Ahde “Vefa”

Okunma: 165
OKMİMY PROJESİ 21 Kasım 2017 09:35
Videoyu Aç Ahde “Vefa”
A
a

Bir yanda Valens/Bozdoğan Su Kemeri, bir yanda 16.yüzyılın tipik külliye formlarından biri olup Bozdoğan Su Kemeri’nin ayaklarına, annesinin eteklerine dolanan bir çocuk gibi kondurulan Gazanferağa Medresesi, diğer yanda 50’li yılların Atatürk Bulvarı ve bu yol çalışmaları ile yitip giden onca eserin çok da uzak olmayan geçmiş bir günde verdiği son nefesinin tahayyülü ile Vefa

Hocamız kısaca Vefa semtinin Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ekabir semti olduğundan bahsetti. Bizans döneminde Tauri Forumu’na yakınlığı ve dönemin prestijli ailelerinin ikamet ettiği, pek çok önemli dini ve idari yapının yakınında bulunan Vefa semti, Osmanlı döneminde de maddi-manevi ihya edilmeye çalışılan ilk semt olması açısından önemlidir. Zira bir hadis-i şerifin müjdesine mazhar olmak üzere fethi gerçekleştirilen Konstantiniyye’yi bir İslam beldesi olacak olan İstanbul kılma yolunda atılan ilk adımlardan birisi de Şeyh Ebu’l-Vefa Hazretleri öncülüğünde Vefa semtinin şenlendirilmesi olmuştur.


Bir semtin ihyası yalnız o dönemin insanlarına değil kendilerinden sonra gelen nesle de, yapıldığı dönemin hayat görüşünü, ihtiyaçların nasıl karşıladığını, varlık görüşlerinin mimariye nasıl yansıtıldığını göstermesi açısından önemlidir. Bizler de bu nedenle bugün hocamızın da tabiri ile Vefa semtini mekansal perspektiften okuma gayretine girdik. Bunun için deVefa’nın silüetine, kokusuna, seslerine, tatlarına, insanına aşina kılmaya çalıştık kendimizi.
İlk durağımız 1775 tarihli Recâizâde Mehmed Efendi Sıbyan Mektebi ve Sebili idi. Yapıyı evvela dışarıdan bir bütün olarak incelemeye daha sonra ise içerisine girerek işlevini görmeye çalıştık. 18.yüzyılda organik bir bütünlük olarak birlikteliğini kaybetmeye başlayan külliye formunun örneklerinden olan Recâizâde Mehmed Efendi Sıbyan Mektebi ve Sebili yine de  bu dönemin mektep merkezli küçük bir külliye formunu sunmaktadır bize. Türk baroğu diyebileceğimiz bir üslupta klasik ile baroğun birlikteliğinin meczedilmiş olduğu yapı bizi önce kitabesi, sebili ve sade ama vakur görüntüsü ile karşıladı. Tevazu gereği alçak yapılmış olan kapısından girdikten sonra sizi bugün kütüphane olarak kullanılan ve yazma eserlerin sergilendiği odası ile karşılamaktadır. Üst katında yine bugün kütüphane işlevi gören bir talebe odası olan yapı  küçük bir alanda yapılmış olmasına rağmen oldukça kullanılmış bir şekilde kullanıma sunulmuştur.


Sıbyan mektebinden çıkarken yaşadığı dönemi ve çocuklarla şenlenen günlerini ona geri vermek istercesine zihinlerimizde gerçmiş zamandan kalma siyah beyaz bir film gibi kurguladığımız bir hayal ile Ekmekçizâde Ahmed Paşa Medresesi’ne vardık. Bugün İlim Yayma tarafından çeşitli vesilelerle kullanılmakta olan bu 17.yüzyıl klasik Osmanlı külliyesi bütün bir semtin hareketli hayatından bizi adeta huzura gark eden bir dünyaya aldı. Medrese, çeşmesi, türbesi, haziresi ve mescidi ile inşa edilmiştir. Ancak bu külliyede merkez yapı medrese olması yani ilmi ön plana çıkarması açısından önemlidir. Klasik mimarinin unsurları ile inşa edilmiş yapıda bulunan bâninin türbesi ile mescid arasına yapılmış olan pencere açıklığı üzerinde düşünmemiz gereken önemli noktalardan birisiydi. Belki de namaza gelen cemaate bir hatırlatıcı olarak buraya yapılmıştı. “Gideceğin yerin hesabını şimdiden tut!” dercesine ölümü, daha hayat damarlarımızda dolaşır iken yaşamalı, ölmeden önce ölmeliyiz, diyordu belki de…


Şeyh Ebu-l-Vefa’ya komşu olarak anılan Vefa Kilise Cami yahut namı diğer Molla Gürani Camii’ne giderken gözlerimiz Vefa’nın ihya edilmeyi bekleyen, yıkık dökük sokaklarını gördükçe hazin bir duyguya bulandı. Zira nerden nereye... Alimler semti olan, gönülleri ihyaya öncülük eden Vefa’nın ahşaptan evleri yıkık dökük ve hatta kimisinin yerinde yeller esmekteydi… Bir zamanlar gönülleri ihyaya vesile olan bir semtin ihya bekler halde olması yüreklerimizi burdu. Vefa Kilise Camii’nin ise rutubete terk edilmiş ve namaz vakitleri haricinde uğrayanı olmaması da yalnızlığına mühürlenmiş olan sessizliğinin üzerimize sinmesine sebep oldu. Vefa’yı yalnız öğrenmeye değil anlamaya da geldik zira. Yalnız gülen, yaşayan yüzünü değil, mahzun, yardım bekleyen yanını da gördük.

Vefa Kilise Camii, kilise olarak kullanıldığı dönemden kalma freskleri ve günümüzde estetik(!) adına eklenen diğer bazı unsurlarla hangi döneme ait olduğunu kestiremediğimiz bir halde bir başınaydı…


İçine giremesek de dış silüeti ile bizlere içine dair de pek çok fikir veren 1774 tarihli Atıf Efendi Kütüphanesi ise geçirdiği restorasyon ve bakımlar ile oldukça iyi bir durumda hâlâ semtin topoğrafyasına en ugun bir biçinde inşa edildiği köşesinde geleninigeçenini karşılıyordu. Artık külliye yapısının ortadan kalktığına ve mimari unsurların müstakilleştiğine delalet eden kütüphane binası, aynı zamanda kitapların derlenmesi ve toplanmasına verilen önemin ön plana çıktığına delalet etmesi açısından da önem arz etmektedir.


Semtin isim babası olan Ebu’l-Vefa tarafından yaptırılan külliye ise semtteki en eski tarihli Osmanlı eserlerindendir. Geçiridiği yangından sonra harap olan külliye 18.yüzyılda yeniden inşa edildikten sonra bugüne yalnız cami, türbe ve  haziresi ulaşmış ve medrese binasının ise bazı kalıntıları harap halde avluda bulunmaktadır. Pek çok kimselerin kalbine dokunan bu tekke formatındaki külliyeler İslam’ın gönüllere sızmasında ve orada yıllar boyunca yeşererek böylesi bir medeniyetin kurulması açısından son derece önemli bir yer işgal etmişlerdir. Vefa Hazretlerinin manevi önderliği de bu açıdan yeri doldurulamaz bit öneme haizdir.

Darul’l-hadis Çeşmesi olarak isimlendirilen ve muhtemelen sokakların kesişme noktasında mahalle halkının ortak kullanımına tahsis edilmiş olan su yapısı bugün Vefa semtinde çevresinden bağımsız adeta yabancı bir diyarda yaşarcasına geçiriyor ömrünü. Belki de onca bina yabancıdır bu semte de bir çeşme yerlisidir oranın. Kimbilir…


Vefa deyince akla gelen tarihi bir tad olan bozayı es geçmeden bitiremezdik tabi günümüzü. Aynur Hocamızın bizim belki de farkına bile varmadan geçip gideceğimiz pek çok şeye nazarımızı değdirdiği Vefa’da tarihin yaşayan tadlarından olan bozacıda bozalarımız ile tatlı bir sohbete dalarak gezimizi nihana erdirdik.

Başta Aynur Can hocamıza ve projemizi destekleyen İstanbul Tarih ve Kültür Derneği Derneği ile Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bir semte “Vefa”nın hiç de kolay olmadığını idrak etmemize vesile olmaları açısından teşekkürü bir borç biliriz.
 

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde