İbrahim AKKURT

Fetih Ruhu

Sultan Fatih’in fetihlerinden, askeri ve idari başarılarından ziyade kendisinden önce 29 defa kuşatılıp alınamayan müjdelenmiş şehir İstanbul’un fethinin arka planına, Fetih Ruhu’na temas etmeye çalışacağız.

2 Ocak 2017 11:46
A
a

28 yıllık padişahlığı süresince 2 İmparatorluğu tarihten silmiş, 14 devlet ve 200 şehir fethederek Fâtih ünvânını Hz. Peygamber’den alan Sultan İkinci Mehmed, devletin sınırlarını 2.214.000 km2’ye genişletmişti ki, bu 3 Türkiye Cumhuriyeti demektir. Balistikteki keşifleri, Matematik ilmindeki dehası, dinî ilimlerde büyük bir âlim olması, Arapça, Farsça, Yunanca, Sırpça, İtalyanca ve benzeri önemli dünya dillerinden birçoğuna vâkıf olması, onu Osmanlı tarihinin en büyük askeri, devlet adamı ve âlimi olduğunu, düşmana ve dosta söyletmiştir. Biz bu yazımızda Sultan Fatih’in fetihlerinden, askeri ve idari başarılarından ziyade kendisinden önce 29 defa kuşatılıp alınamayan müjdelenmiş şehir İstanbul’un fethinin arka planına, Fetih Ruhu’na temas etmeye çalışacağız.



Tarih boyunca ismini tarih kitaplarına altın harflerle yazdıran birçok devlet başkanı olmuştur. Bunlardan kimisi askeri başarılarıyla, kimisi izlemiş olduğu mahirane politikalarıyla, kimisi de hoşgörüsü ve mütevaziliği ile ön plana çıkmıştır. Bazı tarihi şahsiyetler de vardır ki tüm bu meziyetleri şahsında toplamış ve bu meziyetleri verene şükür manasında ömrünü bu nimetleri verene şükür anlamında işlerle geçirmiştir. Osmanlı padişahlarından Sultan İkinci Mehmed, tüm dünyaca bilinen ismiyle Fatih Sultan Mehmed bahsi geçen tarihi şahsiyetlerin başında gelmektedir. Birçok sultanın rüyasını süsleyen İstanbul’un fatihi olmak, İslam Peygamberi Sevgili Peygamberimiz’in müjdelediği komutan olabilmek nicesinin belki de en büyük arzusuydu. Fakat bu müjdenin öznesi olabilmek için ilim, irfan, tecrübe sahibi olmak kısaca maddi ve manevi olgunluk sahibi olmak gerekirdi. II. Mehmed, öyle bir evde ya­şıyordu ki içinde yaşayanların hiçbiri, hiçbir sabah namazını kazaya bırak­mıyor, günün her saatinde kubbeleri Kur’an tilavetinin insanı vecde getiren ilahi terennümüyle yıkanıyor; odala­rında, salonlarında, koridorlarında na­atlar, münacatlar, ilahiler dolanıyor, küçükten büyüğe herkes hayrat düşü­nüyor, iyilik konuşuyor; adımlar sevap ve günah kavramlarının şuurunda atılıyordu.



Bütün tarihimizde olduğu gibi büyük kahramanlıkların arkasında o büyük kahramanları yetiştiren manevi büyüklerin asıl etkisi ve tesiri vardır. Her maddi iktidarın arkasında bir manevi iktidar vardır. Nitekim Osmanlı Tarihinde buna sıkça şahid olmaktayız. Osman Gazi’nin manevi iktidarı Şeyh Edebali Hz., Sultan Birinci Ahmed Han’ın manevi iktidarı Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdayi Hz., Yıldırım Bayezid Han’ın manevi iktidarı Emri Sultan Hz.’dir. Bu misalleri çoğaltabiliriz. Fakat belki de bu yönüyle bakıldığında padişahlar içerisinde en şanslısı İstanbul’un fatihi Fatih Sultan Mehmed Han’dır. Çünkü devrinde ilimde kutup olan birçok alim ve yol göstericisi olmuştur. Başta Akşemseddin Hz. Olmak üzere Molla Gürani, ve Molla Hüsrev var ki Ayasofya camii’nde bir Cuma namazı öncesi Sultan Fatih : - “Ayağa kalkın devrimizin İmam-ı Azam’ı geliyor” diyerek Molla Hüsrev’i taltif eylemiştir kendisini. Osmanlı padişahları cihana hükmedip Cihan Padişahı payesini alırlarken, gönüllere padişah olan hocaları da Gönüllerin Padişahı olmuşlardır. Bu bağlamda Sultan İkinci Mehmed’i Fatih yapan çevreyi, atmosferi iyi bilmek iyi kavramak gerekmektedir. Geleceğin fâtihi, babasının yönlen­dirmesiyle devrin en seçkin âlimlerin­den ve en seçkin kılıç ustalarından ders almaya başlar. “İstanbul’un Manevi Fâtihi” olarak anılan Akşemseddin’in yanı sıra Molla Gürani, Molla Hay­reddin, Molla Zeyrek, İbnü Temcid, Molla Hüsrev, Vezir ve Hoca Yusuf Sinan Paşa, Bursalı Vezir Ahmed Paşa, Çelebizade Abdülkadir Ami­dî, Molla Ayas, Molla Hasan Çelebi, Molla Siracüddin Paşa, Müderris Is­partalı Abdülkadir Hamidî, Hocazade Müslihüddin Mustafa Efendi de gele­ceğin fâtihine edebiyat, din ilimleri, fen ilimleri, askerlik öğretmişler, onu her bakımdan mükemmel bir insan, cihangir bir padişah, kısacası bir “Fâ­tih” olarak yetiştirmek için ellerinden gelen bütün gayreti göstermişlerdir. 



Geçmişten günümüze tarihsel süreçte başarı kazanan insanlar hedeflerine kilitlenip, o iş ile yatıp kalkmakta ve adeta işinin delisi olmaktaydı. Hazreti Peygamberin Mirac’a yükseldiği, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’nın haçlı işgali altında olmasını hazmedemeyen, gözlerine uyku girmeyen Selahaddin Eyyubi proje hazırlayıp, güçlü bir irade ortaya koyarak Allah’ın yardımı ile hedefine ulaşmıştı. Şehzade Mehmed de küçüklüğünden itibaren İstanbul’un fethine dair kafa yormuş, gecesini gündüz eyleyerek bu uğurda deli-divane olmuştu. Bir defasında hocası Molla Gürânî, Şehzâde Mehmed’in, vakit gece yarısı olduğu halde odasının ışığını yanık olarak gördü. Merak etti. Yanına girdi: “–Şehzâdem niye uyumadın?” dedi. O da: “–Hocam, mütâlaa ediyordum..” karşılığını verdi. Hocası sordu:“–Hangi dersi mütâlaa ediyordun?” Fâtih cevap vermeyip sustu. Hocası çalıştığı dersi merak edip O’nun masası üzerindeki yığınla evrâkı karıştırdı. Hepsi İstanbul’un müstakbel fetih projeleri idi. O, fethin nasıl gerçekleşebileceğini plânlıyordu. Hocası: “–Bunlar nedir evlâdım?” deyince Fâtih, içinde gizlediği sırrı açıklamak zorunda kaldı. Hocasına: “–Hocam! Sır olarak kalması şartıyla nicedir uykusuz kalıp da yaptığım çalışmaların ne olduğunu söyleyebilirim.” dedi. Hocasının mütebessim bir çehre ile başını salladığını görünce devam etti: “–Hocam! Bu iş nicedir içimi yakıp kavurmaktadır. Düşünüyorum ki, tâ sahâbe-i kirâmdan beri defalarca muhâsara edilen ve mübârek ashâbın kanları ile sulanmış bulunan şu Kostantiniyye şehri niçin fethedilemiyor?.. O beldeyi fethetmenin yolu nedir? İşte bu yüzden uykularım kaçıyor, sabahlara kadar plânlar yapıyorum…” Bu kavruk ifâdeleri dinleyen hocası, küçük Fâtih’i son derece takdîr etti. Ayrıca O’nun bu işi başarabilmesi için gerekli haslet, meziyet ve seviyeye bir an evvel ulaşabilmesi yolunda da şu yön verici nasîhatte bulundu. “–Evlâdım! Bu büyük zafere nâil olmanı can ü gönülden arzu ederim. Lâkin ben, senin câhil bir sultan olmanı değil, âlim, ehl-i kalb ve firâset sahibi bir hükümdar olmanı isterim. Zaten Kostantiniyye şehrinin mutlakâ fethedileceğini kaç asır evvelden âhir zaman Peygamberi Muhammed Mustafâ (s.a.v) Efendimiz: «Kostantiniyye elbette fethedilecektir! Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir!..» buyurarak bildirmişlerdir. Bu itibarla Hazret-i Peygamber (s.a.v)’in medh ederek müjdelediği o büyük şanlı fetih, mutlakâ ki âlim, âdil, dirâyetli ve daha birçok üstün meziyetlere sahip bir kumandan tarafından gerçekleştirilecektir. Dolayısıyla senin, maddî ve mânevî her türlü eğitimini tekmîl ettikten sonra o büyük fethe seferber olman, rûhumun en büyük emelidir…” Küçük Şehzâde, hocasının gönlünden taşan bu samîmî nasîhatlerindeki nükteleri kavrayarak, yıllar yılı bunlardan mânevî bir kuvvet aldı. Hedeflenen dirâyet ve kemâlâta ulaşabilmek için gece gündüz gayret etti Nitekim çok erken yaşlarda “feth-i mübîn” ile zihnen son derece meşgûl olup âdetâ bu mes’elede fânî olan Şehzâde, ilim yolundaki gayretini de eksiltmeyerek kısa zamanda Arapça, Farsça, Latince, Sırpça ve Yunanca’yı öğrendi.



Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz bir hadis—i şerifinde “Kemâ tekûnû yüvellâ aleyküm – Nasılsanız öyle yönetilirsiniz” buyurmaktadır. Fatih Sultan Mehmed Han gibi bir dehaya sahip olan millette mutlaka necip, ihlaslı, ahlaki meziyetlere haiz bir millet olmalıydı. Çünkü Fetih Ruhuna sahip bir millete Cenab-ı Hakk böylesine kaliteli, bir idareci nasib ederdi. Sultan Fatih’in İstanbul’un fethi öncesi Edirne Çarşısında yaşadığı şu olay kendisini fethe biraz daha yaklaştırmıştır: Fatih Sultan Mehmed, bir gün yiyecek maddelerinin kalitesini ve fiyatlarını teftiş etmek maksadıyla, tebdil-i kıyafet ederek çarşıya çıktı. Bir dükkana girdi. Selam verdikten sonra: ''-Bana yarım batman yağ,... yarım batman bal ve yarım batman da peynir ver.'' dedi. Bakkal, yarım batman yağ tartıp parasını hesap ettikten sonra: ''-Ağam, diğer istediklerinizi de karşı komşumdan alınız. Zira, hem onun malı daha iyidir, hem de komşum daha siftah etmedi!'' dedi. Padişah ikinci dükkana varıp oradan da yarım batman bal alınca, bu bakkal da ona: ''-Allah'a şükür olsun ağam, ben siftahımı ettim, hem de çocuklarımın nafakasını çıkardım. Bundan sonrası kârdır. Komşumsa daha siftah etmedi.'' dedi. Esnafın bu kanaatkârlığını iftiharla gören padişah: ''Bu milletteki bu âhlâki üstünlük ve dürüstlük yok mu, ona dünyalar fethettirir.” diyerek Allah’a şükürler etmiştir.

Yazımıza burada son verirken şu sözle sizlere veda etmek istiyorum. “İlk önce kendini, sonra aileni, sonra çevreni feth et, İstanbul arkandan gelir” Fetih ruhuna sahip bireyler olup yeni fetihlere layık olabilmek ümidiyle…

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde