Attila devrine gelindiğinde Uldız’ın izlediği Doğu Roma siyasetinde bir değişiklik olmamış; “Doğu Roma baskı altında tutularak hakimiyet altına alınacak.” politikası bu dönemde de devam etmiştir. Uldız’ın “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethederim” sözü Hun politikasını çok iyi özetlemektedir. Asıl hedefi cihan hakimiyeti olan Attila, bunun için büyük imparatorlukları ele geçirecekti. Bunlardan biri de tabii ki Doğu Roma İmparatorluğu ve İstanbuldu. Margus Barışı’ndan sonra Fin, Slav, Germen ve Türk asıllı birçok kavmi itaat altına alan Attila 440 yıllarında yeniden ortaya çıkarak, Bizans’ın içinde bulunduğu bazı durumlardan yararlandı. Bizans İmparatorluğu bu yıllarda hem Vandalların hem de İranlıların saldırılarıyla meşguldu. İşte bunu fırsat bilerek Castra Constantia’ya saldırıp, birçok esir almıştır. Bu saldırının anlaşma şartlarına uygun olmadığını belirtmek için görevlendirilen elçi, Attila’nın diplomatik taktikleriyle karşılaşmış; Attila, Bizans Piskoposu’nun Hun hudutlarına girdiği ve onlar için çok kutsal olan mezarların soyulduğu bu nedenle Piskopos ile birlikte kaçakların iade edilmesi gerektiğini söylemiştir.
Sonunda Attila bunu kabul etmeyen Bizans üzerine yürümüş, Doğu Roma halkı piskopos yüzünden savaş tehlikesiyle karşılaşmak istememiş ve piskoposu geri vermeyi düşünmüşlerdir. Bunu öğrenen piskopos Hunlara sığınıp onlarla anlaşma yapmış ve bu anlaşmaya göre Bizans’a tuzak kurup Margus şehrini Hunlara teslim etmiş, böylelikle Trakya ve İstanbul’un yolu Hunlara açılmıştır.
a- I. Balkan Seferi
Attila, Doğu Roma’nın içinde bulunduğu siyasi sıkıntıdan yararlanarak, Margus’un ele geçirilmesiyle başlayan hareketine devam etmiş ve Balkanlara doğru ilerlemiştir. Attila’nın Belgrad’ı ve Niş’i de almasıyla Trakya’ya doğru hızla gelişen bu hareket, Batı Roma imparatoru Aetius’un araya girmesiyle kesintiye uğramış, kendisi Doğu Roma’nın vergilerini ödeyeceklerini ve kaçakları iade edeceklerini garanti etmiştir. Garanti olarak da oğlunu Hunlara esir olarak göndermiştir. Stratejik birçok kalenin Hunların eline geçmesiyle Balkanlarda Hunlarla mücadele edebilecek önemli bir güç kalmadı.
b- II. Balkan Seferi
447 yıllarına gelindiğinde Atilla’nın Doğu Roma politikası biraz daha sertleşmişti. Çünkü imparator II. Theodosios, Balkanlarda güvenliği sağlamak için Hunlara karşı bir müdafaa hattı geliştirme girişimindeydi. Ayrıca bu dönemde, Doğu Roma ağır bir mali kriz, salgın hastalıklar ve büyük bir depremin hasarlarıyla uğraşıyordu. İşte bu Bizans’ın içinde bulunduğu bu durumda, Attila’nın esas amacı Doğu Roma’yı kesin bir hakimiyet altına alıp, Batı Roma’ya yönelmekti. Yani cihan hakimiyeti ülküsünü gerçekleştirmekti. Attila Romalılardan daha önceden ödenmeyen borçların karşılığı olarak zorla vergi toplamış, kendisine elçi gönderilmesi, kaçakların iade edilmesi ve vergiler konusunda yazdığı bir mektubu elçileriyle göndermiş ve dönüşte Romalı elçilerinde onlara katılmasını istemiştir. II. Theodosios kaçakları iade etmeyeceğini söyleyince, Attila yola çıkmış ve Tuna Bölgesi’nin kilit yeri olan Ratiaria’ya saldırmış ve Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Sofya, Filibe, Silistre, Preslav ele geçirilmiş, Edirne kuşatılmıştır. Artık başkent İstanbul Hun tehlikesi altındadır. Bu sırada Prens Aspar komutasındaki birliklerinde 447’de Hunlara mağlub olması Roma için her şeyin sonuydu. Bu mağlubiyet sonucunda imzalanan Anatolius Barışı Antlaşması’na göre;
• Kaçaklar Hunlara iade edilecek.
• Bizans’ın ödediği senelik vergi arttırılacak.
• Ödenmeyen vergiler için 6000 libre altın Hunlara ödenecek.
Doğu Roma, bu zor şartları Hun korkusundan dolayı kabul etmek zorunda kalmış, o güne kadar saçma ve gereksiz yere harcanan imparatorluk hazinesini doldurmak için halktan haksız yere zorla vergi toplamıştır. Bu savaş Romalıları o kadar zor duruma düşürdüki açlıktan ve intihar ederek ölen birçok kişi oldu.
c- Balkan Seferleri’nin Sonuçları
• Bizans’a karşı gerçekleştirilen bu iki Balkan seferinde de Doğu Roma’nın Tuna boyundaki savunma mekanizması tamamen çöktü.
• Artık Hunlara engel olacak hiçbir güç kalmadı.
• Bizans’ın uğradığı ağır yenilgi onları Hunların istekleri doğrultusunda hareket etmeye zorlamış ve kesin olarak Hunların hakimiyetine girmiştir.
• Bizans’tan alınan altınlarla Hun hazinesi dolmuş ve Balkanlardaki sınırlar oldukça genişlemiştir.
HUN-BATI ROMA MÜNASEBETLERİ
437 yılında Aetius, Hunların yardımıyla Vizigot tehlikesinden kurtulmuştu. Aetius Batı Roma İmparatorluğu içerisinde Hunların yardımı olmadan makam ve iktidar elde edemiyordu. Aetius 441’e kadar batıda kazandığı başarılar karşısında Tuna Bölgesi’ni Hunlara terk etmişi. 425’ten beri Hunlar Batı Roma politikaları sayesinde para, yer, ganimet ve tecrübe kazanmışlardır. Ama daha sonra Doğu Roma’nın hakimiyet altına alınmasından sonra, Attila’nın Batı Roma siyasetinde belirgin bir değişiklik olmuş, artık hedef Batı Roma İmparatorluğu ve ardından da Sasaniler olmuştur. Attila’nın Doğu Roma elçileri ile görüşeceği sırada (447’de Edekon’un Bizans ile anlaştığı Attila’ya suikast girişiminde bulmak için gelen elçilik heyeti) Batı Roma politikasında ani bir değişim olmuştur. O ana kadar Batı Roma ile ittifak içinde olan Attila tutumunu değiştirip dünya hakimiyeti planını gerçekleştirmek istemiştir.
a- Campus Mauriacus Savaşı
Haziran 451’de Catalaunum’da Batı Roma İmparatorluğu ve Hunlar arasında olmuştur. Öğleden sonra üçten akşam saatlerine kadar süren bu dehşet verici savaşta kimse galip gelmedi. Atilla karargahına dönerken, Vizigot-Roma ordusu Hunların ok yağmurundan dolayı karargaha yaklaşamadılar. I. Theodorik atından düşerek öldü, Atilla ülkesine döndü. Savaşta Roma İmparatorluğu’nun başında Aetius vardı. Franklar, Sarmatlar ve Germen kavimleri vardı. Atilla’nın amacı Batı Roma İmparatorluğu’nu hakimiyet altına almaktı. Ama savaş Gotları hakimiyet altına alma bahanesiyle ortaya çıkmıştır. Attila sadece Gotlara karşı harekete geçecek, Romalıların ise yanında olacaktı. Romalılar ve Gotların birleşmesiyle oldukça büyük bir savaş meydana geldi. Çok sayıda asker öldü. Harbin feci sonuçlarına bakılarak harbin galibi ve mağlubu olmadığı ama Attila’nın salgın hastalıklara, açlığa rağmen ordusunu sağ salim döndürmesi, onun başarısını göstermektedir.
b- Roma Seferi
Mauriacus Savaşı’nın ardından yaklaşık bir sene sonra (452) Batı Roma’nın içinde yaşadığı iç karışıklıkları ve saray entrikalarını fırsat bilen Attila Aquileia şehrine kadar geldi. Bu şehir doğu sınırlarını koruduğu için önemliydi. Şehir 3 ay boyunca Hunların hücumuna maruz kaldı. Hunlar askerleri arasında erzak sıkıntısı yüzünden başlayan gerginlik nedeniyle neredeyse şehir alınamıyordu. Ama Attila’nın cesaret verici konuşmaları askerlere heyecan ve ümit vermiş imparatorluğun 9. büyük şehri ele geçirilmiştir. Birçok şehri ele geçiren, etrafa korku salan Attila’nın İtalya’ya kadar ilerlemesi Roma’yı korkuttu ve III. Valentinianus hükümeti topladı. Alınan bir kararla Papa I. Leon ve Trigetius Attila’ya elçi olarak gönderildi. Sonunda Romalıların bağışlanmak için yalvarmaları işe yaradı ve ateşkes imzalandı. Batı Roma yanlarındaki esirleri Hunlara teslim etti ve Atilla’nın hakimiyetinin göstergesi olarak da fazla miktarda altını kendisine verdiler. Bundan sonra Attila, Batı Roma’yı hakimiyet altına aldığını düşünerek, İtalya’yı terk etti. Attila Kuzey İtalya’da iken Doğu Roma bunu fırsat bildi ve Hun sınır birliklerine saldırdı, Aetius da ona yardım etti. Attila, bu sırada isyan eden Kafkasya Alanları üzerine de birlik gönderdi. Attila, Doğu Roma’nın yeni imparatoru Marcianus’a karşı sefer düşündüğü ve bundan sonra da Sassaniler üzerine yürümeyi planladığı sırada yeni yaptığı evliliğinin zifaf gecesinde ağzından ve burnundan kan gelerek vefat etti.
ATİLLA VE OĞULLARI
Attila öldüğü zaman arkasında sınırları tam olarak bilinmeyen Atlas Okyanusu üzerinden adalara ve belki Altaylara kadar uzanan büyük bir imparatorluk bırakmıştır. Attila’nın ölümüyle devlet parçalanma sürecine girmiş, onun yerini doldurabilecek biri olmamış ve merkezi otorite zayıflamıştır. Sonuçta hakimiyet altına alınan kavimler isyan etmiş, kardeşler arasındaki taht kavgaları da çözülmeyi kolaylaştırmıştır. Attila’nın baş hatunu Arıkan’dan dünyaya gelen üç oğlu vardır; İlek, Dengizik ve İrnek.
a- İlek Zamanı
Attila’nın en büyük oğludur. Babasının sağlığında Doğu kanat beyi olarak görev yapmıştır. Hun asıllı Akatir’in başında bulunmuştur. Hakimiyeti çok kısa süren Akatir merkezi gücü korumaya ve isyan eden kavimlerin hareketlerini durdurmaya çalışmıştır. Gepid Kralı Ardarik ile karşı karşıya geldiği, Hunların parçalanmasında hayati önem taşıyan bu savaşta mağlub olmuştur (454). Çok sayıda kayıplar veren Hunlar geri çekilmişler ama toprakları kavimler tarafından paylaşılmıştır.
b- Dengizik ve İrnek Zamanı
Kendilerine sadık kalan ve topraklarını kaybeden Hunlarla birlikte Karadeniz’in kuzey bölgelerine çekilmişler böylelikle Doğu Gotları’nın topraklarını işgal etmişlerdir. İrnek Attila’nın en çok ümit bağladığı en küçük oğludur. Attila’nın ölümünden sonra bu iki oğlu imparatorluğu yeniden canlandırmaya çalışmışlardır. Gotlarla mücadele etmişler fakat başarılı olamamışlardır. Bu mağlubiyetten sonra, Dengizik ve İrnek Bizans’a elçi gönderip ticari faaliyetleri yinelemek istemişlerse de bu olumlu karşılanmamıştır. Bunun üzerine Dengizik savaşmak istemiş, İrnek ise bunu doğru bulmamıştır. Çünkü o sırada kendi iç karışıklıkları mevcuttur, ayrıca doğudan gelen Ogur göçü vardır. Ogurların gelişi zincirleme bir harekettir. Ogurlar, Sabirlerle yaptıkları savaş neticesinde yerlerini terk etmişler, Sabirlerde Avarlar yüzünden hareket etmişlerdir. Avarları ise yırtıcı kuş saldırıları vatanlarından çıkarmıştır. Ogurlar Akatir Hunlarını yenerek Doğu Roma ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Dengizik 469’da Bizans’a karşı açtığı savaşta vefat etti. İrnek’te 466’dan itibaren Bizans’ın tebası olarak Kuzey Dobruca’ya yerleşti. Kuzey Dobruca’dan yavaş yavaş Doğu’ya çekilen İrnek’e bağlı Hunlar kuzeybatı Karadeniz sahillerindeki Ogur grupları ile birleşerek tarihte Bulgar diye bilinen Türk devletini kurdular.
Kaynak: Ali Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hun İmparatorluğu, TTK Yayınları, Ankara 2001′den özet ve derleme ile hazırlanmış notlardır.
www.muverrih.net’ten alınmıştır.
2688 okunma

One comment
Yorum Yapın