazid’e haber yollar ve der ki: “Biz babamızın iki eşit oğluyuz, her hakka eşit olarak sahibiz ama büyüklüğün hatırına Rumeli senin, Anadolu benim olsun.”<br />
Teklifi II. Beyazid kabul etmez gerekçe olarak da “devletin bölünmezliği”ni gösterir. Ve kardeşine kaderine razı olmasını, ona bağlanacak yüksek maaşla seçeceği bir yerde oturmasını önerir. Cem Sultan da bu teklifi kabul etmez. Ve mücadele devam eder. Cem Sultan yenilgiye uğrar. Ve sonunda Rodos Şövalyeleri’ne sığınır. Kaçışı da enteresandır; onu takip etmek ve durdurmakla görevlendirilen lalası Gedik Ahmet Paşa bir ok atımlığı mesafeden Cem Sultan ve mahiyetindekilerin gemiye binerek kaçmasına göz yumar. Bu Gedik Ahmet Paşa’nın hayatına mal olacak bir hata olur.<br />
Cem şövalyeler için altın fırsat oldu</p>
<p>Cem’in Rodos Şövalyeleri’ne sığınması yeni biri sürecin başlangıcı olur. Siyasi olarak çok zayıflayan Rodos Şövalyeleri için Cem büyük bir fırsattır, tabir uygunsa elleri maddi ve siyasi açıdan güçlenir&#8230; Şövalyeler bir yandan II. Bayezid’le Cem Sultan üzerinden sıkı bir pazarlık yaparken bir yandan da Cem’i uluslararası bir proje haline getirirler.<br />
Cem Sultan’ın aklında geriye dönmek ve mücadeleye devam etmek vardır ama kandırılarak Fransa’ya götürülür. Bir süre sonra esir durumunda olduğunu fark edince umutları kırılır. Ve II. Bayezid’e; “Beni kurtarın!” diye haber yollar. Ama Cem’i almak o kadar kolay değildir. II. Bayezid şövalyelere Cem’i kontrol etmeleri ve barındırmaları karşılığı, her yıl 40 bin altın ödemektedir. Bu miktar o dönem için oldukça yüksek bir meblağdır.<br />
“Ben bey değil açıkça esirim!”</p>
<p>Cem Sultan’ın Fransa günleri ilginç. Kültür sanat konularında oldukça iyi bir altyapısı olan Cem Sultan özellikle ilk dönem sosyal hayata katılır ve bundan zevk alır. Fransızcayı o kadar iyi konuşur ki bu çevresindekilerin ona daha da saygılı davranmasını beraberinde getirir. Tarihi kaynaklara göre bu dönem Phillipine Helene de Sessanage adlı hanımla bir de gönül ilişkisi yaşar.<br />
Cem, Fransa’nın ardından bu kez İtalya’ya götürülür. Orada Papa gözetimindedir. Cem, Papa VIII. Innocent’in döneminde St. Angelo Kulesi’nde çok sıkıntılı günler geçirir. Innocent, 1492 yılında ölünce Cem görece daha rahat koşullara kavuşur. Yeni Papa Alexandre Burgia, Cem Sultan’a iyi davranır. Papa Burgia Cem’e oğlu gibi davrandığını söyler. Fakat Papa da Cem’in Hıristiyan olmasını ve Haçlı seferine katılmasını ister. Cem büyük tepki verir.<br />
Cem Sultan esaretinin 10. yılındayken bu kez Fransa Kralı VIII. Charles büyük hayallere kapılır. Cem üzerinden bir Haçlı seferi düzenlemek, Osmanlı’yı dağıtmak ve Kudüs’e ulaşmak ister. Bu amaçla Papa’nın kapısını çalar. Papa Cem Sultan’ı elden çıkarmak istemez elbette. Cem onun kontrolündeyken II. Bayezid’ten düzenli olarak alınan 40 bin altının yanı sıra Cem’i Bayezid’e karşı bir silah olarak kullanmaktadır.<br />
Fakat Fransa Kralı’na direnemez ve 6 ay sonra geri almak üzere Cem’i krala tarif uygunsa belirli bir ücret karşılığı “kiralar”. Fransa Kralı, Cem Sultan’la birlikte yola çıkar. Papa’nın oğullarından biri de refakatçi olarak yanlarındadır. Zorlu hava koşulları altında kafile ilerler. Yolda Cem Sultan’da rahatsızlık belirtileri başlar; yüzü, boynu, gözleri şişmeye başlar. Bir süre sonra durumu iyice kötüleşir, ayakta duramayacak hale gelir. Hatta sayıklamaya başlar. Bu arada kafile Napoli’ye ulaşır.<br />
İşte tam bu burada Cem Sultan, sultanlığını gösterir üzerindeki siyasi sorumluluğun bilinciyle ayağa kalkar ve kente at üzerinde girer. Cem Napoli’de Castel Capudono adlı ikametgâha yerleştirilir ve 25 Şubat gecesi hayatını kaybeder. Öleceğini anlayınca yanındakilere ölümünü hemen duyurmalarını ve Osmanlılara karşı olabilecek bir komployu önlemelerini söyler.<br />
İç organları çıkarıldı, cesedi mumyalandı</p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/19_t.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4018" title="19_t" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/19_t.jpg" alt="" width="130" height="130" /></a></p>
<p>Cem Sultan ölmüştür ama cenazesini Osmanlı topraklarına ulaştırmak kolay olmaz. Öncelikle yanındakiler dini vecibeleri yerine getirip sonrasında Fransa kralına ölümü haber verirler. Kralın emriyle, Cem Sultan tahnit ettirilerek iç organları çıkarılır ve Napoli kralının bahçesine gömülür. Sonrasında şehzadenin vücudu mumyalanır ve tabut kurşunla kapatılır. Fakat kral uzun süre cenazeyi teslim etmek istemez, işi yokuşa sürer.<br />
Ta ki yedi Osmanlı gemisinin kapıya dayanmasına kadar sürer bu direniş. Cem’in ölümünden dört yıl sonra cenazesi ülkesine geri döner. Ve Bursa’da defnedilir. Cem ölünce Avrupa’nın Osmanlı’ya karşı kullandığı en önemli silahlarından biri ortadan kalkar. Şehzadenin ölümü ağabeyi II. Bayezid’i da çok rahatlatır, onun için de büyük bir tehdit ortadan kalkmıştır.<br />
36 yaşında hayata veda eden Cem Sultan’ın esaret hayatı ve ölümü Osmanlı ile Avrupa arasındaki dengeleri değiştirir. Ölümünden sonra ise başka bir tartışma başlar: Cem Sultan doğal yollarla mı öldü, yoksa zehirlendi mi? Zehirlendiyse kim zehirledi? Kardeşi Bayezid mi, yoksa altın yumurtlayan tavuğu elinden alınan Papa mı? O gün sorulan bu sorular hâlâ yanıtlanmış değil…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/3_t.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4019" title="3_t" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/3_t.jpg" alt="" width="130" height="130" /></a><br />
PROF. DR. ABDÜLKADİR ÖZCAN (Fatih Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı)</p>
<p>TESİRİ HAFTALAR SONRA GÖRÜLEN BİR ZEHİR</p>
<p>Cem Sultan geleneğe bağlı olarak küçük yaşlarda sancak beyliği yapmış ve idari tecrübe kazanmıştır. Babasının ölümünün ardından, onun koyduğu ünlü saltanat kanununa göre taht iddiasında bulunmuş, ancak bazı devlet ricali ile yeniçerinin, ağabeyi II. Bayezid’i desteklemesi yüzünden emeline ulaşamamıştır.</p>
<p>* Bunun üzerine, aynı kanun maddesine göre katli icap edeceğinden ağabeyine karşı ayaklanmış; Bursa’da adına hutbe okutmuş, para bastırmıştır.<br />
Fransa kralı Cem Sultan’ı siyasi emelleri için kullanmak istedi. 1495’te Roma’dan ayrılan Cem Sultan birkaç hafta sonra ölmüştür. Elindeki değerli rehini kaybetmek istemeyen yeni Papa VI. Alessendro’nun Cem’i zehirlemesi kuvvetle muhtemeldir.</p>
<p>* Cem Sultan zehirlenerek öldürülmüştür. Ama bu zehir, şayet Papa tarafından uygulandıysa, tesiri haftalar sonra görülebilen bir tür olmalı. Kapıcıbaşı Mustafa Ağa’nın zehirli ustura ile tıraş ederken zehirleme şüphesinde de aynı ihtimal söz konusudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/5_t.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4020" title="5_t" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2012/01/5_t.jpg" alt="" width="130" height="130" /></a><br />
YAVUZ BAHADIROĞLU (Tarihçi-Yazar)</p>
<p>“BU SAYEDE OSMANLI AVRUPA’YI TANIDI”</p>
<p>* Cem Sultan’ı iki ciltte yıllar önce yazdım. Dikkatimi çeken yönü yalnızlığı. Bu o kadar belirgin ki, ülkesinde yalnız, gurbette yalnızdır. Hikâye çok hüzünlü. O yüzden de beni çekti. Hüzün romanın yüreğidir, olay belkemiği.</p>
<p>* Cem babası seferde iken bir süreliğine ona vekâlet etmiş. Taht üstündeki iddiasını hep bununla ispatlamaya çalışıyor: “Ben” diyor Sultan II. Beyazid’e, “babamın sağlığında ona vekâlet ettim, sen etmedin, saltanat benim hakkım!”<br />
* Cem’in Avrupa’ya gitmesinin hem moral açıdan, hem de siyaseten olumsuz etkileri oldu. O zamana kadar Osmanlı’nın iç meselesi sayılan saltanat kavgası, ilk kez uluslararası arenaya taşınmıştı&#8230;</p>
<p>* Bu yüzden Padişah, yıllar boyu devletini tehdit altında gördü. Dikkatini iç düzenlemelere çeviremedi. Çünkü Papa VIII. Innocent, Sultan II. Bayezid’i Cem Sultan üzerinden tehdit ediyor, bu tehditle her yıl hatırı sayılır miktarda haraç alıyordu.</p>
<p>* Bence doğal bir ölümdü. Artık öyle bir ölüme ne kadar “doğal” denebilirse&#8230;<br />
•<br />
“CEM HİÇBİR ZAMAN DEVLETE İHANET ETMEDİ”</p>
<p>HAKAN KAĞAN (Yazar)</p>
<p>* Cem, kendisini Rumeli’ne geçireceklerini düşünüyordu. Zira Karamanoğlu Kasım Bey ona bu konuda güvence vermişti. Cem’in bilmediği bir şey vardı; Karamanoğlu, Rodos Beyi’yle gizli bir anlaşma yapmış ve onlara Cem’i, eğer ikna ederlerse bir Haçlı ordusunun başına geçirip Osmanlı üzerine gönderebileceklerini söylemişti. Cem bu oyunun tamamen dışındaydı. Devletine ihanet olabilecek hiçbir teklifi kabul etmedi.<br />
* Tarih, komplo teorilerine açıktır. Genel kanı zehirlendiği yönündedir. Bayezid’in yaptırdığı söylenir, bir başka iddia da Papa’nın onu zehirlettiği istikametindedir. En az sizin kadar ben de merak ediyorum. Bu soruya verilecek cevap, tarihçilerimizin tasarrufundadır.</p>
<p><strong>Kaynak: Sabah Gazetesi Cumartesi Eki, Necla Bayraktar</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">6911 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/cem-sultani-kim-zehirledi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramınız Mübarek Olsun</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/kurban-bayraminiz-mubarek-olsun/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/kurban-bayraminiz-mubarek-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2011 22:01:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3378</guid>
		<description><![CDATA[
Askeri deha, büyük kumandan Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın 17 Ekim 1915 yılında Mücahid Ordu neferlerimize göndermiş olduğu Bayram Tebrik Mesajı&#8230;
Kerevizdere (17 Ekim 1915)   
Yarın Kurban Bayramıdır. 
Yüzbinlerce muvahhidinin Kâbe-i Muazzama&#8217;da dergâh-ı ulûhiyete yöneldiği, rahmet-i ilâhiye kapılarının âlem-i İslâm&#8217;a açıldığı gündür. 
İngiliz vahşeti, Fransız denaeti, Rus zulüm ve esareti milyonlarca İslâm kardeşimize bu sene Kâbe-i Muazzama&#8217;nın yollarını kapadı. Bu melanet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/Slayt1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3379" title="Bayram Tebriği" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2010/11/Slayt1.jpg" alt="" width="768" height="408" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Askeri deha, büyük kumandan Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın 17 Ekim 1915 yılında Mücahid Ordu neferlerimize göndermiş olduğu Bayram Tebrik Mesajı&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: center;">Kerevizdere (17 Ekim 1915)   </p>
<p>Yarın Kurban Bayramıdır. </p>
<p>Yüzbinlerce muvahhidinin Kâbe-i Muazzama&#8217;da dergâh-ı ulûhiyete yöneldiği, rahmet-i ilâhiye kapılarının âlem-i İslâm&#8217;a açıldığı gündür.<span id="more-3378"></span> </p>
<p>İngiliz vahşeti, Fransız denaeti, Rus zulüm ve esareti milyonlarca İslâm kardeşimize bu sene Kâbe-i Muazzama&#8217;nın yollarını kapadı. Bu melanet elbette gayretullaha dokunacaktır. Ordu-yı İslâm pek yakında mansur ve muzaffer olacaktır. Gelecek yılın bu günleri, dörtyüzmilyon ehl-i İslâm hür, müstakil ve müttehit, livaü&#8217;l-hamd-i Ahmedî altında, Al-i Osman bayrakları sayesinde, müştak ve müftehiri olduğu, Beytullah&#8217;a kavuşacak, &#8220;lebbeyk!&#8221; diye haykıracaktır. </p>
<p>Her evde, her bucakta, tehliller, tekbirlerle kurbanlar kesilirken, biz de Kerevizdere kurbanlarımıza ve şehit kardeşlerimize fatihalar gönderelim. </p>
<p>Bizler ya şehitlik ya da gazilik duygusuyla Hakk&#8217;a bel bağlayalım. Tâ ki dinimiz kurtulsun, namusumuz masum kalsın. Nâm-ı millet yükselsin. Vatan ebedi şan ve şeref bulsun. Bu mübarek gün vesilesiyle zabitan ve efrat arkadaşlarımın gözlerinden öper cümleyi tebrik ederim. </p>
<p style="text-align: center;">                                                  <strong>  14. Fırka Komutanı Kaymakam Kâzım Karabekir</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">15423 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/kurban-bayraminiz-mubarek-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetkilileri Göreve Çağırıyoruz &#8211; Camiler meyhane olarak kullanılıyor!</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/yetkilileri-goreve-cagiriyoruz-camiler-meyhane-olarak-kullaniliyor/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/yetkilileri-goreve-cagiriyoruz-camiler-meyhane-olarak-kullaniliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 23:58:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3897</guid>
		<description><![CDATA[Eserlerin bânîlerinin ve ecdâdın ruhaniyeti mutlaka bu durumdan rahatsızdır. Bizlerde Tarihine Sahip Çıkanlar Platformu olarak bu ayıbın derhal sona erdirilmesini, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bu ve benzeri tarihi yapıların vakfiyelerine uygun bir biçimde &#8211; hizmet amacıyla &#8211;  kullanılması için YETKİLİLERİ ÂCİLEN GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ&#8230; 

Vakıflar Müdürlüğü’nün himayesinde olan birçok tarihi cami, mescit ile dergâhın meyhane ve içkili restoran olarak kullanıldığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eserlerin bânîlerinin ve ecdâdın ruhaniyeti mutlaka bu durumdan rahatsızdır. Bizlerde Tarihine Sahip Çıkanlar Platformu olarak bu ayıbın derhal sona erdirilmesini, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bu ve benzeri tarihi yapıların vakfiyelerine uygun bir biçimde &#8211; hizmet amacıyla &#8211;  kullanılması için YETKİLİLERİ ÂCİLEN GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ&#8230; </strong></p>
<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/10/kadeh-tokuşturulan-camiler.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3898" title="kadeh tokuşturulan camiler" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/10/kadeh-tokuşturulan-camiler.jpg" alt="" width="510" height="226" /></a></p>
<p><strong>Vakıflar Müdürlüğü’nün himayesinde olan birçok tarihi cami, mescit ile dergâhın meyhane ve içkili restoran olarak kullanıldığı ortaya çıktı. İşte kadeh tokuşturulan camiler&#8230;</strong></p>
<p><span id="more-3897"></span>Araştırmacı-Yazar Müfid Yüksel’in ortaya çıkardığı bilgilere göre Vakıflar Müdürlüğü’nün himayesinde olan, Beyoğlu’ndaki Kâtip Mustafa Çelebi Mescidi İstiklal Meyhanesi’ne çevrilirken, Sultanahmet’teki Şeyh Kaygusuz İbrahim Baba Kâdirî Dergâh-ı Şerîfi bugün içkili restoran olarak kullanılıyor.</p>
<p>Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlı kültürüne ve İslami eserlere karşı yürütülen sistematik unutturma, tahrip etme ve yok etme çalışmaları neticesinde birçok Osmanlı eseri cami, mescit ve dergâh bugün işlevinin dışında kullanılıyor. Araştırmacı-Yazar Müfit Yüksel, yaptığı araştırmalarla gerek İstanbul&#8217;da gerekse de Anadolu&#8217;da şu an Vakıflar Müdürlüğü himayesinde olan Osmanlı eserlerinin saygısızca meyhanelere dönüştürüldüğünü ortaya çıkardı.</p>
<p><strong>KATİP MUSTAFA ÇELEBİ MESCİDİ’Nİ İSTİKLAL MEYHANESİ’NE ÇEVİRDİLER</strong></p>
<p>Beyoğlu Kâtip Mustafa Çelebî Mahallesi Çukur Çeşme sokağında bulunan Katip Mustafa Çelebi Mescidi bu tarihi ayıptan nasibini alan mescitlerden! Caminin bânisi Kâtip Mustafa Çelebî, Beyoğlu Ağa Camii’nin bânisi sonradan Şeyhu’l-Harem olarak Medine-i Münevvere’de vefat etmiş olan Kapı Ağası Hüseyin Ağa’nın kâtibidir. Kabri Beyoğlu Firuz Ağa mahallesindeki Firuz Ağa Camii karşı köşesinde yer alan mektebinin altında bulunmaktaydı. Bu mektep ve türbe bugün mevcut değil. Cami, 30’lı yıllarda kadro harici bırakılmış. 9 Ağustos 1941 tarihinde cami binası arsası ile beraber Vakıflar Müdürlüğü tarafından 4010 lira bedel karşılığı Şükrü Bıkmaz adlı bir şahsa satılarak yıktırılmış, yerine üç katlı betonarme bina yapılmış. Bu üç katlı bina en son 2005 yılında Turizm Bakanlığı’ndan alınan ruhsatla İstiklâl Meyhanesi’ne dönüştürülmüş.</p>
<p><strong>HALVETÎ DERGAHI VE CAMİİ SERGİ SALONU YAPILDI<br />
</strong><br />
Cankurtaran Mahallesi, Caferiye Sokak’ta yer alan, Erdebilî Sinânuddîn Halvetî Dergâhı Camii de aslından yoksun durumda. Tekke-Mescid 934/1528 tarihinde, Cemal-i Halvetî&#8217;nin hulefasından Şeyh Yusuf Sinânuddîn El-Erdebîlî tarafından kurulmuş İstanbul&#8217;un çok önemli Halvetî dergâhlarından biri. Dergâh&#8217;ta 13 Postnişîn gelmiş olup, son postnîşini Halîl Sırrı Efendi. Çeşitli zamanlarda restorasyon ve tecdid gören tekke-cami en son Mimar Kemaleddin tarafından yenilenmiş. Vakıflara bağlı olan bu cami de, 1930&#8242;lu yıllarda kadro harici bırakılmış, şu sıralar ise (mihrâbı dahil) el sanatları satış sergi reyonu olarak kullanılıyor.</p>
<p><strong>KADİRİ DERGAHI DA MEYHANE YAPILDI!<br />
</strong><br />
Sultanahmet, Alemdar Mahallesi, İncili Çavuş Sokak’ta da, Şeyh Kaygusuz İbrahim Baba Kâdirî Dergâh-ı Şerîfi şu an içkili restoran olarak kullanılıyor. Bina 1863 yılında yapılmış. Kâdirî tarikine mensup Dergâh&#8217;ta Bolulu Kaygusuz İbrahim Baba&#8217;dan sonra, sırayla Şeyh Süleyman Sabri, Şeyh Mehmed Surûrî, Şeyh El-Hâcc Mustafa Şevki, Şeyh Hasan Rıza Efendiler postnişîn olmuş. Vakıflar Müdürlüğüne ait bu dergâh-ı şerîf binası, Vakıflarca İçkili lokantaya/meyhaneye kirâya verilmiş.Yüksel: Çok sayıda meyhane yapılan mescid ve dergah var.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.yeniakit.com.tr/" target="_blank">Yeni Akit</a></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">3469 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/yetkilileri-goreve-cagiriyoruz-camiler-meyhane-olarak-kullaniliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Sarayında Gündelik Hayat</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/osmanli-sarayinda-gundelik-hayat/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/osmanli-sarayinda-gundelik-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2011 12:43:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3831</guid>
		<description><![CDATA[
Klasik dönemde bir padişahın gündelik hayatı yanında bütünüyle Topkapı Sarayı’nda yaşanan hayatı anlatan en önemli eserlerin başında Hâfız Hızır İlyas Ağa’nın yazdığı Letâif-i Vekâyi’-i Enderûniyye gelmektedir. Her ne kadar II. Mahmud dönemini anlatmakla beraber, eseri sadece bu dönemle sınırlı düşünmemek gerekir. Bir başka deyişle II. Mahmud öncesinde başa geçmiş padişahlar döneminde yaşanan saray hayatı ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/08/123604.jpg"><img class="size-full wp-image-3832 aligncenter" title="123604" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/08/123604.jpg" alt="" width="250" height="356" /></a></p>
<p>Klasik dönemde bir padişahın gündelik hayatı yanında bütünüyle Topkapı Sarayı’nda yaşanan hayatı anlatan en önemli eserlerin başında Hâfız Hızır İlyas Ağa’nın yazdığı Letâif-i Vekâyi’-i Enderûniyye gelmektedir. Her ne kadar II. Mahmud dönemini anlatmakla beraber, eseri sadece bu dönemle sınırlı düşünmemek gerekir. Bir başka deyişle II. Mahmud öncesinde başa geçmiş padişahlar döneminde yaşanan saray hayatı ile bu dönem arasında belirgin bir farkın olmadığı hesaba katıldığında, eserin, geleneklere sıkı sıkıya bağlı klasik dönem Osmanlı saray hayatını büyük ölçüde yansıtma ve anlatma kabiliyetine sahip olduğunu görürüz. <span id="more-3831"></span></p>
<p>Osmanlı Sarayı’nda Gündelik Hayat üst başlığını koyduğumuz eserin merkezinde tahmin edileceği üzere padişah II. Mahmud vardır.  Ele alınan ve anlatılan olayların büyük kısmı padişahla ilgilidir. Bununla beraber başta yazar olmak üzere padişahın yakın çevresinde bulunan saray görevlileri bir figür olmaktan çok ete kemiğe bürünmüş bir insan şeklinde eserde yerini alır. Saray halkının kullandıkları dil, mesleklerinde yükselme kaygısı, birbirlerine olan davranışları, şaka ve mizah anlayışları, kıskançlıklar, hayal kırıklıkları, üzüntüler, sevinçler, başkalarının yerine geçmek için yapılan ayak oyunları, az da olsa ağalar arasında görülen aşk maceraları, padişaha kendisini beğendirme gayreti, iyi niyeti suistimal vb. gibi hayatın gerçeği olan insanî durumların saray boyutu canlı bir şekilde eserde verilir. Ayrıca ramazan hayatı, bayram törenleri, şehzade ve sultan doğumlarında düzenlenen eğlenceler, başta cirit, tomak ve pehlivan güreşleri olmak üzere padişahın huzurunda düzenlenen spor müsabakaları, sarayda musiki ve edebiyat hayatı, İstanbul’da yaşanan karışıklıklar, padişahın İstanbul içinde, Boğaz’ın Anadolu ve Rumeli yakasında gerçekleştirdiği geziler, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, Osmanlı-Rus Savaşı, II. Mahmud’un yeni ordu kurma çabaları, batılılaşma ile saray hayatında başlayan değişim eserde ayrıntılı bir şekilde ele alınır.</p>

<p class="sayac_bilgi">2460 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/osmanli-sarayinda-gundelik-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KUDÜS&#8217;Ü HAÇLI İŞGALİNDEN KURTARAN BÜYÜK KUMANDAN :       ::: SELAHADDİN EYYUBİ :::</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/kudusu-hacli-isgalinden-kurtaran-buyuk-kumandan-selahaddin-eyyubi/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/kudusu-hacli-isgalinden-kurtaran-buyuk-kumandan-selahaddin-eyyubi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 21:29:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ibrahim akkurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[
4845 okunma
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><p><a href="http://www.istanbultarih.com/kudusu-hacli-isgalinden-kurtaran-buyuk-kumandan-selahaddin-eyyubi/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p> <p><a href="http://www.istanbultarih.com/kudusu-hacli-isgalinden-kurtaran-buyuk-kumandan-selahaddin-eyyubi/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p></p>

<p class="sayac_bilgi">4845 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/kudusu-hacli-isgalinden-kurtaran-buyuk-kumandan-selahaddin-eyyubi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL&#8217;UMUZUN FETHİ KUTLU OLSUN&#8230;</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/istanbulumuzun-fethi-kutlu-olsun/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/istanbulumuzun-fethi-kutlu-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 May 2011 22:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=1478</guid>
		<description><![CDATA[






 





4775 okunma
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1482" title="15" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/15-723x1024.jpg" alt="15" width="434" height="614" /></p>
<p><span id="more-1478"></span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1485" title="3" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/3-723x1024.jpg" alt="3" width="434" height="614" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1487" title="4" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/4-723x1024.jpg" alt="4" width="434" height="614" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1490" title="5" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/5-723x1024.jpg" alt="5" width="434" height="614" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1492" title="61" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/61-723x1024.jpg" alt="61" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1493" title="7" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/7-723x1024.jpg" alt="7" width="434" height="614" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1496" title="9" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/9-723x1024.jpg" alt="9" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1495" title="8" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/8-723x1024.jpg" alt="8" width="434" height="614" /></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1498" title="10" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/10-723x1024.jpg" alt="10" width="434" height="614" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1499" title="112" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/112-723x1024.jpg" alt="112" width="434" height="614" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1500" title="121" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/121-723x1024.jpg" alt="121" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1501" title="131" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/131-723x1024.jpg" alt="131" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1502" title="141" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/141-723x1024.jpg" alt="141" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1503" title="151" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/151-723x1024.jpg" alt="151" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1504" title="16" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/16-723x1024.jpg" alt="16" width="434" height="614" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-large wp-image-1506" title="17" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/17-723x1024.jpg" alt="17" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1507" title="18" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/18-723x1024.jpg" alt="18" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1508" title="19" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/19-723x1024.jpg" alt="19" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1509" title="20" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/20-723x1024.jpg" alt="20" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1510" title="211" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/211-723x1024.jpg" alt="211" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1511" title="221" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/221-723x1024.jpg" alt="221" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1512" title="23" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/23-723x1024.jpg" alt="23" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1513" title="24" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/24-723x1024.jpg" alt="24" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1514" title="25" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/25-723x1024.jpg" alt="25" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1515" title="26" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/26-723x1024.jpg" alt="26" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1516" title="27" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/27-723x1024.jpg" alt="27" width="434" height="614" /><img class="aligncenter size-large wp-image-1517" title="28" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/05/28-723x1024.jpg" alt="28" width="434" height="614" /></p>

<p class="sayac_bilgi">4775 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/istanbulumuzun-fethi-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Azmi Özcan ile &#8220;Sömürgecilik ve Ortadoğu&#8221; Semineri</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-azmi-ozcan-ile-somurgecilik-ve-ortadogu-semineri/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-azmi-ozcan-ile-somurgecilik-ve-ortadogu-semineri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2011 11:51:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=3721</guid>
		<description><![CDATA[
 



 

Prof. Dr. Azmi ÖZCAN, 29 Nisan 2011 tarihindeki Seminerinde; Ortadoğu&#8217;daki Sömürgecilik hareketlerini tarihsel bir zeminde sosyo-psikolojik çözümlemeler eşliğinde anlatmaya devam edecek







Zaman


29 Nisan Cuma · 18:30 &#8211; 19:30











Yer

Tarik Zafer Tunaya Kultur Merkezi
İstiklâl Caddesi Şahkulu Bostanı Sokak No:8 (METRO İstiklal Caddesi Şişhane çıkışı)
İstanbul (Istanbul, Turkey)




 
PROF. DR. AZMİ ÖZCAN KİMDİR?
1960 yılında Burdur’da doğdu. 1981 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/04/203590_196295747074391_4283875_n.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3722" title="203590_196295747074391_4283875_n" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2011/04/203590_196295747074391_4283875_n.jpg" alt="" width="352" height="217" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<table>
<tbody>
<tr>
<th> </th>
<td>
<div>Prof. Dr. Azmi ÖZCAN, 29 Nisan 2011 tarihindeki Seminerinde; Ortadoğu&#8217;daki Sömürgecilik hareketlerini tarihsel bir zeminde sosyo-psikolojik çözümlemeler eşliğinde anlatmaya devam edecek</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table>
<tbody>
<tr>
<th>Zaman</th>
<td>
<div>
<div>29 Nisan Cuma · 18:30 &#8211; 19:30</div>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<hr />
</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr>
<th>Yer</th>
<td>
<div><a href="http://www.facebook.com/pages/Tarik-Zafer-Tunaya-Kultur-Merkezi/209167332429881">Tarik Zafer Tunaya Kultur Merkezi</a></div>
<div>İstiklâl Caddesi Şahkulu Bostanı Sokak No:8 (METRO İstiklal Caddesi Şişhane çıkışı)</div>
<div>İstanbul (Istanbul, Turkey)</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>PROF. DR. AZMİ ÖZCAN KİMDİR?<span id="more-3721"></span></strong></p>
<p><strong>1960 yılında Burdur’da doğdu. 1981 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. 1983 Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1986 Manchester Üniversitesi’nde Orta Doğu Araştırmaları</strong><strong> üzerine Master yaptı. 1990 Londra Üniversitesi</strong><strong> SOAS, Tarih bölümünde İngiliz – Osmanlı İlişkileri üzerine Doktora yaptı. 1997 Marmara Üniversitesi’nde Yakınçağ Tarihi alanında Doçent oldu. 2002 Sakarya Üniversitesi’nde Profesör ünvanını aldı. Son dönem Osmanlı Tarihi alanında, biri ayrıca İngilizce de yayımlanmış olan 4 kitabı ve farklı dillerde pek çok makalesi mevcut.Boğaziçi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Fatih Üniversitesi ve Sakarya Üniversitesi’nde dersler verdi. 2003 – 2004 yıllarında Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanlığı yaptı. 25 Aralık 2007 Bilecik Üniversitesi Rektörlüğüne atandı. 1 Ocak 2008 tarihinden beri Bilecik Üniversitesi Rektörlüğü görevini sürdürmektedir.</strong></p>
<h2>Eserleri;</h2>
<p>Pan-İslamizm, Osmanlı Devleti,Hindistan Müslümanları ve İngiltere, (1877-1914), Abdülhamid ve Hilafet,Indian Muslims, the Ottomans and Britain 1877-1924, Pan-İslamizm,Osmanlı Devleti,Hindistan Müslümanları ve İngiltere,(1877-1924) II. Baskı, Osmanlı Devletinde Din ve Vicdan Hürriyeti. Namık Kemalden Mektup Var</p>

<p class="sayac_bilgi">3172 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/prof-dr-azmi-ozcan-ile-somurgecilik-ve-ortadogu-semineri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun&#8230;</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayramimiz-kutlu-olsun/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayramimiz-kutlu-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 06:32:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=1203</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren fiilen, bütün iş ve hareketlerimiz ile gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır..



- Gazi Mustafa Kemal &#8211; (1923)
 



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,
 23 Nisan 1935 yılından itibaren kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti&#8216;nin millî bayramıdır.
23 Nisan 1920 yılında TBMM&#8216;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: black; mso-bidi-font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren fiilen, bütün iş ve hareketlerimiz ile gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır..</span></span></strong></p>
<p style="text-align: center;">
<div style="text-align: center;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: black; mso-bidi-font-family: Arial;"></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; color: black; mso-bidi-font-family: Arial;"></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;">- Gazi Mustafa Kemal &#8211; (1923)</span></p>
<p> </p>
<p></span></strong>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1204" title="23nisan2092dbp34w" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/04/23nisan2092dbp34w.jpg" alt="23nisan2092dbp34w" width="466" height="250" /></span></p>
<p style="text-align: center; background: #f8fcff;"><span style="font-size: small;"><span>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,</span></span></p>
<p style="text-align: center; background: #f8fcff;"><span style="font-family: Verdana; color: black;"><span style="mso-spacerun: yes;"><span style="font-size: small;"> </span></span><a title="23 Nisan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/23_Nisan"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">23 Nisan</span></span></a><span style="font-size: small;"> </span><a title="1935" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1935"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">1935</span></span></a><span style="font-size: small;"> yılından itibaren kutlanan, </span><a title="Türkiye Cumhuriyeti" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Cumhuriyeti"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">Türkiye Cumhuriyeti</span></span></a><span style="font-size: small;">&#8216;nin </span><a title="Millî bayram" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mill%C3%AE_bayram"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">millî bayramıdır</span></span></a><span style="font-size: small;">.</span></span></p>
<p style="text-align: center; background: #f8fcff;"><span style="font-family: Verdana; color: black;"><a title="23 Nisan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/23_Nisan"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">23 Nisan</span></span></a><span style="font-size: small;"> </span><a title="1920" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1920"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">1920</span></span></a><span style="font-size: small;"> yılında </span><a title="TBMM" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TBMM"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">TBMM</span></span></a><span style="font-size: small;">&#8216;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan Hakimiyet-i Milliye bayramı ile </span><a title="T.C. Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T.C._Ba%C5%9Fbakanl%C4%B1k_Sosyal_Hizmetler_ve_%C3%87ocuk_Esirgeme_Kurumu"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">Himaye-i Etfal Cemiyeti</span></span></a><span style="font-size: small;">&#8216;nin 23-30 Nisan&#8217;ı Çocuk Haftası ve haftanın ilk gününü de çocuk bayramı ilan ettiği </span><a title="1935" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1935"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">1935</span></span></a><span style="font-size: small;">&#8216;den itibaren kutlanmaya başlanan bayramdır. Bu iki bayram </span><a title="23 Nisan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/23_Nisan"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">23 Nisan</span></span></a><span style="font-size: small;"> </span><a title="1935" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1935"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">1935</span></span></a><span style="font-size: small;"> yılında <em>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</em> adı altında bir araya getirilmiştir.</span></span></p>
<p style="text-align: center; background: #f8fcff;"><span style="font-family: Verdana; color: black;"><span style="font-size: small;">Hakimiyet-i Milliye bayramı , Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM&#8217;nin açılışını kutlamak amacını taşırken ; Çocuk bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımakta idi.</span></span></p>
<p style="text-align: center; background: #f8fcff;"><span style="font-family: Verdana; color: black;"><a title="Türkiye Radyo Televizyon Kurumu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Radyo_Televizyon_Kurumu"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">Türkiye Radyo Televizyon Kurumu</span></span></a><span style="font-size: small;">, </span><a title="UNESCO" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/UNESCO"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">UNESCO</span></span></a><span style="font-size: small;">&#8216;nun </span><a title="1979" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1979"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">1979</span></span></a><span style="font-size: small;">&#8216;u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, </span><a title="TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TRT_Uluslararas%C4%B1_23_Nisan_%C3%87ocuk_%C5%9Eenli%C4%9Fi"><span style="color: black;"><span style="font-size: small;">Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği</span></span></a><span style="font-size: small;">&#8216;ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır.</span></span></p>
<p style="text-align: center; background: #f8fcff;"><span style="font-family: Verdana; color: black;"><span style="font-size: small;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1206" title="23nisan" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/04/23nisan.jpg" alt="23nisan" width="238" height="280" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span id="more-1203"></span></p>
<p><strong>23 NİSAN 1920 T.B.M.M.&#8217;NİN AÇILMASI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong>İSTANBUL´UN İŞGALİNDEN 3 GÜN SONRA BİLDİRİ YAYIMLANDI </strong></p>
<p>İstanbul´un işgalinden 3 gün sonra Mustafa Kemal, 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı.</p>
<p>Bildiride, <strong>´´olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin Ankara´da toplanacağı, meclise katılacak üyelerin nasıl seçileceği ve seçimlerin en geç 15 gün içinde yapılması gereği´´</strong> kesin ifadelerle yer alıyordu.</p>
<p>Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan´ın üyeleri de Ankara´daki Meclis´e katılabileceklerdi. İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan´ın bir kısım üyeleri Ankara´ya geldiler. Ankara´nın o günkü şartları içinde Meclis´in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı.</p>
<p>Hazırlıklar tamamlanınca, Mustafa Kemal, 21 Nisanda yayınladığı ikinci bir bildiriyle Meclis´in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl<br />
yapılacağını duyurdu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin: 0cm 0cm 0pt;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1209" title="20080626_derin_dusunce_org_ataturk_dua_ederken" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/04/20080626_derin_dusunce_org_ataturk_dua_ederken.jpg" alt="20080626_derin_dusunce_org_ataturk_dua_ederken" width="319" height="284" /></p>
<p><strong>DUALARLA AÇILDI </strong></p>
<p>22 Nisan 1920´de yapılan çağrı ile Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 günü toplandı. O gün, Hacı Bayram Camisi´nde kılınan Cuma namazından sonra topluca meclis binasına gelindi.</p>
<p>23 Nisan 1920&#8230; Saat 14.00´te merasimle ve dualarla Meclis açıldı. Başkanlığa ilk olarak en yaşlı üye Sinop Mebusu Şerif Bey getirildi. Bu heyecanlı günü yaşayan bir tanık yaşadıklarını şöyle anlatıyor:</p>
<div><strong>´´O gün, şimdiki Ulus Meydanında bir tabur piyade sıralanmıştı. Askerlerin arkasında da Ankaralılar toplanmıştı. Saat ikide birkaç yüz kişilik bir kafile, başlarında Mustafa Kemal olduğu halde Taşhan´a iniyordu. Bu bir avuç insan, yok edilmek istenen bir ulusu kurtarmak için birleşmişlerdi. Hepsinin ümidi de Mustafa Kemal´de idi.</strong></div>
<p><strong>Büyük Millet Meclisi olarak kullanılacak taş binanın pencerelerine ufak bayraklar asılmıştı. Binada başka bir olağanüstü durum göze çarpmıyordu.</p>
<p>Sağdaki küçük kapıdan, önce Mustafa Kemal, mebuslar içeriye girdiler. Bir koridoru geçtikten sonra sağdaki salona girdiler. Salonda tahta bir kürsü tam kapının karşısına konulmuştu. Oturmak için de okul sıraları dizilmişti. Salonu ısıtmak için bir soba kurulmuştu. Sobada eğri büğrü birkaç boru yükseliyordu. Tavanda da bir gaz lambası sallanıyordu.</p>
<p>Herkes yerine oturunca, Sinop mebusu olan yaşlı bir zat başkanlık kürsüsüne geldi. Meclisi açtı. Onun bu sırada yaptığı konuşma heyecanla dinlendi. Meclisin ertesi günkü toplantısında, Mustafa Kemal, Mondros Mütarekesi´nden beri geçen olayları açıkladı.</p>
<p>Bundan sonra Büyük Millet Meclisi´nin hak ve yetkilerini belirten bir teklifi Meclis´e sundu. Bunun kabul edilmesiyle Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kazandı. O günkü toplantıda Mustafa Kemal Birinci Başkan seçildi. Böylece Büyük Millet Meclisi Başkanı oldu.´´</p>
<p></strong></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1211" title="meclisin-acilisi" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/04/meclisin-acilisi.jpg" alt="meclisin-acilisi" width="795" height="511" /><br />
<strong>MECLİS´E İLK TEŞEKKÜR</strong></p>
<p>İlk Meclis, İstanbul´dan gelen 90´ın üzerindeki mebusa ilave olarak, 125 devlet memuru, 53 asker, 53 din adamı ve çeşitli sayıda tüccar, çiftçi ve<br />
hukukçudan oluşan kadrosuyla çalışmalarına başladı. Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920´de Meclis Başkanı seçildikten sonra, meclise teşekkürlerini ifade ederek ilk meclis konuşmasını yaptı.</p>
<p>23 Nisan 1920´de kurulan yeni Meclis, 1 numaralı kararıyla kendi kuruluşunu düzenledi. Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi kararlarına uygun olarak milli iradeye dayanan bir meclisin seçimi yapılmıştır. Kapatılan İstanbul Meclis-i Mebusan´ın bir kısım üyeleri, yeni kurulan Meclis´e katılma yetkisini bir numaralı kararla kazandı.</p>
<p><strong>MECLİSİN ESASLARI </strong></p>
<p>Meclisin açılışını izleyen gün, Mustafa Kemal´in teklifi ile şu esaslar kabul edildi:</p>
<p><strong>´´-Mecliste beliren milli iradenin vatanın geleceğine doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi´nin üstünde bir güç yoktur. </strong></p>
<div><strong><br />
-Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır.</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<div><strong>-Hükümet kurmak gereklidir. Meclisten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet işlerine bakar. Meclis başkanı bu kurulun da başkanıdır.</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p><strong>-Geçici bir hükümet başkanı veya padişah vekili tayin edilmesi uygun değildir. Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman, Meclis´in düzenleyeceği kanuni esaslara uygun olan durumunu alır.´´ </strong></p>
<p><strong><br />
</strong>23 Nisan 1920´de kurulan Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme, zaman zaman da yargı yetkisini elinde topluyordu. Milletin tek temsilcisi sıfatıyla da kuvvetler birliği sistemini benimsedi.</p>
<p>Dönemin şartları gereği bir Meclis hükümeti sistemi kuruldu. Meclis başkanı aynı zamanda hükümet başkanı idi. Devlet başkanlığı diye bir makam yoktu, hükümeti teşkil eden üyeler vekil diye adlandırılıyordu. Meclis olağanüstü yetkilerle donatılmış olduğundan, kuvvet ve yetki birliğini de bu niteliği ile temsil ediyordu.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti´nin meclisi tam 89 yıl önce böyle doğdu. Kazanılanlar, bu milletin kanıyla, canıyla, o günlerin şartlarında verilen büyük mücadeleyle elde edildi. Tıpkı Atatürk´ün şu sözlerindeki gibi:</p>
<p><strong>´´Efendiler! Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türkiye ve Türkiye halkının beka ve istiklalini temine çalışıyor. Çünkü Türkiye´nin asıl sahibi, meşru ve gerçek sahibi olan Türkiye halkının kati arzu ve iradesi bu yoldadır&#8230;´´</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">27920 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayramimiz-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Şehidliği&#8217;ndeki Filistinli sayısı</title>
		<link>http://www.istanbultarih.com/canakkale-sehitligindeki-filistinli-sayisi/</link>
		<comments>http://www.istanbultarih.com/canakkale-sehitligindeki-filistinli-sayisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Mar 2011 22:03:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>istanbultarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.istanbultarih.com/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır savaşın sürdüğü bir toprak parçası üzerinde varlık mücadelesi veren Filistinliler Çanakkale&#8217;de bakın kaç şehit vermiş?
Yıllardır savaşın sürdüğü bir toprak parçası üzerinde varlık mücadelesi veren Filistinlilerin, Gelibolu Yarımadası&#8217;nda Boğaz&#8217;ı geçmek isteyen İtilaf devletlerine karşı canla başla savaştığı belirtildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, Türk ve Araplardan oluşan 500&#8242;e yakın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span class="manset_ozet"><strong>Yıllardır savaşın sürdüğü bir toprak parçası üzerinde varlık mücadelesi veren Filistinliler Çanakkale&#8217;de bakın kaç şehit vermiş?</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="manset_detay">Yıllardır savaşın sürdüğü bir toprak parçası üzerinde varlık mücadelesi veren Filistinlilerin, Gelibolu Yarımadası&#8217;nda Boğaz&#8217;ı geçmek isteyen İtilaf devletlerine karşı canla başla savaştığı belirtildi.<br />
<img class="aligncenter size-full wp-image-565" title="kudus" src="http://www.istanbultarih.com/wp-content/uploads/2009/02/kudus.jpg" alt="kudus" width="270" height="200" /><br />
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, Türk ve Araplardan oluşan 500&#8242;e yakın Filistinli askerden 88&#8242;inin Çanakkale&#8217;de şehit olduğunu, bir kısmının ise götürüldüğü hastanelerde şehit düştüğünü anlattı. Sayılır, savaş süresince yaklaşık 400 askerin de dizanteri, zatürre, tifo gibi hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade etti.</span></p>
<p style="text-align: center;">Filistinli şehit askerlerin Seddülbahir, Arıburnu, Anafartalar ve Kireçtepe&#8217;deki muharebelere katıldığını dile getiren Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, &#8220;Filistin&#8217;in Nablus, Kudüs, Yafa, Gazze, Halilürrahman, Tulkarim gibi yerlerinden gelen askerler, Çanakkale&#8217;de başta 57. Alay olmak üzere 13, 14, 27 64, 72, 77&#8242;nci alaylarda diğer Mehmetçiklerle düşmanın karaya çıkmaması için canla başla mücadele etti.&#8221; dedi. 1. Dünya Savaşı&#8217;nın ardından Filistin&#8217;in Osmanlı Devleti&#8217;nden koptuğuna işaret eden Sayılır, ülkelerini savunmak için Türk ordusu içinde Çanakkale Savaşı&#8217;na katılan Filistinlilerin, bugünkü vatanlarından çok uzakta, ama uğruna şehit oldukları vatan topraklarında huzur içinde yattığını kaydetti.AA</p>

<p class="sayac_bilgi">6088 okunma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.istanbultarih.com/canakkale-sehitligindeki-filistinli-sayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

